ARAMA SAYFASI

Hem “Uzaktan Eğitim” Hem “Yakından Eğitim”

Hem “Uzaktan Eğitim” Hem “Yakından Eğitim”

Farklı bir hayat tecrübesinin içinden geçiyoruz bir süredir. Hem fertler hem kurumlar düzeyinde… Gözle görülmeyen bir virüs nedeniyle tüm dünyada hayatın akışı değişti malumunuz.

 

“Evde kal Türkiye”

“Hayat eve sığar”

“Evde hayat var”

“Evdeyiz”

Farklı bir hayat tecrübesinin içinden geçiyoruz bir süredir. Hem fertler hem kurumlar düzeyinde…

Gözle görülmeyen bir virüs nedeniyle tüm dünyada hayatın akışı değişti malumunuz. Durmaksızın işleyen bir makinanın dişlisi haline gelmiş olan insanlara “Durun!” dendi adeta, “Yavaşlayın! Bir nefes alın! Ki, o çok rahat alıp verdiğinizi sandığınız nefesleriniz bir anda kesilir de bitmeyecek sandığınız işleri geride bırakarak göç edip gidersiniz bu dünyadan!”

Hayatta başımıza gelenlerden ziyade onları nasıl karşıladığımızın bizi olumlu veya olumsuz yönde etkilediği söylenir.

Yaşanan süreci panik yapmadan hikmet nazarıyla değerlendirenler, sadece sebeplere takılmak yerine Müsebbib-ül-Esbab olan Allah’ın muradı üzerine de kafa yorarlar, bu zor zamanlardan payımıza düşen ders nedir sorusuna cevap ararlar mesela. Bizim şer gibi gördüğümüz şeyin hayırlı olabileceği düsturundan hareketle de yüzleşmek zorunda kalınan bu sürecin, hız ve haz çağı yorgunu insanlar için bir durma, düşünme, yapıp etmeleri üzerine tefekkür etme ve toparlanma fırsatı olduğu kanaatine varırlar. Elden gelen tedbiri alıp, kavli ve fiili dualarla Rabbül-Âlemin’e teslimiyet ve tevekkül, insana huzur ve güven verir.

Diğer yandan rutine alışmış ve sebepler dairesinde hayata tutunarak kendini güvende hissedenler, kontrol duygusunu kaybetmenin ve bilinmezliğe düşmenin getirdiği duygusal alt üst oluşları yaşarlar. Aşkın olandan kopuk olarak tek dünyalılık üzerinden yapılan okumaların getirdiği ise huzursuzluk ve güvensizlik hissi olacaktır.

Evet, geçim ve gelecek kaygısına salgın endişesi ve ölüm korkusunun eşlik ettiği bir süreç bu. Ancak “önce can sağlığı” temennisi öylesine söylenmiyor şimdilerde. Sıradanlaştırdığımız nice şeyin bizlere bahşedilmiş şükredilesi nimetler olduğunun idrakine varmaya vesile oldu yaşadıklarımız, şahit olduklarımız. “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünün ne kadar haklı olduğu bir kez daha tasdik edildi bu süreçte.

Çok farklı ekonomik sosyal gelişmişlik düzeyleri olan toplumların yaşadığı geniş bir coğrafyayı kısa sürede etkisi altına alan virüsün sebep olduğu duraksamadan/ara vermeden eğitim dünyası da payını aldı.

Sabahtan koşar adımla gittiğimiz, öğrencilerimizle günün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz okullarımız kapalı şimdilik… Ev ödevleri, sınavlar, projeler, sosyal etkinlikler, toplantılar, seminerler geride kaldı. Yıllık plana göre yol almaya çalışırken, birbiri ardına eklenen işlere yetişmeye çalışırken durmak/normal rutine ara vermek zorunda kaldık hep birlikte.

Okullar kapalı, öğretmenler öğrenciler evlerine çekilmiş durumda. Çocuklar geri kalacak, liseye ve yükseköğretime geçiş sınavları ne olacak gibi endişeler tüm paydaşlar tarafından dile getirildi haliyle. Eğitim hayatının bir şekilde devamlılığının sağlanması noktasında çözüm olarak “uzaktan eğitim” devreye sokuldu. Bu kez de “Uzaktan eğitim örgün eğitimin yerini tutar mı? Dersler verimli olur mu? Sınavlara hazırlanan öğrenciler için ne kadar fayda sağlar?” sorularının arkası kesilmedi.

