ARAMA SAYFASI

Biraz Şefkat İyi Gelir İnsana

Hem kendimize, hem de çevremize... En keskin ilâçtan daha şifâlıdır şefkat.

 

Hem kendimize, hem de çevremize...

En keskin ilâçtan daha şifâlıdır şefkat.

Biraz şefkat iyi gelir. Hem ruhumuza, hem de kalbî yaralarımıza.

Dertler içinde yüzse de, acılar içinde kıvransa da şefkat iyi geliyor insana.

Kendini unutup başkasının yaralarını sarmaya koşanın da yaraları sarılıyor.

Annem “Verene verirler” der. Şefkat ki; duyguların en hası, en hâlisi. Allah’ın eşsiz bir rahmet hediyesi. Hiçbir karşılık beklemeden vermek, analar gibi, babalar gibi vermek. Fedakârca ve içtenlikle. Verdiğimiz bizim; bizde kalan bizim değil.

Şefkat dünyayı ve insanlığı ayakta tutar. İnsanlık denilen o geniş ailenin, orta direğidir. Zaman zaman sarsılsa da o direk, onu yeniden iyileştirmek ve o madeni işlettirmek onarmak gerek. Maddenin mânâyı boğmaya çalıştığı bir dünyada, şefkat da kahramanlarının yolunu gözlüyor. Kendisini çoğaltacak elleri ve erleri bekliyor.

Nasıl bir rahmet ve şefkat ile kuşatıldığımızı görmek istiyorsak, yakınımızdaki bir ağacı seyredelim. Durduğu yeri, meyve verdiği mevsimi bir düşünelim. Tek ayak üstünde duruşunu da. Yıllar yılı yıkılmadan, kaykılmadan, basit bir gövdenin üzerinde nasıl durup yükseldiğine de nazar edelim.

Oradan kendimize geçip yaşadığımız hayatın içindeki nimetleri bir düşünelim.

Yön yön sarılmış ve kuşatılmış olduğumuzu göreceğiz rahmetle, şefkatle.

Biraz şefkat iyi gelir...

Hem kendimize, hem çevremize...

Yıkanıp abdest aldığımızda nasıl bir ferahlık hissediyorsak içimizde, şefkat de öyledir. Elimizdekini verip bizde olanı paylaştıkça, o da coşar. Biraz şefkat, bu fani dünyaya katabileceğimiz, bize ait olan yegâne bir nimettir. Bizde olan bu zengin nimete çevremizde herkesin ihtiyacı var.

Bu bazen bir tebessüm olur, bazen karşınızdakini samimiyetle dinlemek olur.

Bazen bir hastayı ziyaret olur, bazen de bir yetim çocuğun başını okşamak...

Şefkat adına vereceğimiz bir şey illa vardır bizde. Bu dünyaya katacağımız azıcık da olsa bir şefkat vardır.

İnsan olarak yaratılmış olmanın gereğini yapmak, muhatabınıza şefkatli bir nazarla bakmak, bir şey değil, her şeydir.

Yoldan bir taşı kaldırmak, yoldan geçeceklere şefkattir. Kardan buzdan çevreyi temizlemek de öyle. Hepsi birer şefkat ve rahmet eseridir. Kimse bilmese de, Allah biliyor ya, o yeter. Şefkatin tesiri kalplerde hemen hissedilir.

Yaratılanlara merhamet etmeyene merhamet edilmiyor. Bugün merhametsizliğin içinde boğuluyorsa insanlık, şefkat eksikliğindendir. Önce biz kendimiz merhamet etmeliyiz. Merhamet gösterilmeyi de ancak ondan sonra hak edebileceğimizi düşünmeliyiz.

Suat Ünsal bir özdeyişinde, "Şefkatsiz kucakta ruhu acıkır bebeğin" diyordu ve her şeyi özetliyordu.

Bir yolun kenarında durup seyredin geçenleri. O rahmet elinin her yeri nasıl kuşattığını göreceksiniz. En çok çocuklar, bir de ağaçlar dikkatimi çeker. O mübarek kahramanlar nasıl oluyor da, tek ayak üstünde, bir ömür, aynı yerde, hiç kımıldamadan duruyorlar? Rızıkları ayaklarına geliyor, yani gönderiliyor.

Oysa Allah dilerse, ağaçlar da yürür. Hazreti Peygamber (asm) bir bedeviye Allah’a iman etmesi için delil göstermek istediğinde, “Gel” diye eliyle işaret ettiği bir ağaç yürümedi mi, kökleriyle beraber huzur-u Nebevî’ye gelmedi mi? Madem gelip konuştu ve şahitlik etti, o halde gerekirse ağaçlar da yürüyebilir, hatta konuşabilir.

