TR EN

Dil Seçin

Ara

Çocuk, Oyun, Kan, Para!

Sokaklar, ev önleri, henüz bina dikilmemiş bir arsa veya ev içinde ayakaltı olmayan bir köşe başlıca oyun alanlarımızdı biz çocukken… Hayal dünyamız ve elimizde bulunan imkânlar dâhilinde oyun oynarken zamanın nasıl aktığını anlamazdık bile… Çocukluk çağının safiyeti ve enerjisi ile arkadaşlarımızla güzel vakit geçirmiş olmanın verdiği doyum ve yorgunlukla evlerimize çekilirdik. Ailece yenen yemek ve güzel bir uykunun ardından gelen sabah, tekrar okul ve okul sonrası oyun için yeni bir fırsat demekti bizim için… 

Çocukken pek anlaşılmasa da mesele sadece güzel vakit geçirmek değilmiş… Oyun aslında bizim için kendiliğinden öğrenme / yaşayarak öğrenme fırsatı imiş. Yetişkinlik dönemlerinde karşımıza çıkabilecek gerçek hayat olaylarına karşı bir tür ön hazırlık yapmaktaymışız. Oyunun keyfini heyecanını yaşarken bir yandan da fiziksel gelişimden tutun duygusal, sosyal ve zihinsel açıdan eğitim süreçlerinden geçmekteymişiz. Bu süreçlerde kitabi bilgiler yüklemesi değil, hayatın doğal akışı içinde çocukluğun tadını çıkararak hayata dair edinimler kazanılması söz konusu. Takım çalışması, ekip ruhu, kurallara uygun hareket etme, iletişim, farklı sosyal rolleri deneyimleme, empati, işbirliği ve dayanışma, kazanma ve kaybetme, paylaşma… Coşku, heyecan, merak gibi duyguları tanıma ve yönetme, sabretme, pes etmeme, mücadele, sorun çözme becerisinin gelişimi vs. gibi. 

Yakın zamanlarda “Kanlı Para” adlı bir oyun düştü gündeme. İlk duyduğumda bir bilgisayar oyunundan bahsediliyor sanmıştım. Sanal dünyada da olsa çocukların birilerini öldürdükçe, bir yerleri yakıp yıktıkça seviye atlayıp puan kazandıkları oyunların onları şiddete meylettirmesi gibi bir endişemiz vardı zaten. Bu nedenle “Kanlı Para”nın gerçek dünyada rakiplere fiziksel olarak zarar vermeye dayanan bir “oyun” olduğunu öğrendiğimde çok daha fazla şaşırdığımı ve endişelendiğimi ifade etmem gerek. 

Çocuk, oyun, kan ve para kelimeleri nasıl yan yana gelebiliyor? Saf ve masum çocuklar, amacı karşı taraftaki oyuncunun parmakları kanayana kadar zarar vermek ve nihayetinde onu pes ettirmek olan bu oyunun rüzgârına nasıl oluyor da böylesine kapılıveriyorlar? 

Oyunlar vesilesiyle çocukların, arkadaş gruplarına dâhil olmak, aidiyet ve kabul görmek gibi gereksinimlerini karşıladıklarını biliyoruz. Yine oyun esnasında duyulan heyecan, zor bir mücadeleden sonra rakibini pes ettirme, ardından gelen başarı hissi oyunları cazip kılmakta. Ancak oyun sadece oyun değil; aynı zamanda zihinsel, duygusal ve davranış açısından bir eğitim ve terbiye süreci. İnsana ve hayata dair tasavvurları yansıtan oyunlar, bir yandan da tasavvur inşa etme gibi bir fonksiyona sahip. Çift yönlü bir etkileşim söz konusu. O halde oyunun zararlarının konuşulması ve koruma amaçlı yasak getirilmesinin yanı sıra içine düştüğümüz durumun bu temelde de irdelenmesi gerekiyor.

