TR EN

Dil Seçin

Ara

Kırkambar

TIMARHANE

Bizde gerçi adamı delirtmesine delirtiyorlar ya, şimdiye kadar kimseyi daha akıllı yaptıklarını görmedik.

Bana sorarsanız en akıllı insan, hiç değilse ayda bir kere kendi kendine akılsız diyen kimsedir. Günümüzde inanılmayacak bir şey!.. Eskiden, bir akılsız en azından yılda bir kere bilirdi hiç olmazsa akılsız olduğunu, şimdi nerde... Üstelik, işleri o denli karıştırdılar ki, akıllıyı akılsızdan ayırmanın imkânı kalmadı. Mahsus yaptılar bunu.

Fransızlar bundan iki buçuk yüzyıl önce ülkelerinde ilk tımarhaneyi açtıkları zaman İspanyolların ortaya attıkları nükteyi hatırlıyorum: “Kendilerinin akıllı olduklarına başkalarını inandırmak için, ülkelerindeki akılsızların hepsini özel bir eve kapadılar.” Yalan da değil hani: Birini tımarhaneye kapamakla kendisinin akıllı olduğunu kanıtlayamaz insan. “K. delirdi, demek bizler akıllıyız artık.”

(Dostoyevski, Bir Yazarın Günlüğü, shf. 72 İst. 1975)

 

***

 

Ben televizyonu çok eğitici buluyorum.

Kim, ne zaman televizyonu açsa, ben yan odaya geçip kitabımı okuyorum.

— Grucho Marx

 

***

 

BAM TELİNE BASMAK

Eskiden milletlerarası nota kabul edilmeden evvel, seslerin her birine makam isimleri verilirdi.

Ud ve tamburda, en altta bulunan kalın sesli “do” teline “bam teli” denir. Bu sese basınca kalın ve tok bir sadâ çıktığı için, bunu insanların hareketlerine de benzeterek, herhangi bir kimseyi kızdırıp yüksek sesle bağırtmayı, bam teline basmak diye isimlendirmişler.

 

***

 

YATAKTAN ŞÖYLE BİR KALKABİLSEK

İngiliz gazetelerinin, 1978’de manşetlerden verdiği bir tıp haberi vardır...

O yıl, Devon kentindeki bir hastayı muayene etmesi için, Dr. Peter Rowe, bir eve çağırılır..

Evde, 74 yaşında bir kadını muayene edip, teşhis koyması istenilir. Doktor, hastayı muayene eder, “Sapasağlamsınız, bir şeyiniz yok. Yataktan kalkıp, normal hayatınızı sürdürün.” der..

Yataktaki hasta olduğu varsayılan kadın da, kadının yakınları da, doktorun bu sözleri ile şaşkına dönerler.

Sonra, hasta olduğu varsayılan 74 yaşındaki kadının öyküsünü anlatırlar Dr. Rowe’a...

Bu kadıncağız, 34 yaşındayken grip olmuş. Yüksek ateşle, yatağa düşmüş. Doktor çağırmışlar. Doktor kadını muayene etmiş, ilâçlar vermiş. “Şimdilik yataktan çıkmayın dinlenin. Ben yine gelip, sizi kontrol edeceğim.” demiş.

Ama doktor, bir daha çağrılmayınca, her halde bu hastasını unutmuş. Kadın da, doktor gelip, “iyi oldun” demediği için yataktan hiç kalkmamış. Böylece, bir grip hastalığı sonucu 1940’ta girdiği yatakta, 1978’e kadar yatmış.

Kendini hasta zanneden bu kadın, yataktan kaldırıldıktan sonra, 4 yıl daha yaşadı. Tıp kitaplarına konu oldu. Ancak kendisinin bir hastalığı olmadığına ve yataktan kalkabileceğine inandırılması için, Dr. Rowe’ın ve diğer uzmanların, altı ay uğraşması gerekti 1978’de.

Geçenlerde “Yanılgılar” kitabını (Mistahes, N. Blundell. Hamlyn Press 1995, London) karıştırırken, bu kadının öyküsü yine karşıma çıktı...

Ve güzelim Türkiye’mizin serüvenini, ister istemez yine düşündüm..

— Mehmet Barlas

 

***

 

GÜL GİBİ TEBESSÜM

Güzel ahlâklı bir adam yaşardı bir ülkede bir zamanlar. Kötülere de iyi davranır, onlar hakkında iyi konuşurdu. Öldükten sonra biri rüyasında gördü iyi adamı.

“Ölümden sonra neler geldi başına?” diye sordu.

Adam gül gibi tebessüm ederek; “Hayatımda başkalarına nasıl davrandıysam, bana da öyle davranıldı.” dedi.

— Sâdi-i Şirazi

 

***

 

Toplum, her yaştaki bütün insanların eğitiminden çok, neden sadece çocukların eğitimi için sorumluluk duyar.

— Erich Fromm

 

***

 

ÇOK SOĞUK OLACAK

Kanada’ya göçen beyaz bir adam, kışın çok soğuk olabileceğini düşündüğünden, etraftaki ormandan biraz odun toplayıp istiflemiş evinin etrafına.

Şehre, pazara inmekte olan bir Kızılderiliyi görünce geçmiş önüne ve sormuş: “Bu kış nasıl olacak?”

Yerli şöyle bir etrafına bakarak, “Soğuk olacak... Soğuk...” demiş.

Adam bir panikle dönmüş, başlamış yeni odunlar toplayıp istiflemeye. Derken, birkaç gün sonra başka bir yerliye rast gelmiş ve ona da sormuş: “Selâm, bu kış nasıl geçecek sence?” Yerli şöyle bir bakmış etrafına, “Çok soğuk olacak... Çok soğuk...”

Adam iyice paniğe kapılmış. Yeniden odun istiflemeye koyulmuş. Evinin etrafına epeyce odun kesip yığmış.

Bir hafta sonra yine bir yerliyi yakalamış ve aynı soruyu sormuş: “Selâm, bu kış nasıl geçecek sence?” Yerli yine şöyle bir bakmış etrafına, “Bir felâket olacak... Bir felâket...” demiş.

Bizimki yeniden odun istiflemeye başlamış; ama nasıl tahmin ediyorlar, neden tahminleri git gide daha kötü havaları öngörüyor?” diye kendi kendine sormaya başlamış. Dayanamamış sormuş bir yerliye: “Peki nasıl anlıyorsunuz ne kadar soğuk olacağını.”

Yerli cevap vermiş: “Beyaz adam ne zaman çok odun istiflemek, o kış o kadar çok soğuk geçmek...”