TR EN

Dil Seçin

Ara

Yıldızlar Yerinde Duruyor, Ya Biz Neredeyiz? / Evren Yürüyüşleri

Yeni bir yürüyüşün haberlerini vermeye çalışacağımız bu satırlara bir sorgulama ile başlamak yerinde görünüyor. Hem böylece nereye, niye yürüdüğümüzü de bilelim. Varsa, bize yürüyüşümüzde eşlik edecek yoldaşlara da bir çağrıdır bu sorgulama.

Zafer Dergisinin çeyrek yüzyılı geride bırakan inşaallah “muzaffer” olmuş yürüyüşüne kıyısından katılmış biri olarak, ömrümüz olursa, bir-iki çeyrek yüzyıla daha izler bırakmamız gerektiğini düşünüyorum. Yürüyüşümüzün sonunda bizi semâya götüreceğini hesaba katarsak, şimdi burada, yeryüzünde, gözleri ötelere tanıdık eden, gayba aşina eyleyen nazarlarla süslememiz gerek. “Evren Yürüyüşleri”ni işte bu niyetle başlatmak istiyorum. Yolumuz uzun ama heyecanlı da.

Şimdi gelelim geride bıraktığımız çeyrek yüzyılın sorgulamasına… Benim hatırladığım kadarıyla, 80’li yıllarda ’ilim-teknik serisi’ ile alevlenen, Zafer’in ve Köprü’nün farklı tonlarda sürdürdüğü “kâinat okumaları” oldu. Şimdilerde ise müminler tarafından kevne dair çok az şey yazılıyor. Gerçi bu konuda öteden beri çıkan birkaç dergi var. Ancak görünen o ki ortak bir akıl gelişmiş değil bu konuda. Ufku olan ve ayakları yere basan bir söylemin işlendiğini ya da geliştirildiğini söyleyemeyiz. Üstelik, geçenlerde bu dergilerden birinde okuduğum bir makalede (depremi koyu bir determinizmle açıklayan bir profesöre cevap olarak yazılmıştı) hâlâ çok eski bir hatanın izlerini görünce daha da üzüldüm. Güzel bir niyetle hazırlanan çalışmanın takdim kısmına bile bu defektli “pozitivist” bakış açısının bulaşmış olması ilginçtir. Diğer taraftan ‘bilim araştırma’cılar özellikle evrim karşıtı söylemde ve fosil polemiğinde kalmış görünüyorlar.

90’lı yılların ateşli ekonomik ve siyasal heyecanları arasında bu dava unutuldu ya da önemsiz görüldü. Hem zaten, Risale-i Nur muhatapları dışındaki ehl-i din de görünen kurumsal tavırlarıyla mevzuyu pek önemser görünmüyordu. “Vatan kurtarma” sevdası uğruna Risale-i Nur rehberliğinde “kitab-ı kâinat” adına yapılan tefekkür denemeleri “börtüböcek edebiyatı” diye küçümsenegeldi.

Siyaset heyecanıyla uyandıkça daha da mahmurlaşan bir kitlenin Et-Balık kurumunun yerli ve yabancı sermayeye yağmalanması kadar et ve balık nimetini sebeplere ve tesadüflere yağmalamamayı dert edinmesini bekleyemezdik elbet. İktidar hesaplarının dürtüsüyle kıvranan beyinlerin, bir sinek kanadı üzerindeki ince hesapları küçümsemesi kaçınılmazdı.

Peki ya bize ne oldu? “Börtüböcek”le bunca meşgul olmuş, yıldızları ve çiçekleri dert edinmiş kafalar da mı yeryüzü hesaplarıyla meşgul? Kur’ân’ın yıldızlara kasem ettiğini, deveden, dağdan ve yağmurdan ısrarla söz açtığını, sineği misal getirmekten çekinmediğini bilen her Kur’ân muhatabına ve özelde Kur’ân’ı Risale-i Nur okulundan tahsil edenlere ne oldu? Şüphesiz bu sorunun ilk muhataplarından biri de benim.

Bugünlerde imzalama vesilesiyle elime sık sık aldığım Bilimin Öteki Yüzü’ne kayıtlı söylemlerin üzerinden en az 10 yıl geçtiği halde, bu süre içinde konu üzerinde sistematik bir gayret göstermediğimi esefle fark ediyorum. Hele de aradan geçen bu kritik sürede çocuk babası da olunca, bir “kâinat okumaları” egzersizinin eksikliğini daha bir hissediyorum. Çiçeğin selamını farkeden, yağmurun “tenzil”ini seyrederken, güneşin “kararına doğru” gidişini bilirken, dağların “direkli hazineler” oluşunu hatırlarken, bu bakışımızın yeni kuşağa ulaştırılması konusunda elimizde pek canlı bir malzeme ve dahası niyet yok gibi...

Şimdi buradan baktığımızda gayretler cılız, çalışmalar dağınık görünüyor. Oysa, ehl-i imanın bile bilmeyerek kullandığı “küfrü işmam eden kelimeler”de saklı ideoloji, sistematik ve sürekli bir telkine dönüşmüş durumda. Meselâ, artık evrimin Darwin adıyla bir ilgisi kalmamış ve adeta folklorize edilmiş gibi. Evrimcilik, cümle kuruluşlarında gizlenmiş ve benimsenmiş bir evrimcilik var. Kimse açıkça “rastgele” ya da “kendi kendine” oluştan söz etmiyor. Ama, rastgeleliği çağrıştıran, başıboşluğu ima eden gözlemler halkın diline bile inmiş durumda.

Artık, orada burada dağınık ve küllenmiş halde bekleyen zihinleri ortak bir gündeme çekip bir “ortak akıl” oluşturma zamanı gelmiştir. “Kâinat Okumaları” yapma zemini şimdi her zamankinden daha müsaittir.

Esefle değil, şevkle soralım dilerseniz kendimize: “Nerede kalmıştık?” Daha önce yapmıştık ve bir yere kadar gelmiştik. Daha güzelini bundan sonra da yapabiliriz. İstersek, bundan ötesine de yürüyebiliriz.

Bakın yıldızlar hâlâ yerinde duruyor.

Biz neredeyiz?