Çocuk Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, kendisiyle yapılan bir röportajda, “Bence kanlı para oyunu biz yetişkin dünyasından ne öğrendiklerinin acı verici bir karşılığı” diyerek bu hususa dikkat çekiyor bir anlamda. Günümüz dünyasında öne çıkan hususlar rekabet, çatışma ve hep “daha ve daha” üzerine kurulu tüketim kültürü ne yazık ki… Tükettiklerimiz deyince sadece eşya veya madde gelmemeli akla. Zaman, enerji, duygular ve en hazini bizatihi insanın kendisi tüketilen unsurlar olarak çıkıyor karşımıza. Benmerkezci bireylerin başarı ve haz odaklı telkinlere maruz kaldığı bir dünyada şiddet eğiliminin artması veya oyun adı altında insani hassasiyetlerin törpülenmesi çok olası. Kimsenin zorlaması olmadan bu oyunun oynandığının söylenmesi ise ayrıca düşündürücü. Sadece isteyen oynuyor zaten demek şiddetin normalleştirilmesi ve sıradanlaştırılması anlamına geliyor. “Birinin canını yakarak, kan dökerek, zarar vererek keyif almak(!) insani bir durum mu?”sorusu akla dahi gelmiyor demektir bu. 

Oysa insan aklı, kalbi, vicdanı olan bir varlık. Yapıp etmelerimizi akla uygun mu, kalbim bunu onaylıyor mu, vicdana sığar mı gibi süzgeçlerden geçirmediğimiz takdirde, insan olmanın veya insana yaraşır şekilde davranmanın farkı nasıl ortaya konabilir ki? Öyleyse çocukların ve ebeveynlerin dikkatini öncelikle bu noktaya çekmek gerekiyor. 

Söz konusu oyun gündeme gelince okullarda birtakım tedbirler alındı nitekim. Çocuklar oyunun zararları hakkında bilgilendirildi, el kontrolleri yapıldı ve oyun yasaklandı. Aileler de aynı şekilde bilgilendirildi ve çocukların takibi konusunda okulla işbirliği yapmanın öneminin altı çizildi. 

Tüm bu dış tedbirlerin yanı sıra çocukların iç dünyalarına hitap ederek iç koruma mekanizmalarının da harekete geçirilmesi gerekiyor. Onlara çeşitli vesilelerle değer sahibi olmanın önemi ve insani hassasiyetler hatırlatılmalı mesela. İnsana en çok merhametin yakıştığı, insan olanın bile isteye bir insana—ve dahi başka bir canlıya—zarar veremeyeceği, istemeden de olsa bir zarara yol açıldığında bile kalbinin huzursuz, vicdanının rahatsız olacağı dile getirilmeli sık sık. 

Çocukların gençlerin çokça etkilendikleri sosyal medya akımlarına gelince, akıl sahibi düşünen varlıklar olarak bunları mutlaka sorgulamaları gerektiği ve yaygın kabul gören bir takım davranışları hemen taklide girişmemeleri tavsiye edilmeli. Çok sayıda kişinin bir yanlışı işliyor olmasının onu doğru yapmayacağı, bir başına kalsalar dahi doğru ve hak olan neyse ona sahip çıkmanın çok önemli insani bir erdem olduğu söylenmeli. Evde veya okulda yasak olduğu için değil, “Bu davranış akla uygun mu? Kalbim onaylıyor mu? İnsani bir davranış mı? Yoksa insani hassasiyetlerim törpüleniyor mu?” diye kendi iç muhasebelerini yapmalarının yolu gösterilmeli. Tabi ki ebeveynler başta olmak üzere tüm yetişkinlerin çocuklara verdikleri bu tavsiyeleri davranışlarıyla da desteklemeleri gerekiyor. Toplumsal hayatın içinde insani hassasiyetlerin yaşatılması, insan ilişkilerinin merhamet, anlayış, dayanışma ve yardımlaşma üzere olması da önemli.

Hâsılı kelâm, çocuklar yakın çevrelerindeki insan ilişkilerini ve içine doğdukları toplumun işleyişini gözlemleyerek büyüyorlar. Hayatın doğal akışı içinde öğrendiklerini oyunlarına yansıtıyorlar, oyunlardan edindikleri tecrübe ve pratikleri de hayatlarına yansıtarak geleceği inşa ediyorlar. Bu nedenle kalplerinin, zihinlerinin ve hayal dünyalarının güzel örnekliklerle beslenmesi önem arz ediyor. “Davranışlar sözlerden daha yüksek sesle konuşurlar” sözü bir kez daha haklı çıkıyor vesselam.