34 Yazı Prof. Dr. Kemal Sayar

Yazar Profili »

Ahlâkî Zekâ

Mart 2012, 423 205 Görüntülenme Eklenme Tarih: 24 Mayıs 2020 23:49 Prof. Dr. Kemal Sayar

 

Çocuklarımıza ahlâkî zekâyı kazandırmalıyız. Bu yeni bir kavram, bizler bugüne kadar hep analitik zekâ üzerinde durduk. Analitik zekâ dünyada işlemleri nasıl daha iyi yapabileceğimizi, akademik başarıda ne kadar daha iyiye gidebileceğimizi bir ölçüde bize veriyor. Evet, analitik zekâsı yüksek olan insanların akademik olarak daha başarılı olmalarını bekliyoruz. Ama tek başına akademik ya da analitik zekâ dünyanın problemini çözmeye yetmiyor.

Hepimizin sosyal, duygusal zekâya ve bütün bunların önünde ahlâkî zekâya ihtiyacımız var. Ahlâkî zekâ ötekine yardım edebilmek demek, riyakârlık yok demek.

Bizler bugün maalesef modern toplum çocuklarını sadece kendi iyisini gözetmesi, başka çocukları önemsememesi, sadece kendi başarısını gözetmesi üzerinde koşullandırıyoruz. Bir çılgınlık halinde pek çoğumuz çocuklarımızı sınavlara sokuyoruz, o sınavlarda çok başarılı olmalarını bekliyoruz ve bir yarışmacı kültürü içinde onları güçlü olanın ayakta kaldığı bir yarışın içinde tutuyoruz. Başarı öyküleri olarak gazetelerimize baktığımız zaman çok para kazanan insanları, çok servet biriktirmiş insanları görüyorsunuz.

Geçtiğimiz günlerde bir kongreden dönüyorum, bir İngiliz gazetesi aldım o kadar güzel bir şey yapmışlardı ki, hayranlık duydum, keşke bizim gazetelerimiz de böyle bir şey yapsa dedim. İngiliz toplumunun en başarılı altmış kişisi diye bir liste yapmışlar; bu listede ilim adamları var, aktrisler var, gitmiş yoksul mahallesinde bir merhamet eyleminde bulunmuş, başka insanlar için toplumsal duyarlılık faaliyetleri düzenlemiş insanlar var, altmış insan da toplum için bir şeyler yapmış, bir kamusal iyinin ve merhametin peşinden koşmuş. Neden başarı öyküsü olarak merhameti yaygınlaştırmayı koymuyoruz insanların önüne? Neden daha merhametli insanları, insanlığa hizmet eden insanları başarılı saymıyoruz? Neden sadece kendine hizmet etmiş olan insanlar daha başarılı kabul ediliyor? İşte bizim topyekûn bir dünya görüşü tazelenmesine ihtiyacımız var.

Merhamete daha saf daha güzel bir nazarla bakabilmek için lütfen alıcılarımızla oynayalım. Evet, camide merhamet, camilerimiz neden buluşma yerleri olmasın, neden birbirimizle dertleşme yeri olmasın, neden birbirimizle konuştuğumuz, birbirimizin sorunlarına çözüm aradığımız yerler olmasın, isminde ima ettiği fonksiyonu yerine getirmesin. Bir dostum çok güzel bir merhamet eylemi yapardı çocuklarına, yıllar evvel öyle büyüttü çocuklarını, ‘çocukları alırım’ derdi, ‘iki üç yaşlarından itibaren Süleymaniye’ye götürürüm, bırakırım onları Süleymaniye’nin halılarının üzerinde, o mabedin ruhaniyetini içlerine çekerek büyüsünler. Hangi kültüre, hangi koordinatlara, nereye, hangi dünyaya ait olduklarını bilerek büyüsünler. Bazen cemaatten bana kızanlar oluyordu bu çocukları niye buraya getiriyorsun diye ama ‘çocuklar bu camiyi şimdi teneffüs etmeyeceklerse ne zaman buraya alışacaklar’ diyordum.’

Mesela çocukları camilerimize sokalım, onların orada o havayı teneffüs etmelerine izin verelim. Bu da merhamet eğitiminin bir parçası olabilir. Yıllar evvel bir dünya psikiyatri kongresine katılmak için Hamburg’daydım ve kongre heyeti beni bir Protestan rahibin evinde misafir etti. Orada gördüğüm şeyi hiç unutamıyorum. Bu Protestan rahip ve rahibe, kilisenin bütün vazifelerini yapmanın yanı sıra sosyal olarak çok aktif kişilerdi. Yani yaralıları, yaşlıları, sıkıntılı insanları hastaneye yetiştirmek, mahallede etkinliklerin öncüsü olmak gibi misyonlar edinmişlerdi ve dinlerini hayatın içine sokmaya gayret ediyorlardı ve çok bilinçli insanlardı. Camiyi bir merhamet merkezi olarak hayatın içine daha fazla sokmayı düşünmeliyiz. Hakikaten bizim toplumumuzun önemli bir kısmı manevi eğitimini Cuma hutbelerinden, camideki etkileşimlerden alıyor. Dolayısıyla bir merhamet merkezi olarak camilerimiz daha aktif olabilir, görevlilerimiz, imamlarımız mahallenin derdiyle dertlenen insanlar haline gelebilir. Daha aktif, toplumda daha öncü roller üstlenebilir.

