136 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Kuyulardan Seslenen Yusuf'lar Var

Temmuz 2015, 463 125 Görüntülenme Eklenme Tarih: 22 Mart 2020 15:07 Selim Gündüzalp

 

Bir hatırlayın çocukluk günlerini… 

Koşarken ya da oynarken, farkında olmadan düşüp de kendinizi bir kuyunun içinde buldunuz mu hiç?

Çocukluğumdan beri hep korkutur kuyular. Ama yine de içine bakmaktan kendimi alamam.

Kuyularda, içimizdeki korkularla yüzleşiriz. Belki de bizi çeken sır budur oralarda.

Kimse bilmez ne kuyular var o kuyularda.

Yalnızlığı, ölümü, orada tek başınalığı hatırlatıyor insana kuyular.

Her kuyudan bir Yusuf seslenir.

Geceler içinden sesler gelir. Biri var mı kuyularda?

...

Geçtiğimiz günlerde bir haber okumuştum 13 yaşında bir çocuk 30 metre derinliğinde bir kuyuya düşmüş ve 15 saat kalmış orada. İtfaiyeciler kurtarmış en nihayet. Mutlu sona ulaşılmış.

15 saat az değil, o kuyunun dibinde yarı beline kadar suyun içinde o çocukcağız ne yapmış, neler yaşamış acaba? Merak edip durdum.

Asıl soru bizim içimizde.

Yusuf, çoktan çıktı kuyudan. Çocuk çoktan kurtuldu oradan. Ama şimdi bizim aklımız oralarda, hep kuyularda. Bir sır var kuyularda insanı çeken, düşünmeye davet eden.

...

Kuyulara düşenlere dair çok vakalar var duyduğumuz. En başta Yusuf Suresi’nden, o mübarek peygamberin başına gelenlerden âşinayız kuyulara. 

Sonu ferahlı olunca çekilen zahmetler de rahmete dönüyor. Sonunda Mısır’a sultan olmak var. Ama gel de bunu anlat kuyudakilere.

Kuyulara düşmeden, köle gibi satılıp zindanlara girmeden, iftiralara uğramadan ulaşılamıyor saadetlere, mutluluklara. Yalnızlığın, bîçareliğin en hasını tadıyor orada insan. Kırılıyor kolu kanadı. Allah’a ne kadar yakın olduğunu kuyuların içinde anlıyor insan. Öyle bir aşkla, öyle bir içten yakarışla kim bilir ne gözü yaşlı dualar ediliyor oralarda… Zindandan beter kuyularda...

Bir ışık var, masmavi gökyüzü var sadece görünen oradan. Belki de geçip giden beyaz bulutlar, rızkını arayan birkaç kuşun sesi ve gölgesi düşüyor kuyunun içine, o kadar. Belki de bir karganın gagasından düşürdüğü bir ceviz. İnsanın rızkını, nasibini oraya da gönderir ya rabbi. İçine düşenler kurtulmak için neler düşünüyor, neler düşlüyor, kim bilir... Yaşanası ne mucizeler bekliyor kuyuya düşeni kim bilir...

Damdan düşen misali, kuyulara düşmeyen, kuyulara düşenin halini bilemez. 

...

Ümit bir tohum gibi düşmüşse insanın içine, hangi kuyunun dibinde de olsa, rahmet oradadır, onunladır. Allah kuluna her yerde en yakındır.

Ah Yusuf! Ah çocuklar… Kuyulara düşüp de kurtarılmayı bekleyen çocuklar…

Onlar o kuyulardan elbet çıkıyorlar. Ya içimizin kuyularında kalıp da çıkamayan çocuklara ne diyeceğiz?

...

Unutulup giden nice insan var içinin kuyularında.

Nefsinin kuyularına düşmüş de çıkamıyorlar. Kurtaran yok mu diyenler var. Onların sesini ne zaman duyacağız. Kalabalıkların arasına karışınca, kendini güvende hissediyor insan. Başıma bir şey gelmez zannediyor sanki. Oysa bir arada da olsak tek tek ölüyoruz. Vitrinlerin çağırışı ve eşyanın çekim gücüne karşı çaresiz bu çağda insan. Dışımız kalabalıklaşırken, ruhumuz yalnızlaşıyor. Uzakta zannetmeyin kuyular çok yakında hepimizin içinde.

... 

Bir anlamı var yaşananların.

Boşuna değil. Bir yaprağın kımıldaması bile manasız değil. Kim bilir, belki de kuyular sesini duyurmak istiyor bize...

“Suyumuzu çekip çıkardınız, kana kana içtiniz, sesimizi, şükrümüzü duydunuz mu hiç? Onca uzak mesafeden yanınıza geldik, dudaklarınıza değdik, midenizdeki harareti giderdik, ama siz bir gün olsun bizim yanımıza gelmediniz” diyor belki de bize kuyular.

Ne uzun bir ömürdür 15 saat kuyuda kalmak. Orada on beş dakika bile,15 yıla bedeldir.

...

Kuyularda hayat ağır geçer. Saflaşır, sadeleşir insan. Rabbi ile insan bir başına kalır orada. Allah yar ise her yer yarar. İnsan bu sözün manasını orda anlar. Kuyularda da olsa, bizi yalnız bırakmayan bir Allah var.

Ümit kuyunun dibinde de var, kuyunun başında da.

Ümit kalplerde hiç susmayan bir kuştur.

Vakt erişir, çile biter.

Bir çocuğun ömrüne, bir günden bir ömürlük pay düşer…

Mevsimi yok bunun. Erkenden açar olgunluk meyveleri. Hayatın içinde neler olduğunu, uzun yıllar yaşayan değil, kuyulara düşenler bilir.

