ARAMA SAYFASI

Nisan 2014

post-title

Nisan 2014, 448

Abone Olun

 

Değerli dostlar ve sevgili Zafer okuyucuları;

Bırakın şu dünyada bir ömür boyu yaşamayı, bir günlüğüne bile olsa yine de bu dünyaya gelmeye değerdi… Neden mi?

Bu bahar mevsiminde şöyle çevrenize bir bakın, yeter… Ne sayısız nimetler, ne hadsiz güzellikler hazırlanıyor. Kimin için? Hepsi bizim için… Nasıl bir Rahman, nasıl armağanlar sunuyor görelim diye… Rabbimizi eserleriyle bilelim, tanıyalım ve Ona şükredelim diye hep bunlar…

“Şükre çalışın, ey Davud hanedanı!” (Sebe Suresi, 13)

Hz. Davud (as) ile Hz. Süleyman’a (as) nasip ettiği nimetlerden bir kısmını sıraladıktan sonra, Rabbimiz, onlara verdiği öğüdü bize naklediyor:

Şükre çalışın, şükür için çalışın.

Evet, bu öğüdün bize nakledilmiş olması, aynı dersi bize de yöneltiyor. Onlara da, bize de verilen bu ortak derste, çalışmalarımızın hedefi olarak, hattâ bir hayat amacı olarak ‘şükür’ gösteriliyor.

Bundan da anlaşılıyor ki, şükür, öyle bir dudak kıpırdatmasıyla geçiştirilebilecek basit bir iş değildir. Ona çalışmak, onu başarmaya azmetmek ve bu uğurda sürekli bir çaba göstermek gerekir. Nitekim âyetin bundan sonraki cümlesi de bu anlama güç vermektedir:

“Kullarımdan şükredenler pek azdır.”

Yani, şükre muvaffak olabilmek kolay bir iş değildir; ne yapsanız Rabbinize hakkıyla şükretmiş olamazsınız. Ama çalışın. Çünkü sizden beklenen, lâyıkıyla bir şükre muvaffak olmak değil, elinizden geldiği kadar buna çalışmaktır. Zaten çalıştıkça, hakkıyla şükretmenin imkânsızlığını daha iyi anlayacaksınız. Çünkü çalışmanızın kendisi, ayrıca pek çok şükürler etmeyi gerektirecek mutluluklar, hazlar, sevinçler, kazandıracaktır. Yani, şükrettikçe şükür borcunuz kapanmayacak, daha da çok artacaktır.

Yapılan sayısız araştırmalar, bugün insanların mutluluk vesilesi olarak baktıkları maddî refah imkânlarının kendilerinden bekleneni vermediğini ortaya koymuştur. Çünkü insan, hangi seviyede imkânlara erişecek olursa olsun, bunlara kısa bir süre içinde alışmakta ve daha ötesine ihtiyaç duymaktadır.

Alışkanlık ise, nimetlerin üstünü örten bir gaflet perdesidir ki, onu yırtacak tek bir âlet vardır:

Şükür…

İnsan ancak şükür vasıtasıyla nimetlerin farkına varır. Bir nimetin her gün hatırlanması ve her gün onun için şükredilmesi, o nimetten gelen mutluluğun her gün tekrar tekrar yaşanması demektir.

Yüce Yaratan, sonsuz keremiyle, kullarına verdiği her görevin içine bir lezzet yerleştirdiği gibi, şükür vazifesinin içine de başka hiçbir şeyle kıyaslanmayacak bir lezzet yerleştirmiş ve onu dünyanın en üstün hazzı, hayatın en büyük mutluluğu haline getirmiştir. Onun için, eğer insan âhiretinden önce dünyasını düşünecek olsa bile, sırf dünya mutluluğu için de yine şükre sarılmaktan daha kestirme bir yol bulamaz.

Gerçekten de, şükür, âyet-i kerimenin bize hedef olarak gösterdiği gibi, uğrunda çalışılacak bir şeydir—hem çalışmayı gerektirdiğinden, hem de çalışmaya değer olduğundan.

İnsanın bir meslek edinmek, bir yabancı dil öğrenmek yahut bir sanatta beceri kazanmak için çalışması gibi, şükür için de ciddî ve sistemli bir çaba içine girmesi gerekir. Başka bir tabirle, şükre “alışmak” lâzımdır. Şükre çalışan, şükre alışır; şükre alışan ise, nimetlere alışmaktan kurtulur.

Şükre alışmanın bir yolu da, şükredenlerin hallerini öğrenmek, onların hayat hikâyelerini ve yaşam tarzlarını aile ve arkadaş çevrelerinde okumak gibi alışkanlıklar kazanmaktır. Kur’ân da bize bu yolu gösteriyor: “Şükürde Davud (as) ve Süleyman (as) gibi olun” dersini verecek şekilde bize onlardan bahsediyor.

Şunu da unutmamak gerekir ki, biz de birer Davud (as) hanedanıyız. Bu dünyayı ve içindekileri hizmetimize sunan Yer ve Gökler Rabbinin, birer insan olarak, özellikle birer mü’min olarak bize nasip ettiği saltanat, bir Davud (as) veya Süleyman (as) mülkünden daha mı az şükre lâyıktır?..

***

Rabbimize şükürler olsun, her türlü hamde lâyık bir Zafer sayısını daha sizlere ulaştırmayı nasip etti. Emeği geçen bütün yazarlarımıza kalbî teşekkürler ve dualar ediyoruz. Rabbim cümlemizden razı olsun.

Mâlum, Nisan ayı, Hz. Peygamberimizin (asm) miladi olarak kâinatı şenlendirdiği ve nurlandırdığı ay. Sevgili Peygamberimize (asm) yerler ve gökler durdukça salât-u selâm olsun. Hoş geldin yâ Rasulallah (asm)... Kâinatı ve dünyamızı nurlandırdın…

30 Nisan’da üç aylar başlıyor. Bu mübarek gün ve gecelerinizi şimdiden tebrik ediyoruz.

Evet, bizden buraya kadar… Şimdi ey sevgili okuyucu,  siz ne yapacağınızı gayet iyi bilirsiniz. Allah’a emanet olunuz.

Bizden hareket, Mevla’dan bereket…

 

 

Dergideki Yazılar