Eğitimi sadece okul ve örgün sistem içinde yapılagelen bir bilgi edinme ve öğrenme faaliyeti olarak kabul edenlerin bu noktada endişe taşıyor olmaları anlaşılabilir. Ancak hayat boyu her yerde ve zeminde çeşitli vesilelerle bir şeyler öğrendiğimiz, eksiklerimizi tamamladığımız, insan olma yolunu adımladığımız çok uzun soluklu bir yürüyüş ise eğitime yüklediğimiz anlam, o zaman bugünkü gibi durumlarda endişelerimiz belli bir seviyede kalır, bu süreci de kendi başına bir eğitim süreci olarak görebiliriz.

Uzaktan eğitim, örgün eğitim, çevrimiçi eğitim… Bir de hayatın içinde öğrenmelerimiz var, eğitim sisteminden ayrı düşünemeyeceğimiz. Evet, teknoloji imkanları kullanılarak uzaktan eğitim ulaşıyor evlerimize. Ancak evde işleyen bir eğitim süreci var zaten. Hayat bilgisi dersleri alıyor çocuklar ebeveyn tutum ve davranışları üzerinden, medya gündeminden. Yetişkinlerin bu gibi durumları nasıl karşıladığı, olağanüstü hallere veya kısıtlanmaya tepki verme biçimleri, birbirleri ile olan iletişim ve ilişki tarzları, duygularını kontrol etme ve zamanı kullanma becerileri, sürecin toplumsal yansımaları, medyanın kullandığı dil… Her biri “yakından eğitim” müfredatının kazanımları olarak hayatın akışı içinde işleniyor çocukların hafızalarına.

Hayata hazırlayan değil hayatın kendisi olan bir eğitim süreci bu. Değerlerin inşa edildiği bir süreç üstelik. Mesela, öğrenciler ve aileleri açısından bir numaralı gündem maddesi lise ve üniversiteye giriş sınavlarıydı korona virüs tehdidi öncesinde. Kurslar, etütler, özel dersler, kaynak kitaplar deneme sınavları… Hastalıklar ölümler girince araya… Gündem ve öncelikler nasıl da değişti… Önce can sağlığı… Önce insan… Kalan her şeyin bir şekilde telafisi mümkün anlayışı geldi oturdu gündemimize.

Bir de onca sınav sıkıntısını katlanılır kılan şeyin, iyi okullar kazanmak ve mezuniyet sonrası iyi bir meslek edinmek olduğu düşüncesi hakimdi genel olarak. Bu da bol kazanç ve toplumda prestij sahibi olmak demekle eş anlamlıydı neredeyse. Oysa bunların çok ötesinde başka şeyler varmış. İnsan idealleri için, vatanı, milleti ve tüm insanlık için çalışırmış, emek verir alın teri döker hiç de yüksünmezmiş. Kendi hastalansa bile iyileştikten sonra “görev aşkı” ile işinin başına dönermiş. Toplumsal iyi adına kişisel önceliklerinden alışkanlıklarından feragat eden sağlıkçılar başta olmak üzere emniyet mensupları, eğitimciler ve diğer kamu çalışanları yaşayarak gösterdiler bunu bize. Çocuklarımız da şahit oldukları bu süreçten paylarına düşeni alıyorlar şüphesiz.

Evet, hem “uzaktan eğitim” hem “yakından eğitim” devam ediyor. Biz yetişkinler farkında olalım yeter ki. Çocuklar geri kalıyor endişesini bırakalım bir tarafa. Yetişkinlerin doğru rol modellik yaptığı ve iyi yönettiği bu süreç, eğitimleri aksıyor diye endişelendiğimiz yavruların aslında kazandığı ve okul sıralarında belki alma imkânı bulamayacakları insani ve hayati derslerle tamamladıkları bir dönem olabilir.

Gayret bizden, tevfik Allah’tan vesselam.