48 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Eğitim Sabır İster

Ağustos 2016, 476 29 Görüntülenme Eklenme Tarih: 12 Ocak 2020 18:00 Ayten Yadigâr

 

Ülkemizde ilköğretimi sekiz yıla çıkaran yasal düzenleme ile imam hatip liselerinin orta kısımları kapanmak durumunda kalmıştı. Çocuklarının ilkokul sonrası genel derslerin yanı sıra dini eğitim de alabileceği okulların eksikliğini hisseden çok sayıda aile mevcuttu. 4+4+4 eğitim sisteminin hayata geçirilmesi ile İmam Hatip Ortaokullarının yeniden açılması söz konusu oldu ve bu yeni dönem sevinç ve heyecanla karşılandı. Ancak aşılması gereken zorluk ve sıkıntılar da yok değildi.

Yeniden yapılanma sürecinde müstakil okul binası, ders araç gereçleri ve kadro gibi ihtiyaçlar ön planda yer alıyordu. Ailelerin bunca eksikle eğitim öğretime başlayacak olan okullara çocuklarını gönderme noktasında yapacakları tercihler de merak konusuydu. İmam Hatip Liselerinin orta kısımlarının kapanmasına yol açan süreçte yaşanan son derece üzücü olaylar aradan geçen zamana rağmen insanımızın hafızasında tazeliğini korumaktaydı. Milletimiz kuruluş yıllarından itibaren bu okullara teveccüh göstermiş, ihtiyaç anında maddi manevi her türlü desteği sağlamıştı. Eğitim sisteminde yeni döneme geçilirken en önemli dayanak ve en büyük destek de yine milletin kendisi olacaktı. Nitekim yasal düzenlemeler yapılıp yeni sistem hayata geçirilmeye başlandığında tüm eksik ve sorunlara rağmen ailelerin çocuklarını imam hatip okullarına kayıt ettirmeleri bu konudaki hissiyatın ve beklentinin boşu boşuna olmadığını göstermiştir.

Evet, İmam Hatip Ortaokulları uzun bir aradan sonra açılarak eğitim hayatımızda yerlerini aldılar. Bu okullarda yetişen nesillerden akademik başarı kadar İslam’ı iyi temsil etme noktasında beklentiler epey yüksek. Ancak eğitimin uzun süreli ve sabır gerektiren bir süreç olduğu unutulmamalı. Ne sık sık tekrarlanan “İmam Hatipli olmak ayrıcalıktır” sözünün ayaklarımızı yerden kesmesine ve bize sorumluluklarımızı unutturmasına izin vermeli, ne de öğrencilerimizde veya mensuplarımızda müşahede edilen birtakım olumsuzluklar nedeniyle yeise düşülmeli. Daha iyi bir geleceğe yürüdüğümüz inancını muhafaza etmeliyiz, bu yolda azığımız sabır veya itidal olmalı.

Öğretmenlik genelde bahçıvanlığa benzetilir. Gerçekten de çocuklara emek vermek, bilgi birikimi ve hayat tecrübesi tohumlarını onların akıl ve kalp bahçesine ekmek gibidir. Farklı branşlarda bilgi yüklemek bir yana gelecek toplumun insanını dolayısıyla geleceği şekillendirmektir öğretmenin işi. Bu nedenle öğretmenler geleceğin mimarlarıdır.

“Eğitim okulda öğrendiklerinizi unuttuğunuzda geriye kalan şeydir.” Evet, bilgi adına öğrenilenler bir süre sonra unutulabilir ancak özellikle yetişme döneminde çocukların rol model olarak benimsedikleri öğretmenlerin hal diliyle öğrettikleri ömür boyu unutulmaz. Yüreğinden yakalamayı başardığımız her öğrencimiz bizim için en büyük kazanımdır. Öğretilen bilgiler gün gelip unutulsa da biz “Elde var Ahmet” veya “Elde var Zeynep” diyebileceksek, yani “insan” kazanmışsak amaç zaten hâsıl olmuş demektir.

Eğitim, hayat boyu sürdüğüne inandığımız bir süreç. Hayatın içinde her yaşta farklı vesilelerle terbiyemiz ve öğrenmelerimiz devam ediyor. Bunu fark etmek için yaşadıklarımıza, hayatlarımızın bir şekilde kesiştiği insanlarla olan ilişkilerimize ve edindiğimiz her tecrübeye hikmet nazarıyla bakabilmek gerekiyor. Çocuklarımızın dini eğitim alırken onların aklen ve kalben böyle bir kıvam kazanmaları hedeflenmeli. Bu noktada bilişsel zekânın yanı sıra çocukların duygusal zekâlarını besleyecek metot ve müfredatla dini konuların öğretilmesi özellikle ortaokul yıllarında daha önem kazanıyor. Tabi ki burada sağlıklı bir iletişim ortamının bulunduğu huzurlu aile yuvalarının önemi de ayrıca belirtilmeli. Çocuğu dini eğitim alabileceği bir okula göndermek işin bir boyutu. Ancak bunu yapmak tek başına yeterli değil. Dinini öğrensin, iyi insan olsun diye okula gönderdiğimiz çocuğumuza en büyük desteği aile içinde inandığımız değerleri hayata geçirmek ve kendisine güzel örnek olmak suretiyle verebiliriz. Yoksa “yüreklerinden yakalayamadığımız çocuklar elimizden kayıp giderler.”

Kur’an’da insanın aceleci olduğu bildiriliyor. Bir iş hemen olsun veya yaptıklarımızın sonucunu hemen alalım istiyoruz çoğu kez. Oysa bize düşen yıllar sonra da olsa bir gün sonuç alacağımız inancıyla yılmadan, bezginliğe düşmeden, kararlı bir şekilde ve sabırla emek vermektir.

Üstad Necip Fazıl’ın ifadeleriyle söylersek:

“Tohum saç, bitmezse toprak utansın. Hedefe varmayan mızrak utansın.

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen. Çatlarsan, doğuran kısrak utansın.”

Gayret bizden, tevfik Allah’tan vesselam.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Unuttuklarımız ve Hayata Yansımaları

Huzurda olduğumuzu unuttuğumuz içindir, bunca huzursuzluğumuz...

Devamı »

Kış Düşünceleri

Televizyon günümüzde sadece vakit geçirmeye yarayan bir araç haline gelmişse de farklı dünyaları ayağımıza getirmesi açısından hala önemli bir işleve sahip.

Devamı »

Mus'ab'ın (ra) İzini Sürmek

Bir kutlu neslin yaşadıklarına tanıklık etti yeryüzü. Onlar bir şefkat peygamberinin eline tutunarak cahilliye karanlıklarından nura çıkarıldılar. Kolay bir çıkış süreci değildi söz konusu olan. Çünkü Allah Rasulü’nün (sav) tebliğine uyup “Biz Müslüman olduk” dedikten sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorlardı.

Devamı »

Aile: Rakamlardan Fazlası... Bu Dünyadan Ötesi...

Bir zamanlar beyaz gelinliğinin kefeni olduğu hatırlatılarak baba ocağından yeni yuvasına uğurlanırdı gelinlerimiz. Bir hayatı paylaşmak üzere yola çıkılırken ölüm ve ötesine uzanan bir ufuk sahibi olmanın geleneğimize yansıyan yüzüydü belki de bu seremoni. Şimdilerde ise her şeyin gündelik hesap sığlığına çekildiği ve aile kurmak gibi uzun soluklu bir koşunun bile kısa sürede sonlandırılmasının tercih edildiği zamanlardayız.

Devamı »