TR EN

Dil Seçin

Ara

Para Saadet Getiriyor mu?

Para Saadet Getiriyor mu?

Yirmili yaşlarının başındaki genç adam, “Bana paranın önemsiz olduğunu hiç kimse söylemesin.” diye mırıldandı, neden sonra duruşuna mağrur bir eda vererek cümlesini tamamladı: “Ben materyalistim arkadaş!” Hayatımda ilk defa, birisinin hiç utanıp sıkılmadan kendisini böyle tanımladığını duyuyordum. Hani paraya önem veren çok insan görmüş ve dinlemiştim ama paraya verdiği önemi militan materyalistliği ile telif edene ilk defa rastlıyordum. Aslında bu delikanlı bir kuşağın şarkısını terennüm eder gibiydi. Uğruna yaşanacak ve ölünecek değerleri olmayan, hayatı kendi benliği ekseninde anlayan ve tanımlayan maddeci bir kuşak, anne babalarından farklı olarak, bu tutumlarını cümle âleme ilan etmekte beis görmüyorlardı.

İnsan güvenlik arayan bir varlık. Sahici ilişkiler kuramayan, hayatlarında dostluğun kol kanat geren varlığını hissedemeyen insanlar, güvenlik ihtiyaçlarını daha çok maddi kazanımla gidermeye yönelirler. İnsanda pek çok şey güvensizlik üretebilir: Yeterince takdirkâr olmayan, çocuğunu duygusal açıdan yeterince besleyememiş bir anne baba, yoksulluk ve ölüm endişesi bu nedenler arasında sayılabilir. Güvensizlik duygusu mutsuzluk ve tatminsizliğe yol açar ve bunları gidermek için de kişi maddi nesnelere yönelir. Maddi kazanımlar ilk elde bu güvensizlik duygusunu giderir gibi görünse de, sonunda onu daha fazla derinleştirebilir de. Daha çok maddiyat insanların hayatına daha fazla mutluluk olarak geri dönmez.

Bazı araştırma sonuçlarına göre zenginliği, malı mülkü, statüyü ve imgeyi baştacı eden insanlar kişilerarası ilişkilere ve ait oldukları topluma katkıda bulunmaya daha az önem veriyorlar. Hırslı, tamahkâr, başarılı olma arzusuyla yanıp tutuşan kişiler şefkat ve diğerkâmlık konusunda çoğu zaman sınıfta kalabiliyor. Yeryüzünün farklı kültürlerinden insanları da içine alan bir çalışmada, materyalizm ile güçlü ilişkiler (sadakat, yardımseverlik, sevgi) ve topluma ilgi (adalet, barış, eşitlik) arasında ters bir ilişki olduğu, birinde artışın diğerinde azalmaya yol açtığı gösterilmiş. İnsanlar tüketim ve alışverişe, kazanma ve harcamaya çok önem verir ve vakitlerinin çoğunu eşyayı ve onun parasal değerini düşünmeye ayırırlarsa bir süre sonra kişilere de nesne gibi davranmaya başlarlar.

Martin Buber bu ilişki biçimine ‘ben-şey ilişkisi’ diyor: Karşı tarafın nitelikleri, öznel yaşantısı, duygu ve arzuları ihmal edilir, önemsiz addedilir veya sadece işe yarayacaksa kâle alınır. Böylesi ilişkilerde kanlı canlı insanlar nesne derekesine düşürülür; alınıp satılacak, kullanılıp atılacak nesneler haline getirilir. Buber, ‘ben-şey ilişkisi’yle; diğer insanların öznel duygular taşıyan varlıklar olarak görüldüğü ve bakış açıları farklı olsa bile önemli sayıldığı ‘ben-sen ilişkisi’ arasındaki zıtlığa değinir.

Kapitalist tüketim toplumlarında dostluk da belirli amaçlara hizmet eden bir tüketim metaı haline gelir. Dostlar bize yararlı bir şeyler sağlayabildikleri sürece dost olarak kalır ve ilgiyi hak ederler. Bu karşılıklı bağımlılığa dayalı, pazarvari kontrat ilişkileri marifetiyle ‘dost’ karşılıklı olarak menfaatlerimizi karşıladığımız bir nesneye dönüşür. Birbiriyle halleşmek isteyen iki insanın yerini belirli etkinlik ve arzular için birbirini kullanan iki insan alır. Empati ve cömertlik kayıplara karışır, yabancılaşma hızlanır. Maddeci değerlerin hükümferma olduğu bir toplumda çiftleri, arkadaşları, aileleri ve toplumları birbirine bağlayan bağlar zayıflar ve mahremiyet, insanın insana duyduğu yakınlık buharlaşıp kaybolur.

Bizim delikanlıya gelirsek, materyalist dostumuz iki hafta sonra uğradığında ‘ferrarisini satmış’, kadim öğretilerde huzur arıyordu.

 

 

 

 

SPOTLAR:

 

Güvensizlik duygusu mutsuzluk ve tatminsizliğe yol açar ve bunları gidermek için de kişi maddi nesnelere yönelir. Maddi kazanımlar ilk elde bu güvensizlik duygusunu giderir gibi görünse de, sonunda onu daha fazla derinleştirebilir de. Daha çok maddiyat insanların hayatına daha fazla mutluluk olarak geri dönmez.

 

***

 

Maddeci değerlerin hükümferma olduğu bir toplumda çiftleri, arkadaşları, aileleri ve toplumları birbirine bağlayan bağlar zayıflar ve mahremiyet, insanın insana duyduğu yakınlık buharlaşıp kaybolur.