48 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Hayata Ve Nesillere Dair

Kasım 2016, 479 85 Görüntülenme Eklenme Tarih: 14 Ocak 2020 19:54 Ayten Yadigâr

 

Anlamlı bir hayat ve değerlilik duygusu… İnsanı şu gel geç dünyada dirençli kılan, her şeye rağmen ayakta tutan bunlar değil midir? İşlerin yolunda gitmediği, planlarımızın alt üst olduğu, aklımıza gelmeyen şeylerin başımıza geldiği veya bir şey için uğraşıp didinip tam sonuç alacağımızı düşünürken en başa dönmek zorunda kaldığımız zamanlar olur ya. Varoluşumuza dair bu dünya hayatı ile sınırlı olmayan bir hayat tasavvuruna sahip isek ve Rahman’ın kullarından bir kul olarak yaratılmışlar içinde bir değer ve anlam taşıdığımıza dair inancımız varsa, bu dünya hayatında ancak payımıza düşeni yaşayacağız demektir değil mi? Olanda hikmet vardır, Allah var gam yok. İman güzel nimet, büyük nimet. Elhamdülillah.

Bugünün başarı, mutluluk, hep ilerleme, her şeyin daha iyisini ve pahalısını elde etmeye odaklı hayat tarzı içinde anlamsızlık ve değersizlik tuzaklarına düşmek ne kadar olası oysa. Bir de ötelerle ve Aşkın olanla olan bağ zayıfsa veya tümden kopmuşsa daha vahim bir durum söz konusu demektir. Nitekim bu çağda en çok mutsuzluk ve depresyondan mustarip değil midir insanlar?

Değersizlik, yetersizlik ve suçluluk duygularının depresyona zemin hazırladığı söyleniyor. Hız, telaş ve zihinsel bölünmeler biz yetişkinleri dahi olumsuz etkilerken, büyüklerin dünyasına çok erken yaşta dâhil olmak zorunda kalan çocukların halini varın siz düşünün.

Stresli hayatlar ve özellikle duygu eğitimindeki eksikler bu sorunlarla baş etmeyi zorlaştırıyor. Modern hayatın sunduğu çarelerden biri mutluluk hissini artıran kimyasallar içeren ilaçlar. Ancak Kemal Sayar’ın “Yavaşla–Bu Hayattan Bir Kez Geçeceksin” adlı kitabında bir hastanın dile getirdiği kendi gerçekliği üzerinde düşünmek gerek: “Hayatımda neşe duyacak hiçbir şey yokken, bir ilaçla aptal bir neşe içine girmiş durumdayım ve bundan hiç hoşlanmıyorum!”

Hayatın ekonomi eksenli dizayn edildiği günümüz dünyasında ticari mantık içerisinde üretilmiş ilginç mutluluk reçetesi örnekleri de yok değil. Bunlardan biri Avusturya’daki Mutluluk Enstitüsü. Burada saati 140 Dolara mutlu olmanın yolları öğretiliyor insanlara. Enstitünün felsefesi: “İnsanın mutluluğu bankadaki para miktarı ile ölçülmemeli.” “Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.” ve “ Başınıza gelenlerden çok, onları nasıl karşıladığınız önemli.”

Bir diğer ilginç reçete ise Kore usulü rabıta-i mevt olarak isimlendirebileceğimiz bir uygulama. Güney Kore’de “Korean Life Consulting” adlı bir şirket, stres ve depresyonla baş etmek için “yeniden doğuş” cenaze törenleri düzenliyor. Kişi başına 355 Dolara mal olan bu törenlerde insanlar gelecekle ilgili dileklerini dile getirip yakınlarına yazdığı vasiyeti yüksek sesle okuduktan sonra tabuta giriyorlar. Ayin ve ağıtlar… On beş dakika sonra “yeniden doğuş” gerçekleşiyor. Hayatın ve insanın değerini anlamanın yanı sıra çalışanların iş verimini artırmak için düzenlenen bu törenlere son yıllarda on binlerce kişinin katıldığı söyleniyor.

Stresli ve tekdüze hayatların içinden anlam ve mutluluğa bir yol bulmak adına gösterilen çabalar böyle.

