Dişi ağrıyan herkes,
dişi ağrımayan tüm insanları çok mutlu zanneder.
— Peyami Safa
Mutluluğun Tarifi
Bazı araştırmacılara göre mutluluk bir duygu değildir. Bir oluş halidir. Duygular geçicidir. Ve bir sebebe bağlıdır. Ancak mutluluk için bir duruma gerek yoktur. İnsan sadece tercih ettiğinde mutlu olur.
Mutluluk duygusal olarak coşku, zevk, tatmin, haz, sevinç, eğlenme, heyecan, vecd, mest olma gibi duygulara çatıdır. Mutluluk, kişinin yaşamına dair olumlu düşünce ve iyi hissetmeye sebep olan duyguların daha fazla olmasıdır.
Mutluluk hakkında olup da, neşeli olan insanların daha uzun yaşadığı, yaptığı işten ve bulunduğu ortamdan zevk alanların daha başarılı olduğu konusunda size referans göstermeyen bir çalışma yoktur. Çağımız gereği mutlu olmaya ve bunu göstermeye mecbur olan insanlar gibi yaşayıp, gerçekte nasıl olduğumuzu göz ardı ediyoruz. Oysa sürekli mutluluk arayışına zorlanmak, varlığını sorgulamak dikkatimizi yorar ve bizi mutsuzluğa sevk eder. Zira bazen mutlu olmak için elde sadece soluduğumuz hava kalır. Hepimiz mutlu olma arzusundayız ancak ne olduğunu bilmiyor ve tanıyamıyoruz. En yalın tanımı; kendini iyi hissetme hali ve bu halin devamıdır.
…
Mutluluk çok fazla kostüm değiştirir. Maddi veya manevi etkenlerden oluşur. Bunlardan, dışarıdan gelenler etkisini çok çabuk giderir. Haz ve zevk gibileri dışsal uyaranlardan kaynaklıdır. Uyarıcının etkisi bitince onun sebep olduğu mutluluk da etkisini yitirir. Tutku gibileri hissettiğiniz coşku ile ilgilidir. Bir şehirde denizi izlemek kadar masum mu, yoksa sağlığınıza zarar verecek ve sizi kötü etkileyecek bir tutku mu? Bunu en iyi insanın kendisi bilir. Ben böyle mutluyum deyip, işin içinden çıkılmaz.
Çok belirgin hissedilen bir duygu olmadığı için, evrensel çalışan medyacılar hiçbir zaman dünyanın en mutlu 100 kişisinin peşine düşmediler. Sahi, tanıdığınız kişilerden en mutlu 10 kişinin kim olduğunu düşünedurun. Bunlarla vakit geçirin. Sebeplerini fark edin. Zira insan mutsuz olduğunda bunun farkına varır. Ancak mutlu olduğunu hissedemeden başka bir ruh haline geçebilir.
Mutluluk çok nazlıdır. Garip bir şekilde, bir şeylerden alınıp, çekip gidebilir. Ta ki metroya bindiğinizde birini görüp çok şükür halime diyene kadar, ya da hayatın gerçekten tam olarak içinde bulunduğunuz birkaç dakikadan ibaret olduğunu düşünene kadar.
