TR EN

Dil Seçin

Ara

Biz Neyiz? Neredeyiz? Bunlar Niçin?

Biz Neyiz? Neredeyiz? Bunlar Niçin?

Yatsı namazına daha var, caminin etrafındaki yeşilliklere uzandım ve gözümü göğe çevirdim. Karşımda uçsuz bucaksız gökyüzü, tüm ihtişamıyla bakanı büyülüyor. Bir sürü irili ufaklı yıldızlar ve parlak bir tas gibi ışık saçan ay... Kâinatı ve bu sonsuzlukta zerre kadar bile yer işgal etmeyen kendimi düşünüyorum.

Bu dünyaya isteğimle gelmedim. Kendim istemesem de bir gün gideceğim ve şu an işte buradayım. Tıpkı benim gibi, bu dünyadan milyarlarca insan gelip geçmiş. Şimdi hayatta olma sırası bende. Benden sonra da başka kimseler gelecek ve yaşayacak. Belki böyle uzanıp gökyüzünü seyredebilecekleri bu yeşillikler kalmayacak ama gelecekler ve ben gideceğim. Onlar nereden gelecek? Ben nereye gideceğim? Bu dünyaya neden geldik?

Seyrettiğim bu kâinat ne harika. Isı ve ışık kaynağı Güneş; etrafında usanmadan dönüp duran gezegenler ve Dünya. Dünya biraz yakın olsa sıcaktan, uzak olsa soğuktan yok olacağız. Güneş ve Dünya birbirini çekiyor, aynı yörüngede durması sağlanıyor. Neden çekiyor? Bu soru, pozitif ilmin bile konusu değil.

Kâinatta güneş sistemi gibi sayısız sistem var. Görünen en yakın yıldız, Dünya’ya 4 ışık yılı uzaklıktaymış. Yani 4 x 365 x 24 x 60 x 60 x 300.000 kilometre. Demek ki şu gördüğüm yıldızın ışığı en az 4 sene önceye ait. Şu an uzaya gönderdiği ışıklarını ise ancak 4 yıl sonra görebileceğim.

Önümde bir teleskop olsaydı daha farklı bir manzara görecektim. Bugünkü teleskoplarla kâinatta 200 milyar kadar galaksi olduğu düşünülüyor.

Dünya’nın yapı taşları olan atomları düşünüyorum. Yine ortasında bir çekirdek, etrafında sürekli dönen elektronlar var. Adeta kâinattaki yıldız sistemlerinin küçük birer modeli. Çekirdekle elektron arasında, kendi hacimlerine göre çok büyük boşluklar mevcut. Bu boşluklar kalmayacak şekilde birleşmesi ve dünyadaki bütün atomların böyle yan yana getirilmesi mümkün olsa, uzmanların hesaplarına göre dünyayı bir kibrit kutusuna sığdırmak mümkünmüş. Şu koca dağlar, denizler, hepsi... Bu yoğun madde teorik olarak enerjiye dönüşebileceğine, enerjinin ise ağırlığı olmadığına ve niteliği bilinmediğine göre biz bu dünyada gerçekten var mıyız, yoksa bir rüyada mıyız? İnsan, uykudan uyanınca rüyada olduğunu anlar. Acaba, biz de ölünce “meğer rüyadaymışız” mı diyeceğiz?

Zihnim bir film şeridi gibi atomlardan, bilinen en küçük canlılar olan virüslere geçiyor. Küçük virüslerin çapı nanometrelerle ifade ediliyor. Atom başlı başına bir harika. İnsan hücresinin yanında basit görünen virüs ise atoma göre çok daha karmaşık.

Hücreler, insanın yapı taşları. Onların çapı, mikronlarla ifade ediliyor. Bir hücreye binlerce virüsün sığabileceğini ve karmaşıklık yönünden bu kadar kat mükemmel olduğunu öğrenince hayretler içinde kalıyorum.

Bütün vücudumda, kendi başına birer canlı olan bu hücrelerden kaç tane var? 30-40 trilyon adet olduğunu öğrenince şaşkınlığım daha da artıyor. Bedenim açılıp bakılsa bu hücrelerden ve hücrelere ait gereçlerden başka bir şey bulunmayacak. Onlar birleşmiş ben olmuşum. Öyleyse ben neyim ve neredeyim?

Vücudumun gelişmesini düşünüyorum. Anne karnında tek bir hücreydim (zigot). Hücre sayısı büyük bir hızla arttı. Her organdaki hücreler, o organın büyüklüğüne göre çoğaldı. Aynı tek hücrenin evlatları oldukları hâlde, birbirine hiç benzemeyen ayrı şekiller ve özellikler edinerek, vücuttaki çok çeşitli hücre görevlerinden belli birer bölümünü üzerine alacak ve diğer görevlerle ilgisini kesecek şekilde ihtisaslaştılar.

Bir hücreyi düşünüyorum. Kendisine göre pek karmaşık hayat olaylarını son derece kolay, emin ve sağlam bir şekilde yürütmeye elverişli önemli yapılar mevcut. Bizim vücudumuz milyarlarca küçük canlı demek olan hücrelerle dolu olduğu gibi, hücreler de binlerce küçük canlı varlıkla dolu. Hücre böyle binlerce canlıdan oluşuyor, trilyonlarca canlı hücre ise beni meydana getiriyor. Ben ise şu dünyadaki milyarlarca insandan sadece biriyim. Milyarlarca insanın yaşadığı şu içinde bulunduğumuz dünya ise, kâinattaki sayısız gezegenden sadece biri.

Tekrar hücreye dönüyorum. Bir tek hücre kendi başına canlı demiştik. Nereden idare ediliyor? Çekirdekten (nükleus). Çekirdek ise DNA molekülünden. DNA ise enzimler ve haberci RNA aracılığıyla genlerden idare ediliyor. Peki, genleri kim idare ediyor? Bilim buna cevap veremiyor.

Aynı soruyu insan için tekrarlıyorum, “beyin” cevabını alıyorum. Beynin en yüksek merkezi neresidir? Bütünüdür demek doğru olur. Peki, beynin bütünü nereden idare ediliyor?

Kendi isteğimle gelmediğim bu dünyadan, kendim istemesem de gideceğim. Nereden geldim, nereye gideceğim? Bilimler ne kadar gelişirse gelişsin bu sorulara cevap veremez. Çünkü bunlar, ilmin araştırma sahasına ve laboratuvara girmez. Fakat cevaplandırılması gereken ve her an güncel olan, hayatın en önemli soruları bunlar: Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Niçin dünyadayız?

Zihnim bu sorulara cevap ararken, yatsı vakti gelmiş ki birden etrafı tatlı bir ezan sesi doldurdu: “Allahuekber, Allahuekber...” Doğruldum, camiye yöneldim. İçim aydınlandı, yüreğim ferahladı. Aradığım cevap buradaydı: “Eşhedü en lâ ilahe illallah. Eşhedü en lâ ilahe illallah...” Ezan devam ediyordu.