TR EN

Dil Seçin

Ara

Yansımalar

“Başkalarının savaşıyla uğraşayım derken, kendindeki yaman savaşı gözden kaçırma.”

— Hz. Mevlana Celâleddîn-i Rûmî, kalb ile nefis, iman ile küfür arasında iç dünyamızda her daim yaşanan mücadeleyi unutmamaya çağırıyor bizi.

 

***

 

Kalkınmanın Böylesi

Alın size bazı rakamlar:

• BM verilerine göre, dünya nüfusunun kayıtlı yıllık 30 trilyon dolar gelirinin 24 trilyon doları, dünya nüfusunun yüzde 16’sına ait. Geriye kalan 6 trilyon dilim ise, dünya nüfusunun yüzde 84’üne.

• İsviçre’de kişi başına düşen gelir 40.000 doları bulurken, Mozambik, Bangladeş ve Afganistan’da bu rakam 90 doları aşamıyor.

• 1996 verilerine göre, dünyada 800 milyondan fazla insan açlık sınırında yaşıyor. Ve bu rakam, yıldan yıla artıyor.

• Amerikan petrol devi Exxon’un yıllık net kârı, 13 Afrika ülkesinin toplam borcuna eşit.

• Dünyanın en zengin 358 ailesinin yıllık geliri, dünya nüfusunun üçte birinin gelirine eşit.

• Her yıl su kirliliğinden dolayı ölen çocuk sayısı 3 milyon. Avrupa’da ev hayvanlarının mama satışlarının yıllık cirosu 17 milyar dolar. ABD’de her yıl zayıflama için harcanan para 25 milyar dolar. Dünya genelinde susuzluğu önleyip temiz su teminini mümkün kılacak projelerin toplam bedeli 8 milyar dolar.

Bu rakamları gördükten sonra siz ne düşündünüz, bilmiyoruz. BM verilerine dayanarak bu rakamları aktaran Yeni Şafak yazarı Sami Hocaoğlu, şunu düşünmüş: “Batının kalkındığı şartlarda kalkınmak, yüz kızartıcı bir insanlık suçudur.”

 

***

 

ALLAH’TAN KORKUYORSAN KORKMA, KORKMUYORSAN KORK!

 

***

 

“Başaramazsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, ama gayret göstermezseniz felaket kaçınılmazdır.”

— Beverly Silis’ten ‘başaramama’ korkusuyla hiç yola koyulmamayı tercih edenler için ilaç hükmünde bir söz.

 

***

 

Yardımlaşma Faaliyetleri ve Düşündürdükleri

Yüz küsur yıl önce, muhtemelen Rus saldırılarının yol açtığı tahribattan dolayı, kıtlık başlar Doğu Anadolu’nun üst kesimlerinde. Bu durumu haber alan zamanın ‘süpergüç’ü İngiltere, bölgedeki bir casusundan, bu kıtlığın bir ayaklanma potansiyeli taşıyıp taşımadığı bilgisini ister. Cevap, çok anlamlıdır: “Burada kıtlık var, ama açlık yok.” Neden? Müthiş bir sosyal dayanışma var da ondan!

Kıtlığın var olduğu bir ortamda açlığı yok eden bu ‘sosyal dayanışma’nın arka planını tahmin etmek zor değil elbette. Bir yanda, zekat gibi farz, fıtr gibi vacib, sadaka gibi tavsiye edilen İslâmî ölçüler; öte yanda “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” hadisinden beslenen bir ‘infak’ duyarlılığı... Sonuç budur: kıtlığın varlığında dahi açlığın yokluğu. Hem de, herhangi bir hususî organizasyon filan olmaksızın…

Ve bugün, kıtlığın yokluğunda açlığın varlığı diye bir olguyla yüz yüzeyiz hepimiz. Açlar çoğalıyor, açıkta yaşayanlar çoğalıyor. İnsanlar çöplükten ekmek, pazar artıklarından sebze-meyve topluyorlar…

Böylesi bir ortamda, yardım organizasyonlarını takdir etmemek imkânsız. Bu organizasyonları takip eden herkes, iki şeyi birden düşünüyor: bir, daha yükseğe bakmadan önce elinde avucunda olan için şükretmesi gerektiğini; iki, elindekilerin en azından bir kısmını başkalarıyla paylaşma gereğini. Ki bu organizasyonlar, bu iki düşünceyle birlikte uyanan ‘yardımlaşma’ duygusunun eşliğinde yürüyor dünden bugüne.