Allah’ın (cc) bir mucizesidir bu. Aslında onlar yerlerinde durmakla daha büyük bir mucize gösteriyorlar. İncecik köklerle toprağa tutunup, kimin kudretine dayandıklarını âleme ilan ediyorlar. Bazıları için yürümek mucize ise, bazıları için de yürümemek mucizedir. O sonsuz ve engin şefkatten nasibini her varlık gibi ağaçlar da almışlar.

Işık mı lâzım? Milyonlarca kilometre mesafeden ulaştırılıyor. Yağmur mu gerek? Binlerce metre mesafeden üzerlerinde rahmet serpiliyor. Hem de inci taneleri gibi... aldığına bakın, verdiğine bakın... Odun parçasının eliyle, en güzel meyveleriyle besleniyoruz. Belli ki şefkat ağaçtan değil, onun eliyle o nimeti bize gönderen sonsuz bir rahmet ve şefkat sahibi olan Allah var.

Ellerini o sonsuz rahmete karşı uzatan, boş kalmıyor. Hemen dolduruluyor elleri rahmetin bin bir hediyeleriyle.

Kesilen bir ağaca üzülürüm. Kesildiği için değil sadece. Üzerinde barınacak olan kuşların evleri de yıkıldığı için. Bir ağacın çok, pek çok hizmetleri vardır.

Kâinata şefkatli bir gözle bakana kapılar açılır.

Ruh, bu güzel iklimden istifade etmek için çareler arar. Nefis ise görevden kaçar. Nefsin terbiyesi, aklın, vicdanın ve kalbin el ele vermesiyle mümkün. Nefis ateş gibi. Nasıl ki ateşin üzerine bir saç geçirilince soba olarak istifade ediyorsak, nefis de öyle. Terbiyeden geçince, ondan da istifade edebiliriz inşallah.

Kâinata rahmet nazarıyla bakan bir göz, kendine de hayret eder. Her şeyi göremediği halde niye kendini göremediğine de hayret eder göz. Hatta gözkapaklarının nasıl çalıştığına bile hayret edebilir.

Rahmetli Kenan Üsküp Ağabey anlatmıştı. Gözkapakları çalışmayan bir kahveci varmış. Müşteriler “Usta, çay!” diye seslendiğinde, bir elinin iki parmağıyla önce gözkapaklarını açıp sesin geldiği yöne bakarmış. Sonra da çayı bardağa koyarmış.

Rabbimizin rahmet ve şefkati olmasaydı, gözkapaklarımız bu kadar kolay açılıp kapanmazdı. Bundandır ki, kolayca açıp kapattığımız için ve açınca gördüğümüz için, Rabbimize sonsuz şükürler olsun.

Allah hep vardır. Kalplerde Allah'a olan muhabbet de o yarattığı için hep vardır. Sevgiler, şefkatler, Allah olduğu için vardır, Allah yarattığı için vardır. Ne varsa üzerimizde, hepsi Ondandır. Bir su damlası nasıl geldiği kaynağı gösteriyorsa, bu rahmet tecellileri de Rahman’dandır, Rabbimizin sonsuz rahmetinden sadece birer damladır.

Şu kış mevsiminde kuru dalların üzerinde, az zaman sonra gönderilecek bahar hediyelerini, erzak paketlerinin gelişini alkışlayan kuşlar gibi, Rabbimizin nimetlerini haykırıp şakıyan, hiç susmayan diller ve bülbüller olmayı niyaz ediyoruz. Ta ki, bir nebze de olsa, bu sayısız nimetlerin hakkını verebilelim.

Biraz şefkat iyi gelir. Hem kendimize, hem hayatımıza...

Bizde var olan ne ise, onu verebiliriz ancak. Şefkat ise hepimizde olandır, hepimizin verebileceği bir şeydir. Yeri gelir, tebessüm olur, bazen bir gözyaşı olur, bazen de dillerden ve dudaklardan yükselen samimi dualar olur.

İnsanların ihtiyacı var.

Biraz şefkat iyi gelir…

Nice insan var, bu kapıdan geçemediği için, daha geniş âlemlere doğru bir yol bulamıyor. Kendi içinde kilitlenip kalakalıyor. Ve sonunda olanlar oluyor. Nice olumsuz haberler yansıyor gazetelere, ekranlara. Her birinin arkasında, o sonsuz rahmet denizinden içimize damlayan şefkati paylaşmamak, çoğaltmamak yatıyor.