TR EN

Dil Seçin

Ara

Şiddetin Kaynağı da Çözümü de Ailede

Şiddetin Kaynağı da Çözümü de Ailede

İnsan nedir? Niye var? Doğduğunda kucakta sevgiyle taşınan, vefat ettiğinde omuzlarda ebedi âleme uğurlanan bir muhterem varlık nasıl oluyor da bu ikisi arasındaki ömründe şiddet, cinayet, zulme bulaşabiliyor. Ya zalim oluyor ya da mazlum…

 

Şiddet haberlerinin gündemden düşmediği zamanlardan geçiyoruz.

Aile içi şiddetten akran zorbalığına, çalışma hayatındaki mobbing şikayetlerinden trafik terörüne kadar farklı alanlarda ve ölçeklerde karşılaştığımız olaylarda baş aktör, haliyle insan… Ekranlardan ve sanal ortamlardan hanelerimize ulaşan şiddet olaylarına baktığımızda genellikle sabretmeyi bilmeyen, öfkesini kontrol edemeyen, empati kuramayan, karşılaştığı sorunları aklıselim ile değerlendirip konuşarak çözme kabiliyetinden yoksun bireylerin şiddete başvurduğunu görüyoruz. Birbirine zarar verenlerin yanı sıra çevresindeki ağaçlara, hayvanlara, kamu malına acımasız ve sorumsuzca davranan insanlar da var.

 

İnsan deyince bir durmak ve düşünmek gerekiyor. Çünkü şiddeti uygulayan da şiddete maruz kalan da insan… Hani kendisine akıl bahşedilen, kalbi olan,  vicdan ve irade ile donatılan… Bunlar devre dışı kaldığında yani akletmeyen, kalbine kulak vermeyen, vicdanını susturan, iradesini kullanmayan insan, insan olmaktan çıkıyor demek ki…

İnsanı insan kılan değerlerin öğrenilmesi, içselleştirilmesi ve duruşumuza davranışlarımıza yön vermesi ne kadar da önemli. Yoksa sureten insan ama sireten insanlığını kaybetmiş yürüyen varlıklar çıkıyor ortaya. Bugün insanların var olduğu ama insanlığın kalmadığına dair şikâyet ve serzenişlerin bir ifadesi de bu galiba.

İnsanın insana yakışır bir kıvama gelmesi ve insanlığını korumak için ömür boyu kendisiyle ve çevre şartlarıyla mücadele etmesi gerekiyor. Bu durumda eğitime çevriliyor yine gözlerimiz. Okullarda müfredat dâhilinde öğrenilecek bilgilerin yanı sıra hayatın içinde bizi ayakta tutacak, akıl ve ruh sağlığı yerinde bireyler olarak içinde yetiştiğimiz topluma faydalı işler üretmemizi sağlayacak “temel eğitim”in önemi bir kez daha hissettiriyor kendini. Resmi veya kurumsal eğitim değil kastım. Aile içinde çok daha erken dönemlerde başlayan ve çocuğun kişilik gelişiminde son derece önem taşıyan eğitim sürecine dikkat edilmesi gerekiyor. Sağlıklı işleyen bir aile hem bugünümüzü hem de yarınlarımızı yakından ilgilendiriyor. Çünkü aile bireylerinin bugün bedenen ve ruhen sağlıklı olması kadar yarınlarda mutlu, huzurlu, birlik ve dayanışma ruhunu kaybetmemiş bir toplum olarak varlığımızı sürdürme inancımızı muhafaza etmek de önemli.

Şiddet bugün huzurumuzu bozduğu, güvenimizi sarstığı gibi yarınlara dair hayallerimizin üzerine gölge düşürmekte ve endişelerimizi artırmakta. Bu nedenle insanımızın özellikle de yeni neslin bu konuda eğitilmesi hep gündemimizde olmalı.

