145 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Göz Önündeki Hediyeler

Ocak 2016, 469 338 Görüntülenme Eklenme Tarih: 07 Aralık 2019 19:43 Selim Gündüzalp

 

Huyumuz kurusun.

Şuyum eksik, buyum eksik der dururuz hep.

Oysa kimin, nesi tam olmuştur ki şu hayatta.

Sahip olduklarımızın kıymetini bilmeyiz, hakkını verip şükretmeyiz. 

Sonra da, yakınıp dururuz işte böyle.

En yakınımızdan başlayalım..

Sahip olduğumuz nimetler içinde devamlı kullandığımız halde, lâyıkıyla takdir edemediğimiz bir nimetten. 

Bildiniz değil mi hangisi olduğunu?

Bu sabah, o iki hediyeyi verenin, o hediyeler ile gözlerimin önüne serdiği yüzbinler hediyeleri okumaya çalıştım. Rabbime hamd ettim.

Anladım ki, bir hediyenin içinde binler hediyeler göndermek, sadece O’na has ve O’na lâyıktır.

Sonra yine şöyle düşündüm ki, hediye sevdiğine verilir. Hiç tanımadığın, bilmediğin birine niye hediye veresin ki.

Demek ki, Rabbim beni görüyor, biliyor.. Rabbim beni tanıyor ve seviyor. 

...

İnsan kendisine verilen hediyeler ile sevildiğini anlar, değer verildiğini hisseder.

Hediyeler, hediye verenin şanına lâyık olur, öyle değil mi? 

Tut ki, bir ev hediye verilmiş olsun. Ama hiçbir kapısı ve penceresi yoksa o ev, hediye değil hapishanedir adeta.

Dünya ve içindekiler ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, onlardaki güzelliği gören ve onları yaratanı bilip takdir eden bir göz, gördüklerinin hepsinden çok daha değerlidir.

Bir başka deyişle; dünyada ne varsa hepsinden, hatta dünyanın kendisinden bile kıymetlidir.

Gözler, ruhumuzun penceresidir.

Allah (cc.) verdi mi, işte böyle değerli hediyeler verir.

Hem de en uygun bir yerde.

Sonra tekrar baktım, o iki eşsiz hediyeye. 

Onlar ruhumun misafir edildiği beden evimin pencereleri.

Bediüzzaman Hz. şöyle der:

“Göz, öyle bir hassedir ki, ruh bu âlemi, o pencereden seyreder.”  

Evet, beden evim her yönüyle, her organıyla harika ve eşsiz bir hediye, ama gözlerim bir başka güzel… Gözler ruhun penceresi, iki yuvarlak mercek, milim küçük olsa, görme işini yapamaz. Biraz büyük olsa, yuvasından dışarı fırlasa, insan birbirinin yüzüne bakamaz…

Bedenin güzelliği yüz ile.

Yüzün güzelliği göz ile.

Gözün güzelliği söz ile.

Ruhun güzelliği ise, o gözün iman ile açılıp görmesiyledir. 

Bir destan yazılsa gözlerimiz için yine de tam anlatılamaz.

Görme olayı nasıl oluyor onu geçtik. Gözün her şeyi hayret konusu…

Gözler öyle bir hediye ki, her şeyiyle hediye yani.

Bir gözün yapısında sayısız hücre var. Bunlar görmeye hizmet etme kabiliyetini niçin ve nasıl kazandılar?

Niye vücudumuzun diğer hücreleri böyle bir özelliğe sahip değil de, sadece göz hücreleri bu faaliyete tahsis edilmiş.

Ayrıca ışığa karşı çok hassas olan hücrelerin, vücudun başka herhangi bir organında değil de, görme işiyle görevlendirilen gözde, hem de mükemmel bir program ve intizam içinde yerleştirilmeleri tesadüf olabilir mi?

...

Gözler, en güzel hediyeler.

Vücudumuzda tam da olması gereken yerdeler.

Gözetleme kulesi gibiler.

Acaba bu hediyenin kıymetini, herkes tam olarak bilebiliyor mu?..

Belki de herkeste olduğu için değersiz zannediliyordur…

Hayatın herkeste olması bizim hayatın değerini azaltmadığı gibi; herkeste el, ayak, göz, kulak olması bizim o nimetlere olan ihtiyacımızı azaltmaz… 

Bilâkis çok değerli ve önemli olduğu için herkese verilmiştir.

Demek ki o eşsiz hediyeyi veren ve gönderen, o hediye ile bizi ne kadar sevdiğini göstermek istiyor. Bize ne kadar değer verdiğini ve bu hediyeyi verenin nasıl cömert bir zat olduğunu tanımamızı, bilmemizi istiyor.

Her türlü şükrü ve teşekkürü hak ediyor Rabbimiz.

Bak o iki eşsiz hediyeyi veren, daha başka neler vermiş gör.

Önce hayatı vermiş, o hayata en uygun bedeni vermiş. Beden evimizde ruhumuzu misafir etmiş. O ruh görmek ister; görsün diye iki pencere açmış. Onları başımızın üzerine koymuş, en uygun bir yere hem de… Başımızın arkasına koymamış; olur ya, arkada olsaydı ne olurdu düşündük mü hiç? Ayaklar göze tabi olduğu için geri geri gidecektik. 