Her zaman güzeller çirkinlerden, zenginler fakirlerden, zekiler daha geç kavrayanlardan daha mutlu ve daha kolay yaşar gibi görünür. Bu cümledeki üç tezat kavramda da ilk vasıf geçicidir. Oysa mutluluğun tanımında iyi hissetmeyi devam ettirebilmek vardır. Sayılan vasıflar Hz. Allah’ın taksimi ile nasip olan şeylerdir. Mevhibe-i İlahidir. Allah isterse verir. Güzellik çok mutluluk getirseydi; yarışmalarla tescilli güzeller(!) intihar haberi ile gündem olmazdı. Eğer fakirlik mutsuzluk sebebi olsaydı; gelir seviyesi çok düşük olan ülkelerde kimse gülemezdi. Oysa uzun yollar aşıp, gittiğimiz Afrika’nın en ücra köylerinde rastgele çektiğimiz resimlerde en bariz görünen şey, çok mutlu insanlar, gülen çocuklar, oynadıkları oyunun hakkını veren, tadını çıkaran halktır. Hatta ilginç bir şekilde böyle yerler size sahip olduğunuz imkanları, kullandığınız eşyaların markalarını, üzüntü ve endişelerinizi unutturur. Onların mutluluğunu görmek bile sizi mutlu etmeye yeter. Oralarda, tatile gidip, ancak planladığı şekilde geçmediği için çileden çıkan insanlar yok. Pastanın ganajı istediği kıvamda tutmadığı için mahcup olan yok. Siparişler geciktiği için kargo firmasıyla mahkemelik olan yok.
Ve eğer zekilik de bir mutluluk sebebi olsaydı, zekiler hata yapmazdı. Ancak her ortamda kazanılan özgüven onların hata yapma riskini artırır. “Nasıl olsa doğruyu seçerim” düşüncesi, istişare ve araştırma ihtiyacını zayıflatır. Böylece daha kolay yanlış yapılır.
Anı Yaşamak mı, Uzun Süreli Plan Yapmak mı?
Anı yaşamak tabiri, son yılların entelektüel kavramlarından bir tabir olarak cümlelerimiz arasında yerini aldı. İçinde bulunduğu zamandan keyif almak anlamına geliyor dersek, iyi bir mana oluyor ancak tam karşılığı olmuyor. An kısadır. Zamanın bölünemeyecek bir cüz’üdür. Zaman ise uzun ve görecelidir. Bir vakte tahsisi mümkündür. Gençlik zamanı, çocukların büyüme zamanı gibi…
Anı yaşamak; tadını çıkarmak, geleceği boş vermek, sonunu düşünmemek gibi anlamlar yüklenince itibar kaybı yaşıyor. Anı yaşamak değil de, en iyi durumda olabilmek ve o durumda kalabilmek derseniz mutluluğa olan yakınlığı artıyor.
Uzun süreli plan yapmak ise geleceğe yönelik endişe ve kaygıdan uzak olursa; niyet edip yola koyulmak olur. Buna azim yoldaş olup, mutluluğa götürür. Hırs ve tamah ile olursa tul-i emel olur. Buna sabırsızlık ve acelecilik yoldaştır. Mutsuzluğa götürür.
Mutluluktan Ağlanır mı?
Fiziksel olarak bir uyaran sebebiyle canımız yandığında ağlarız. Duygusal olanda durum farklıdır. Hisleri için gözyaşı dökmek insanı rahatlatır. Aslında genelde ağlamamıza sebep olan şey, yaşadığımız sevinç ya da hüzün değildir. Asıl sebep, o an duygularımızı çok yoğun yaşıyor olmamızdır. Hani mutluluktan düğünlerde ağlayanlar, terminalde veya hava alanlarında sevdiklerini görünce ağlayanlar, doğumlardan sonra bebeği koklayan anne-babalar… Mutluktan ağlayan bir insanın oldukça duygusal ve yoğun bir an yaşadığı açıkça görülmektedir. Yani, mutluluktan ağlama haline, duyguların bir çeşit dışa vurumu da denilebilir.
Bazen o kadar mutlu oluruz ki ‘mutluluk gözyaşları’ dökeriz. Bezen de üzüntümüz o kadar derin olur ki ‘hüzün gözyaşları’ yanaklarımızdan süzülür. Korktuğumuzda ise ‘korku gözyaşları’ dökeriz. Dayanılmaz acılara maruz kaldığımızda, çaresizliğimizin dozu arttığında gözlerimizden ‘acı gözyaşları’ süzülür. Kimi zaman da pişmanlık duygusu o kadar bizi sarar ki ‘pişmanlık gözyaşları’ süzülür.