Bunu yaparken olayı sadece resmi kurumlara havale etme kolaycılığına da kaçılmamalı. Aile içinde kullanılan dilden, sorunları çözme süreçlerine, komşu ve akraba hukukunu gözetmekten iş ve ticaret ahlakına, çevre duyarlılığından ülkemizde ve dünyada yaşananlar karşısında nasıl bir tutum ve yaklaşım sergilediğimize kadar çok geniş bir yelpazede çocukların gözü önünde ve hayatın doğal akışı içinde işleyen bir eğitim sürecinin parçası olduğumuzu unutmamalıyız. Yaptıklarımız, söylediklerimiz, tavrımız, tarzımız, üslubumuz çocukların zihninde bir kodlama işlevi görüyor çünkü.

Bir de aile yaşantısından tamamen mahrum olanları veya aile içinde olsa dahi ebeveyn ilgisinden yeterince nasiplenemeyen çocukları düşünmeli. Pek çok duygusal ve sosyal becerinin kazanım mahalli olan aile böyle bir durumda bu işlevini yerine getirememekte. Çünkü çocuklar gözlemleyerek ve tecrübe ederek öğrenme fırsatı bulamamakta. Mesela duygusal olarak ihmal edilmiş çocukların çok önemli bir hayat becerisi olan “kendini yatıştırma” konusunda zorluk çektikleri ve başarısız oldukları ifade ediliyor uzmanlarca. Çocukluğunda kendi kendine sakinleşmeyi ebeveynlerinden öğrenmemiş olanların daha çok sakinleştirici ilaç kullanma ihtiyacı duyduklarına dikkat çekiliyor.

Oysa örnek ebeveyn davranışlarıyla öğrenilip içselleştirilebilecek bir özellik “kendini yatıştırma”. Bu minvalde kâbus gören çocuğun sırtının okşanması, ağlayan çocuğun kucaklanıp alnından tutulması, okulda olan bir olumsuzluğu anlatmak istediğinde sabırla dinlenmesi, öfkelenen çocuğun yanında sessizce oturulması gibi aile bireylerinin hayatın günlük akışı içinde yaptığı bu tür paylaşım anlarında duygularıyla çocuğunun yanında olduğunu hissettiren ebeveynin aslında önemli bir hayat becerisini öğretmekte olduğu vurgulanmakta.

Bugün şiddet konusuna çare ararken sadece kurumsal eğitim vermeyi veya yasal düzenlemeler yapmayı değil, toplumun çekirdeği hükmündeki aile yapısının korunması ve sağlıklı işleyişinin temini yolunda neler yapılabileceği hususu üzerinde de düşünülmeli. Temel eğitim gibi temel sorularımız olmalı cevaplarını aradığımız:

İnsan nedir? Niye var? Doğduğunda kucakta sevgiyle taşınan, vefat ettiğinde omuzlarda ebedi âleme uğurlanan bir muhterem varlık nasıl oluyor da bu ikisi arasındaki ömründe şiddet, cinayet, zulme bulaşabiliyor. Ya zalim oluyor ya da mazlum…

Yine sormalı; Aile nedir? Niçin kurulur? Aileyi oluşturan bireyler tek tek ve hep beraber ne anlam ifade ederler? Birlikte yürünen yolda varılmak istenen menzil neresidir? Bu yolda azık ne olmalıdır ki menzile varana dek yolun ve yolculuğun zorluklarına sıkıntılarına katlanılabilsin?

Bu temel sorulara cevap ararken bize en iyi yol gösteren “anlamlı ve amaçlı bir hayat” ideali ve doğru dengeli bir insan tasavvuru olacaktır. Bunları öğrenmenin yolu da Kur’an’ın mesajına kulak vermek, Âlemlere Rahmet Peygamber Efendimiz’i (sav) tanımak ve örnek almaktan geçmekte.

İnsandan başlayıp aile ile devam eden ve sonrasında tüm topluma sirayet eden şiddetten uzak bir iyilik haline erişmenin anahtarı yine insanda vesselam.