Gözler ruhun penceresidir dedik.

Evin güzelliği pencereleriyledir.

Demek ki... 

Gözü veren ve ona bedenimizde iki pencere açan bilerek yapıyor, gözü de bizi gözeterek veriyor.

...

Yaratanımız şu dünyada görülecek kadar güzel şeyler yaratmasaydı, başımızda ve yüzümüzde hiç böyle güzel pencereler açar mıydı? Hiç böyle güzel hediyeler verir miydi?

...

Bakın şu güzelliğe; o iki hediye ile, görün o hediyeyi verenin gözlerinizin önüne serdiği hadsiz hediyeleri.

Bize iki hediye değil, iki hediyelik anahtar vermiş basir olan Allah.

Ve bize o iki hediye anahtarı ile, sonsuz güzelliklerin kapılarını açmanın imkân ve fırsatını sunuyor.

Bakalım bu hediyeyi kimden bileceğiz diye, sınanıyoruz da aynı zamanda.

Evet iki hediye ama iki anahtar hediye. Eşsiz hazineleri açan iki hediye…

Daha gözlerimiz yaratılmadan evvel, görmesine yardımcı olacak ışık, yani güneş çok önceden yaratılmış. Düşünün, daha gözler yok iken, gözün malzemesi yani ışığı var.

Gözlerimizin nasıl bir hediye olduğunu bir görün, bir daha düşünün şimdi?

Kâinat yoktu Allah var etti, yarattı.

Kâinat vardı, ama dünya yoktu.

Allah sonsuz kudretiyle ve ilmiyle güneş denilen ateş kütlesinden, bir parça koparıp o parçayı hayata elverişli hale koydu, üzerinde dağlar yükseltti, içine denizler koydu tam yaşanacak şekle soktu; hayvanları, bitkileri yarattı, hizmetimize verdi. Buna dünya adını verdi.. Ve bilinmek istedi, tanınmayı murat etti, biz insanları yarattı..

İnsanın bu dünyada görmesini istediği güzellikler vardı.

Bunun için insanın bedeninden ruhuna iki güzel pencere açtı.. O iki eşsiz hediye ile insan, göz önündeki diğer hadsiz nimetleri görsün ve bu hediyeleri ona kim verdi diye arasın, sorsun ve onu vereni bulsun diye...

Verdiğine mi? Gösterdiğine mi?

Her gördüğümüzdeki eşsiz sanat eserlerine mi?

Hangisine baksak hayret etmemek ve hayran kalmamak mümkün değil.. 

Ama en güzeli de herhalde bütün bunları görüp düşünecek bir akıl nimeti vermiş ki, onunla anlıyoruz.. Kalbimizle ve imanımızla da tasdik ediyoruz ki; Sen her türlü övgüye, hamde ve şükre layıksın Allah’ım.. Göz denilen iki hediye ile yarattığın bütün güzellikleri bilmemi murat ettiğin için Sana hamd ederim.. 

İki hediye değil, sonsuz hazinelerin anahtarı imiş geç de olsa bildim Rabbim.

Bildim Rabbim.

Allah için olunca ve bakınca her şey güzel.

Her şeyi gören göz olduğu halde, kendini göremez nedendir?

Gözümüz iki olduğu halde, bir görür nedendir? 

Soralım, düşünelim… Şükredelim...

Allah için bir kere bakanlar unutur her şeyi, unutur derdi, kederi. 

Görür göz önündeki güzellikleri…

Göz denilen o iki hediyeyi kimin verdiğini anlar, bilir, yaratanına şükreder. 

Rabbini o hediyelerden dolayı bir kere daha sever.

Not: Bir mesaj geldi, “Bu sabah iki tane hediye açtım. Onlar benim gözlerimdi.” diyordu. Mesajıyla bu yazıya vesile olan Bilal Kaya kardeşime kalbi dua ve teşekkürler.

 

 


Ocak 2016, 469 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir Cam, Bir Can, Bir Cihan

Camsız duvarlara zindan derler. Cam, duvarları ev yapar. Evin içi ve dışı, iki dünyanın kesiştiği yerdir cam. Gündüz, evin güneşi; gece ay’ı, yıldızı olur cam…

Devamı »

Sonbahardan Özür

Yalanmış meğer. Hem de esaslı... Sonbahar şarkılarda söylendiği gibi değilmiş, yemyeşil bahçeler de varmış, tarlalar da. Üstelik sayısız meyveler bu mevsimde geliyormuş…

Devamı »

Derdim, Tasam, Şu Son Demde Ne Yapsam?

Belki bir yaz akşamında, belki de serin bir sabahta… Tam da yaşamanın altın çağında… Güzelliklerin tadı damağında… Belki de bir eylül akşamında ya da bir sonbahar sabahında… Ecel denen misafirim. Biliyorum geleceksin… Gözünün değdiği yerde çiçekler açacak. Bir el uzanacak bana doğru. Bir sahilden diğerine geçeceğim. Kocaman bir bahçedeki bir gül gibi… Açıldıkça açıldım, son noktasındayım. Akşam ezanlarının arasından bir veda çekiyorum: “Uğurlar olsun…” diyorum güne, ömre, hayata…

Devamı »

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »