ARAMA SAYFASI

Okuyacağına söz ver!

Okuyacağına söz ver!

Bir Hatıra

 

Eskiden mahalle aralarında küçücük dükkânlarında dünyalar kadar büyük işler yapan esnaflarımız vardı… Bakkalımız, manavımız, kasabımız hatta ayakkabı tamircilerimiz… Gül alan, gül satan; paradan çok gönül kazanan, dost biriktiren esnaflarımız vardı…

Ama en çok da bakkallarımız… Yokluğumuzda göz kulak olsunlar diye evimizin anahtarlarını bile emanet ettiğimiz, veresiye alış-veriş yaptığımız, ihtiyaç olduğunda ödünç paralar aldığımız komşularımızdı onlar.

O zamanlar alışverişlerimizde poşet yerine ya zembil ya da fileler kullanılır; pirinç, şeker, un, bakliyat türü gıdalar, hazır paketlerde değil eski gazetelerden yapılmış olan kesekâğıtlara doldurulur ve iki kefeli terazilerde tartılırdı.

İşte bu sebeple gazeteler okunup atılmazdı. Genellikle çocuklar hafta sonları o gazetelerden belli bir şekilde katladıkları kesekâğıtlarını, yine evde un ve suyla yapılan bulamaçla yapıştırır ve götürüp bakkal amcalara kilo ile satarlardı. Böylelikle okul harçlıklarını çıkarırdı çocuklar… Çok gerilerde kaldı o günler.

Geçmiş yılların raflarında yerini almış bu hatıralarla dolu kesekâğıdının ağzını  geçenlerde rastladığım bir çocukluk arkadaşımla açtık…

Gittiğim kitabevinde karşılaştım onunla. Mekân sahibinin söylediği çayları içerken eskilere gittik. O yıllardan bahsederken unutamadığı bir hatırasını anlattı:

Lise ikinci sınıftaydım. Arkadaşlarla kitaplarımızı karşılıklı değişerek okuduğumuz; isteğimiz kitapları da bakkala, manava yaptığımız kesekâğıdı paralarını biriktirip aldığımız yıllar.

Bir gün hocamız ders anlatırken 6 ciltlik bir eserden bahsetti, mutlaka evinizde olmalı, dedi. Daha hoca söyler söylemez aklıma Bakkal Metin abiye yaptığım kesekâğıtlar geldi. Eğer komşulardan da okunmuş gazeteleri toplarsam, hafta sonları daha çok kesekâğıdı yapar ve altı ay sonra bu kitaplara sahip olabilirdim.

Okul çıkışı soluğu bakkalda aldım. Bakkal Metin abiye her hafta 3 kilo yerine 9 kilo kesekâğıt yapacağımı söyledim. Metin abi de memnuniyetle kabul etti…

Her hafta söz verdiğim gibi kesekâğıtları yapıyor ve Metin abiye teslim ediyordum. Aldığım parayı da bir kenarda biriktirmeye başladım…

Aradan 4-5 hafta geçmişti ki, Metin abi “Sana ne oldu da bu kadar kesekâğıt yapmaya başladın?” diye sordu. Ben de ona “Altı ciltlik bir eser varmış, onu almak için yapıyorum” dedim. Bir an duraklayan Metin abi kenardaki tabureyi alarak oturdu. Gözlerimin içine bakarak bana dedi ki: “Ben sana o kitapların parasını peşin vereyim. Sen git onları al. Bana da her hafta 9 kilo değil 3 kilo kesekâğıt yap. Ama bir şartım var: Okuyacağına söz ver!”

Bir anda o uzak hayalime kavuşunca çok sevindim, heyecanlandım… Hemen kabul ettim. Ve aynı gün koşarak kitapçıdan o kitapları aldım...

Şimdi üzerinden otuz küsür yıl geçtiği halde o kitapları hâlâ saklarım. Bazı bilgileri eskise de eskimeyen hatıraları bulurum onlarda. Ara ara elime alıp karıştırdığımda vefa, yardımlaşma, öğrenmeye teşvik etme, komşuluk, dostluk gibi duygular kuvvet bulur içimde. Okumaktan yıpranmış yaprakları arasından çok değerli dersler çıkarırım hâlâ… Metin abi ve onun gibi gani gönüllü komşularımıza, esnafımıza dualar ederim.

Hayalimde onlara seslenirim: “İyi ki varmışsınız be!.. İyi ki sizleri tanımışım!..”

Evet şimdi koca koca Avm’leri, ruhsuz marketleri görünce; o güneş gibi sımsıcak dostların, bizi kalbimizden yakalayıp aydınlatan hatıralarının değerini daha iyi anlıyor ve hayalen biz de onlara sesleniyoruz: “İyi ki varmışsınız be!.. İyi ki sizleri tanımışız!..”