Soru: Hocam hayırlı çalışmalar dilerim. Yazılarınızdan bolca istifade ediyoruz ve bilinçleniyoruz. Son olarak bir gazetede aileyi korumak üzerine yazdığınız bir yazınızda aile düşmanı odakların aileyi yöneterek aslında düşünceyi yönetmeye çalıştıklarını ifade etmişsiniz. Aile konusuna bu açıdan hiç bakmamıştım. Lütfen bu konuyu biraz daha detaylı işler misiniz?
Cevap: Sizin gibi duyarlı insanlarımızın varlığı bizleri çok mutlu ediyor ve gelecek adına umutlarımızı diri tutuyor. İyi ki varsınız. Sorunuzda belirttiğiniz gibi aile kurumumuz özellikle son yıllarda gizleme ihtiyacı dahi duyulmaksızın açıkça saldırı altında. Gösterilerinde “aileniz batsın!” sloganları atabilecek kadar cüretkâr davranan bir ideolojiden bahsediyoruz.
Peki, bu ideolojinin aileyle ne alıp veremediği var? İşte bu konuda birçok kıymetli yazar ve düşünür önemli tespitlerde bulunuyor, ancak bahsini ettiğim konuya yeterince değinilmiyor diye düşünüyorum. Evet, bu ideoloji aileyi yıkmak istiyor ama sadece bununla yetinmek niyetinde değiller. Geleneksel aile kurumumuzu yıktıktan sonra “aile” kavramını kendi istekleri doğrultusunda yeniden dizayn etmek istiyorlar. Zira aile, düşüncenin başladığı yerdir. Eğer insanın dünyaya geldiği anadan itibaren “ne düşüneceğini?” ve “nasıl düşüneceğini?” kendileri belirleyebilirlerse istedikleri yeni dünya düzenini hiçbir engellemeyle karşılaşmadan kurabileceklerini biliyorlar.
Evet, aile insana “ne düşüneceğini” ve “nasıl düşüneceğini” öğretir. Düşüncelerimizin temeli olan kavramlar, zihnimizde şema adı verilen örüntülerin içerisinde değerlendirildikten sonra o kavrama yönelik alınacak tavır belirlenir. Herhangi bir kavram, olay ya da fikrin doğru-yanlış, iyi-kötü, ahlaki-gayri ahlaki vb olduğuna dair yargılarımız bu sürecin sonucunda oluşur.
Bahsini ettiğimiz şemaların oluşumunda önemli rollerden biri de referans çerçeveleridir. Referans çerçeveleri büyük oranda dinin, kültürün ve geleneklerin etkisiyle oluşur. Yani dinin, kültürün ve geleneğin iyi bulduğu davranışı iyi olarak kabul etmek; kötü dediği davranışı kötü olarak kabul etmek referans çerçevelerine örnektir. Şemaların ve referans çerçevelerinin en yoğun ve en hızlı oluştuğu dönem çocukluk dönemidir. Çocukluk döneminde çocukla en fazla temasa geçen her kimse çocuk onun şemalarını ve referans çerçevelerini alır ve hayatı bunlar aracılığıyla anlamlandırır. Yani çocuk “ne düşüneceğini” ve “nasıl düşüneceğini” şemalar ve referans çerçeveleriyle yapar.
İşte ailenin en önemli işlevi buradadır. Çocuk sağlıklı bir aile ortamında büyürse bahsini ettiğimiz şemalar-referans çerçeveleri doğru kaynaklardan beslenerek sağlıklı bir biçimde oluşur ve gelişir. Bu sayede çocuk, hayatı sağlıklı bir şekilde anlamlandırdığı gibi bir takım art niyetlilerin yanlış yönlendirmelerine de pabuç bırakmaz. En çok da bundan dolayı aile içi iletişimin iyi olmasını, çocuğun vaktinden önce anne babadan ayrılmamasını, erken yaşta bakıcı-kreş-bakımevine verilmemesini, çocukların ellerine kontrolsüzce telefon-tablet-bilgisayar verilmemesini, evlatlarımıza sahip çıkmamız gerektiğini her platformda anlatıyoruz. Zira bu yaşlarda çocuk ile en çok temasa geçen ve kendini en çok sevdiren her kimse şemaları ve referans çerçevelerini o oluşturur.
Sapkın düşüncelerden korunmuş çocukluk ve gençlik ancak ve ancak sağlıklı bir aile ortamının varlığıyla mümkündür. Aile hayatının en önemli ve en temel fonksiyonu “ne düşüneceğimizi?” ve “nasıl düşüneceğimizi?” öğretmesidir. Özellikle çocukluk döneminde temelleri atılan bu düşünce süreçleri (şemalar ve referans çerçeveleri) sayesinde dünyaya, ahirete, insanlara ve olaylara bakışımız şekillenir. İşte tam da bu nedenden dolayı Hz. Âdem’den (as) beri yeryüzünün ilk toplumsal yapısı olan aile kurumumuz saldırı altındadır.
