Kur’an-ı Kerim’de dünya hayatı için oyun ve eğlence manasına gelen bir ifade kullanılıyor. Bu ifadenin hemen ardından ise asıl hayatın ahiret hayatı olduğu nazara veriliyor. Bu ayetlere dayanarak dünyayı ve dünya hayatını tefekkür ederken ilk dikkat edilecek nokta dünyanın ahiretle bağlantısıdır. Öncelikle dünyanın tamamen boş, gereksiz ve değersiz yani hikmetsiz olmadığını, değersizliğin sadece ahiretle kıyaslandığında, ahirete göre bir derece doğru olduğunu tespit etmek gerekir.
Oyun ve eğlence ifadesi üzerinde düşünürken eğlence kelimesini öncelikle ele almak daha isabetli olur. Çünkü daha geniş bir manaya sahiptir ve oyun kavramını da içine almaktadır. Eğlence, esas olarak vakit geçirme, oyalanma manasındadır. Bu şekliyle bir olumsuzluk ifade etse de eğlenirken yapılan işler eğlenceyi boşa zaman harcamaktan çıkarıp faydalı ve güzel hale getirebilir.
Dünya hayatının bir eğlence oluşunu ilahi kelam rehberliğinde tefekkür eden insan dünyanın hakiki maksat olamayacağını, asıl menzil olan ahirete giderken bir süre zaman geçirilecek bir menzil olarak değerlendirilmesi gerektiğini anlayabilir. Ahiret hayatının dünyada nasıl vakit geçirildiğine göre şekillenmesi ise dünya eğlencesinin iyi veya kötü, doğru veya yanlış birçok şeklinin olduğunu ve insanların, inanmakla inanmamak başta olmak üzere birçok alternatif arasından seçim yapabileceklerini gösterir. Neticede aynı zaman dilimi içerisinde hiçbir şey yapmadan oturan ya da faydasız, hatta zararlı şeyler yapan bir insan, rızkı için çalışan veya ilim tahsil eden insanlarla aynı zamanı harcamış; yani eğlenmiş olur. Ancak zaman dolunca geriye insan ve tercihleri kalır ve herkesin kendi tercihleri ile değerlendirileceği yeni bir hayat başlar.
Oyunlar da aslında bir vakit geçirme ve eğlence aracıdır. Ancak bazı özellikleri ile diğer eğlencelerden farklı bir yapıya sahiptir. Öncelikle oyunlar gerçek hayatın içerisinde, ama sadece oyun için ayrılmış özel bir zaman ve mekânda gerçekleştirilir. Maket, simülasyon, prototip gibi formlarda tasarlanan bu özel dünya gerçek dünyanın bir taklidi olabileceği gibi tamamen hayal ürünü de olabilir. Her oyunun bir şey öğrenme, beceri geliştirme ya da sadece iyi vakit geçirme gibi bir temel amacı vardır. Oyun bu amaca yönelik ara hedefler ve görevler şeklinde tasarlanır ve her birisi önceden belirlenmiş biçimler ve kurallar çerçevesinde yürütülür.
Bu özelliklerle kıyaslandığında dünya hayatının da bir oyun gibi tasarlandığı görülebilir. Oyun yeri dünya, oyun zamanı her insan için kendi hayatıdır. Temel gaye, Yaratıcının varlığını ve birliğini onaylamak (iman), çeldiricilere (nefis ve şeytan) aldanmayıp hayatını O’nun kurallarına göre yaşayarak (amel) O’nun istediği formatta bir kul (rıza) olabilmektir. Oyun kuralları elçiler ve kitaplarla açıklanmış ve uygulamalı olarak gösterilmiştir. İnsanın hayatı boyunca şükretmek, sabretmek, itaat etmek gibi müsbet fiilleri sevap; iman etmemek, yasakları çiğnemek, emirlere uymamak gibi menfi fiilleri ise günah olarak puanlanır. Sonunda sevap puanı fazla ise oyunu kazanır; aksi taktirde kaybeder. Üstelik sevap puanları kat kat yazılırken kolaylık olarak tövbe etmek ve bir daha işlememek şartıyla günah puanlarının tamamen silinme imkânı da verilmiştir.
Netice olarak dünya hayatı içerisinde her insana oyun ve eğlence ile geçireceği bir ömür verilmiştir. Vaktini hangi oyunda nasıl eğlenerek geçireceği konusunda da serbest bırakılmıştır. Gerçek oyunu tasarlayıp yaratan zatı bulur ve onun kurallarına uyarak koyduğu hedeflere ulaşırsa O’nun rızasını ve mükâfatını kazanabilir. Bunu başaramazsa; zamanını boşa harcamış olarak, kazandığını sandığı şeyleri de dünyada bırakıp, pişmanlık içerisinde ahiret âlemine göçecektir.