Şimdi… Ya içinin kuyularında, tefekkürsüz ve şükürsüz bir hayatın kıyılarında kaybolanlara ne demeli? Geçer gider ömürler yazlarla, kışlarla... Haberi bile olmaz pek çok insanın. Kuyular ayna tutar yüzümüze. Bak, nerelere düştün, bak ne haldesin diye…

Her gün yeni bir sayfasını açtığımız hayata bir ayna tutar olaylar, içinde kendimizi görelim diye, yeni baştan yaşamayı öğrenelim diye. Bir ateş, yalap yalap sarmadan içimizi, göremiyoruz yaşadığımız olayların ibretlik yanını. Olağanüstü bir şey yaşamadan, maalesef hiç kimse anlayamıyor yaşadığı hayatın kıymetini.

Oysa hayat olağan değil ki…

Hayatın her anı olağanüstü…

Eğil bak, kulak ver. Derinden sesler geliyor.

Her kuyudan bir Yusuf sesleniyor.

...

Her kuyudan bir Yusuf seslenir. Bu sesler sizin sesiniz, başkasının sesi değil. İçinizin ve kalbinizin sesidir. Bu iniltilere kulak verseniz işiteceksiniz. Belki de bunlar Allah’a yükselen dualardır, zikirlerdir.

İşittirmeseydi Allah, kim duyacaktı kuyulardakinin sesini? Kuyunun dışındakiler suya hasret; kuyunun içindekiler, suya ihtiyaç duyana hasret… Kim duyacaktı oradan yükselen sesi Allah işittirmeseydi? Kim ulaştırıyor kulağımıza sesleri kim? Aynı anda kim bilir kaç tane ses duyuyoruz da onun içinden sadece lazım olana yöneliyoruz. O kadar çok ses var ki dünyaya çağıran, kalbimiz sesleniyor içimizden, sesleniyor kuyulardan…

Bakalım ne zaman duyacağız onun da sesini...

Sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf eder Yunus aleyhisselam misali. 

Yüzü kesrete dönen insan birliğe ulaşır o zaman. Geceyi, denizi, karanlığı geçer, balığın karnından sahile, oradan da selamete erer insan o zaman. 

Lâ ilâhe illâ ente subhaneke innî küntü minez-zâlimîn…

...

Her an bir kuyudayız. 

Bir balığın karnındayız. 

Ehadiyet sırrına, tevhid nuruyla ulaşıldığında yollar açılıyor birden.

Bir gencin, bir çocuğun, bir insanın yandığı günler vardır, elini dizine vurduğu günler vardır, “ah ah” diye inlediği günler... Ahların eyvahlara döndüğü ve Allah’a yakın olduğu anlar vardır. Kuyularda anlar bunu insan. Kuyunun dışında da, kendi içine düşünce, tek başına kalınca anlar bunu. 

Anlar ki, yalnız değildir, Allah vardır.

Sevinin insanlar, Allah var! Kuyularda da olsanız, bir başınıza da kalsanız, Allah var!

Orada dört duvarın içinde bile hürriyet varken, kuyunun dışında ise, tam bir esaret vardır. Esaret içimizde. Kendi hayatının içine, kendini hapsediyor insanlar. Oysa solgun bir çiçek büyür mü? Solgun bir yüz güler mi? Kurtuluşa eren gülümsüyor şimdi.

Mısır’a sultan olmak kolay değil. Köle diye satılmak, boşuna değil. Kuyulara düşmeden, zindanlara girmeden, saraylara çıkılamıyor. Köle diye satılmadan, Mısır’a sultan olunmuyor. Rahmetler, zahmetlerle beraber geliyor. 

...

Musibet de bir kuyu, hastalık da bir kuyu.

Yaşadığımız her imtihan bir kuyu. Yeter ki insan dersini alabilsin, düştüğü yerden Allah deyip kalkabilsin.

Her şeye ihtiyacının olduğunu zannedenin, sadece bir şeye ihtiyacının olduğunu anladığı yer orasıdır. Sadece ve sadece Allah’a olan ihtiyacını…

Düşmeden önce düşünseydik bunları, bu hale düşmeyecektik belki de. Ama olmuyor. İnsanın olgunlaşması için, nice ince eleklerden geçmesi gerekiyor.

Ders almamız gerek. Kendi kuyularımızdan da çıkmamız için bu olaydan ders almamız gerek.

Bir çocuk kuyuya düşüyor ve orada 15 saat kalıyor.

Düşünün bir…

Ya kendi içinin kuyularında bir ömür kalanlara ne demeli? Şefkat ve merhameti insan biraz da kendine göstermeli.

Hadi, o kurtuldu… Ya biz?

Kendi kuyumuzun içinde, nefs kuyusunun içinde bir yol bulamadıysak, bize uzatılan iplere tutunamadıysak, halimizden anlayan birilerine sesimizi duyuramadıysak eyvah ki eyvah…

Bittik, yittik demektir kuyularda.

Rabbim kimseyi yalnız bırakma karanlık kuyularda… Âmin…

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »

Tohumdan Çınara

Ne acayip değil mi! Cenab-ı Hak tohumu ve ağacı bir makine gibi yapmış. Bir küçücük tohum, koca ağacı içinde saklıyor; adeta bir ağaç makinesi gibi çalışıp ağaç üretiyor. Ağaç da meyve makinesi gibi çalışıp lütf-u ilahi ile meyve üretiyor.

Devamı »

Rabbim, Her İşine Hayretteyim

Beyaz ve tatlı meyveleri olan bir dut ağacının altındayım. Sanki tüm varlığın odak noktasındayım...

Devamı »

Yeniden Başlayalım!

Haydi, yeniden başlayalım hayata.

Devamı »