Sonuç olarak yukarıda bahsini ettiğimiz geleneksel aile kurumunu yıkıp, aile kavramını yeniden dizayn etmeye çalışanların en büyük amacı, çocuğun aileyle temasını en aza indirmek ve açtıkları gediklerden çocukla temasa geçmektir. Bu sayede din, kültür ve gelenekten arındırılmış şema ve referans çerçevelerini evlatlarımızın körpe dimağlarına enjekte edeceklerdir. Yani tabiri caizse evlatlarımızı kendi istedikleri gibi programlayacaklardır. Böylelikle kurmak istedikleri yeni düzene tüm benlikleriyle itaat edecek köleler yetiştirmiş olacaklar.
Ailede açılan en büyük gedik ekranlardır. Evde anne-baba dâhil tüm aile fertleri ilk fırsatta köşesine çekilip telefon, tablet, televizyon, bilgisayar karşısına geçiyorlarsa işte o evde çocukların şemaları ve referans çerçeveleri anne baba tarafından değil ekrana hâkim olanlar tarafından belirleniyor demektir. İnternetin bu denli gelişmediği zamanlarda çocuk olan günümüz anne babaları, ekranların etkisiyle çocukluğunda oluşmuş sağlıklı şema ve referans çerçevelerini yavaş yavaş yıkıp yine ekran hâkimlerinin dayattığı şemalara teslim oluyorlar. Bu süreç yavaş ve fark ettirmeden olmaktadır. Fark edildiğinde ise birçok şeyin telafisi maalesef çok ama çok zordur.
Eğer binlerce yıldır temellerini din, kültür ve geleneklerden alan aile kurumunu kendi sapkın ideolojilerine göre yeniden dizayn edebilirlerse çocukların ve gençlerin hayata bakış açılarını da kendileri yönetmiş olacaklardır. Yani bir başka deyişle aileyi yöneten düşünceyi de yönetir. Örneğin, biz aile için gelinin bir kadın, damadın ise bir erkek olması gerektiğini ve evlilik için nikâhın olması gerektiğini yukarıda bahsini ettiğimiz aile kurumunda öğreniriz. Bu öğrenme artık bizim referans çerçevemizdir. Bu düşünceyle büyüyen bir genç için erkek ve kadından oluşmayan ve nikâhın olmadığı bir yapı aile olamaz. Malum odaklar bu düşüncedeki bir genci kendi sapkın fikirlerine yöneltmek için çok zaman ve enerji harcar. Oysa daha bahsini ettiğimiz düşünce oluşmadan kendi fikirlerini aşılarlarsa çocuk artık onların istediği referans çerçevelerine uygun bir şekilde büyür.
Ailelerimiz, ebeveynlerimiz bu sinsi amacın farkında olarak evlatlarına sahip çıkmalıdır. Bunun için anne ve baba özgüven sahibi olmakla birlikte gelişime de açık olmalıdır. Çocuklarıyla ve gençleriyle iletişim kanallarını her daim açık tutmaya gayret etmelidir. Çocuklarımızı küçük yaşlarda mümkün mertebe bakıcı-kreşe göndermemeye gayret etmeliyiz. Evlatlarımız en azından 0-6 yaş aralığında en çok anne ve babayla temas kurmalılar. Gençlere aile ortamını cazip kılmaya çalışmalıyız. Aile ortamı herkesin elinde bir telefonun olduğu ve sürekli tartışma çıkan, gencin reddedildiği bir ortam olduğu takdirde, gencimiz haliyle anlaşıldığı ortamlara yönelecektir. Bu da haliyle sanal ortamlar ve sosyal medya olacaktır. Sanal dünya ve sosyal medya ise malum odakların pusuda beklediği alanlardır. Aileler en azından haftanın birkaç günü de olsa akşam evde telefon, televizyon gibi ekranların açılmadığı “ekransız akşamlar” etkinlikleri yapmalıdır. Bunun faydasını zamanla göreceklerdir.
Son tahlilde işimizin zor olduğunu ancak, ne olursa olsun Rabbimizin bizimle olduğunu unutmadan çabalamaya devam etmeliyiz. Zira O, ol der ve hemen oluverir. O’nun için zor diye bir şey yoktur. En büyük motivasyon kaynağımız Rabbimiz olmalıdır.
(Sorunuzu ruhsalsifa@gmail.com adresine yazın, cevaplayalım.)