Çağımızın anlam ve değer bunalımına dikkat çekme noktasında duygu eğitimindeki eksikler de dile getirilmeli. Duygusal Zeka üzerine çalışmaları ile tanınan Daniel Goleman, “Günümüzde en azından iki ahlak tavrına ihtiyacımız var. Kendine hâkim olmak ve şefkat göstermek. Çocuklarımızın duygusal eğitimini şansa bırakıyoruz ve sonuçları çok yıkıcı oluyor. Aklı ve kalbi birleştirmeli. Sadece akıl yetmiyor” ifadeleriyle günümüz insanının asıl ihtiyacının basit ama insani hassasiyet gerektiren hasletleri edinmek olduğuna işaret ediyor.

Goleman’a göre kendimize şu soruları sormalıyız: “Sokaklarımıza nezaketi, toplumsal yaşantımıza şefkati nasıl taşıyabiliriz?”

Öyleyse yeni bir bakış açısı ve bilinçle insanı anlama çabası gösterilmeli. “Her doğan bebek Allah’ın insanlardan umut kesmediğinin delili” değil midir? Çünkü çocuklar dünyaya geldiklerinde geçmiş kuşakların yanlışlarını düzeltme gücü ve dünyayı değiştirecek soluğu beraberinde getirirler. Dünyayı teşrif eden her cana Allah’tan yeni bir umut ve imkân olarak bakabilsek bir… Emanet bilinciyle ve sabırla, ilgiyle, bilgiyle yaklaşsak onlara… İyiliği ve iyileri artırmak adına…

Heykeltıraşın verdiği dersi hatırlayarak mesela. Bir adam bahçenin bir köşesinde atılacak bir mermer parçasını mahir bir heykeltıraşa bedavaya verir. Heykeltıraş bir süre sonra yaptığı heykelle gelir ve “bu senin” der. Adam şaşırmış bir vaziyette, “O mermer parçasını nasıl bu kadar güzel hale getirebildin?” diye sorar. “Fazlalıkları, çirkinlikleri törpüleyerek” cevabını alır.

Ünlü heykeltıraşlardan Michalengelo “Ben mermerlerin içinde bir melek görürüm ve onu özgürlüğüne kavuşturuncaya kadar mermeri keski ve çekicimle oymaya devam ederim” demiş.

Biz yetişkinler sanatçı ruhu ve duyarlılığı ile hayatımızın veya çocuklarımızın beğenmediğimiz, şikâyet ettiğimiz yönlerini törpülemeli ve içimizdeki / içlerindeki meleği ortaya çıkarmaya çalışmalıyız.

Öte yandan inancımız “meleklerden üstün olma” imkânının var olduğunu söylüyor bize.

Öyleyse ufkumuzu çok daha geniş tutabiliriz. Anlamlı bir hayat tasavvuruna sahip, kendi değerinin ve sorumluluklarının bilincinde olan bir nesil, hem bizim hem insanlığın kazancı demek olacaktır vesselam.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Unuttuklarımız ve Hayata Yansımaları

Huzurda olduğumuzu unuttuğumuz içindir, bunca huzursuzluğumuz...

Devamı »

Kış Düşünceleri

Televizyon günümüzde sadece vakit geçirmeye yarayan bir araç haline gelmişse de farklı dünyaları ayağımıza getirmesi açısından hala önemli bir işleve sahip.

Devamı »

Mus'ab'ın (ra) İzini Sürmek

Bir kutlu neslin yaşadıklarına tanıklık etti yeryüzü. Onlar bir şefkat peygamberinin eline tutunarak cahilliye karanlıklarından nura çıkarıldılar. Kolay bir çıkış süreci değildi söz konusu olan. Çünkü Allah Rasulü’nün (sav) tebliğine uyup “Biz Müslüman olduk” dedikten sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorlardı.

Devamı »

Aile: Rakamlardan Fazlası... Bu Dünyadan Ötesi...

Bir zamanlar beyaz gelinliğinin kefeni olduğu hatırlatılarak baba ocağından yeni yuvasına uğurlanırdı gelinlerimiz. Bir hayatı paylaşmak üzere yola çıkılırken ölüm ve ötesine uzanan bir ufuk sahibi olmanın geleneğimize yansıyan yüzüydü belki de bu seremoni. Şimdilerde ise her şeyin gündelik hesap sığlığına çekildiği ve aile kurmak gibi uzun soluklu bir koşunun bile kısa sürede sonlandırılmasının tercih edildiği zamanlardayız.

Devamı »