Bütün bunlar, bu organizasyonların takdirle karşılanmayı hak eden insanî sonuçları elbette. Ama, gerek bu organizasyonların, gerekse bunlara destek olan şefkatli insanların, birkaç sosyal yarayı da görüp bunların görülmez hâle gelmesi için çaba sarfetmesi gerekiyor.

Birincisi, bu organizasyonlar, uzaktakine yakınlaşırken yakındakine uzaklaşma gibi bir sosyal dönüşümü de gösteriyor... İnsanlar, uzaktaki filan köyün filan evindeki bir insanın hâlini görürken ‘ekranlarda görmediği’ için, komşusunun durumundan ihtimal ki haberdar değil.

İkincisi, yine görüyoruz ki, sanki yardım elinin uzanması için, muhtaçların ihtiyacını başkalarına arzetmesi gerekiyor. Yardım alan insanların sergilediği görüntüler; organizasyonların izleyenlere, muhtaçların bu yardımı hak ettiklerini ispat zorunluluğu hissedercesine davranışları dikkat çekici değil mi?

Keşke bu organizasyonlar, bugüne kadar yaptıklarının çok daha fazlasını medyada görüntülemeden yapabilse…

Ve keşke böylesi organizasyonlar sayesinde uzaktaki muhtaçlara yakınlaşırken, en azından yakındaki muhtaçlara medya aracılığı olmaksızın yakın olabilsek…

 

***

 

‘Kolay ederiz’den daha zor çözüm yoktur.

 

***

 

Er ya da geç

“Kim kendisine gelen bir fakirliği hemen halka intikal ettirirse, onun fakirliğinin önüne geçilmez. Kime de fakirlik gelir, o da bunu Allah’a açarsa, Allah ona er veya geç rızkıyla imdat eder.”

— Hadis meali (Tirmizî, Zühd 18, Ebu Davud, Zekat 28)

 

***

 

“Karşınızdakini dinliyor musunuz, yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsunuz?”

— Richard Wilkins’ten nefis bir ‘dinlemeyi öğrenme’ uyarısı...

 

***

 

HAYATIM ROMAN

“Gölgede kalıyorlardı. Gölgede kalmaktan rahatsız oluyorlardı. Gölgede kalmaktan nasıl kurtulabiliriz diye bir çare düşünmeye başladılar. Düşündüler, taşındılar; en sonunda, buldukları çözümü uyguladılar:

Işığı söndürdüler!”

 

***

 

Yurtseverlik söylemi

“Militarizm ve savaş, cinsiyet ayrımcılığı ve ırkçılığın iki müttefikidir. Çetenin diğer üyeleri ise, yoksulluk ve tamahkârlık. Bu, ölümcül bir çete, ama dünyada hâlâ bir sürü insan onu destekliyor. Çünkü, çetenin diğer üyelerinin aptal ve zalim olduğu aşikâr olduğundan, militarizm ve savaş yanlarında daima ‘yurtseverlik’ söylemini de taşıyorlar. Yurtseverlik güzel melodiler, parlak renkler, gülümseyen yüzler ve pasta kokuları yayar etrafa. ... Savaşın barış ve adalet getirdiği inancını sorgulamazsak, yurtseverlik bizim yurt sevgimizi rahatlıkla sorgulamaya hazır olacaktır. Oysa, kim ülkesini seviyorsa, yurtseverlik ve savaşa karşı çıkmalıdır. Şayet ben yurtseverlik durumuna düşsem, ‘Ülkeme ve insanlara duyduğum sevgiye ne oldu da bu duruma düştüm?’ diye sorgulama yaşamam gerekir. Eğer ben öğretmen, okul müdürü veya bir başkası isem ve okulda yurtseverliği teşvik ederken buluyorsam kendimi, ilme ve gençliğe duyduğum sevgiye ne olduğunu sorgulamam gerekir.”

— Afganistan’a yönelik savaşın ‘yurtseverlik’ kılıfıyla meşrulaştırılmak istendiği ABD’den bir yazar, Jim Schakleford yurtseverlik söyleminin ‘yurt sevgisi’ni sorguluyor.

 

***

 

Felekten bir gece çalacaklardı, yazıcı meleklere yakalandılar.