Toplumda merhametin neşvünema bulması çok önemli, bakıyorsunuz bazı televizyon dizileri tamamen merhametsizliği yaymak üzere kurulmuş gibi bir izlenim uyandırıyor insanda ve topluma hakikaten çok büyük kötülük yapıyorlar. Bu televizyon dizilerinden Türkiye’yi okumaya çalışacak birisi Türkiye’nin çok zalim ve vahşi insanların yaşadığı barbar bir ülke olduğu izlenimine kapılır. Televizyon yayıncılarının da hakikaten üzerine düşeni yapmaları gerekir. Güzelliği, iyiliği yayan bir televizyon dizisinin de akisleri çok büyük olabilir, kötülüğü şerri yayan bir dizinin de akisleri çok fazla olabilir. Nihayet siyasette merhamet, siyasetin sert ve dışlayıcı üslubu daha içerici daha yok saymayıcı bir üslupla yer değiştirebilirse toplum da rahatlar, ötekini kendi farklılığı içinde kabullenmek, onu kendimize benzetmemeye çalışmak merhametli siyasetin en önemli unsurlarından biri olabilir.

Benim merhamet eğitimiyle ilgili çok pratik bir önerim var. Çocuklarımızı ellerinden tutalım ve hayatın kırılganlığının çok cisimleştiği, kendini çok gösterdiği yerlere götürelim onları. Mesela çocuklarımızı kanser koğuşlarına götürelim, hayatın nasıl bir şey olduğunu anlasınlar. Çocuklarımızı mezarlıklara götürelim, hayatın bir sonu olduğunu fark etsinler. Çocuklarımızı darülacezelere, akıl hastanelerine götürelim, aklın da bir sınırı olduğunu fark etsinler, insanın çaresiz düşebileceğini fark etsinler. Yoksul insanlara yardım faaliyetlerinde çocuklarımıza şimdiden sorumluluklar, görevler verelim. Mahallemizde yoksul insanlar varsa yardıma çocuklarımızla birlikte gidelim. Onun çocuğuyla çocuğumuzun arkadaş olmasını oynamasını yarenlik etmesini sağlayalım. Böylelikle çocuklarımızı sadece kendileri için isteyen varlıklar olmaktan kurtarırız. Dünyanın kırılganlığını, hayatın geçiciliğini, ölümün ve hastalığın mukadder olduğunu gören çocuk, empati duygusunu, merhamet duygusunu atıl bırakmaz, geliştirir.

Empati ve merhamet duyguları işlendikçe gelişebilen duygulardır. İnsanın içinde hakikaten pek çok olumlu duygu tekrar tekrar yapmak suretiyle gelişmektedir. O yüzden biz bugün iyiliğin yapılarak gelişeceğini, yoğunlaşacağını söylüyoruz. Taptuk’un Yunus Emre’ye odun taşıtması hadisesi şimdi daha anlamlı geliyor: Çünkü temrinle, gayretle merhameti geliştirebilirsiniz. Güzel bir şeyi hep ve daima yapmaya gayret eden insan merhamet yolunda bir mesafe kazanıyor.

 

 


Mart 2012, 423 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yol Çatallandığında

“Bir ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben / Ben gittim daha az geçilmişinden / ve bütün fark da bu oldu işte” diyordu Robert Frost

Devamı »

Televizyon ve Depresyon

Hayatımızı daha geniş bir dairede yaşamak, haberlere gömülüp kalmamak lazım. Bir seferliğine haberi okuduktan veya izledikten sonra ısrarla beş on sefer aynı haberi dinlerseniz, bu artık ikincil travmatizasyon sürecine giriyor. O haberler üzerinden biz örselenmeye başlıyoruz.

Devamı »

Affetmek

Affetmekle yüzümüzü geleceğe döner, geçmişin zindanından kendimizi azat ederiz. Affetmek yanlışı geçmişe yerleştirir ve geleceği onun etkisinden kurtarır. Genişler gelecek. Affetmek unutmak değil, sadece mütecavize duyulan öfke ve hıncın içimizden geçip gitmesine izin vermektir.

Devamı »

Hayat Terapisi

Yunanca “therapeuein”, “iyileşmek” ya da “iyileştirmek” anlamlarına gelir. Bu sebeple psikoterapi tam anlamıyla “ruh iyileştirmesi” demektir.

Devamı »