TR EN

Dil Seçin

Ara

Doğru Tanrı Tasavvuru ve Rasyonel İnanç

Nörobilim ve kuantum bilgisi bize akıl yürütme için yeni verileri sundu. Evrenin bir simülasyon olduğuna dair veriler çok arttı. Akıllı tasarım görüşü ile “varoluş ve yaratılış” yeniden düşünülebilir oldu. 

Dış bir gerçeklik varsa—ki var—bunu 2010 yılında yayınlanan İnanç Psikolojisi kitabımda bir eskizle açıklamaya çalışmıştım. O tarihte “enerji tabanlı evren” diyordum şimdi “dijital tabanlı evren” diyorum. Çünkü “Veri her şeydir.” tezi, “Her şey veridir.”e dönüştü. Maddenin bile bir enerji yoğunlaşması olduğu anlaşıldı. 

Entropi yasasına göre; Evren “Big Bang” yani büyük patlama ile başladı ve düzenden düzensizliğe doğru ısı ölümüne doğru gidiyor. Kiplik mantığının ihtimal hesaplarına göre bu aktarılanların olması için bir dış denetim gereklidir. Bu durumda İbn-i Sina’nın en büyük keşfi olan “Allah Vacibü’l-Vücud’dur.” yani, “zorunlu bir varlıktır” hipotezi doğrulanmış oluyor. Yapılan in silico matematik modelleme deneyleri ile zorunlu varlığın sıfatları belirlenebiliyor ve bu bilgiler bizi “Tevhid” inancına ulaştırıyor.  

 

Tanrı Tasavvuru İle Rasyonel Akla Giden Yolda İlkel Ben ve Bilge Benin Farkı 

İlkel ben, Yaratıcı ile olan ilişkisinde şöyle düşünür: “Her olay birbirinden çıkar, kanunlar kendi kendine işler, fizik ve yasalar hepsi birbirinin devamıdır. Yani her şey kendi kendine işler.” Eski çağlarda bu fizik, kimya, biyoloji yasaları bilinmeden önce insanlar putlara tapıyorlardı. “Yüksek bir güç var, bunu açıklayamıyoruz.” diyorlar ve kolay yolu putlara tapmakta buluyorlardı. Mesela firavunlar ruhların bekasına inanıyorlardı ama kendilerini yeryüzü tanrısı yapmışlardı.

Bir bakıma Yaratıcıyı kabul ediyor ama ona ortak oluyorlardı. İlkel ben bunu günümüzde, ateizmden çok deizm biçiminde söylüyor. Ateizm, teizm ve deizm. 

Teizm; dinleri ve en az bir tanrı olduğunu kabul eder. 

Ateizm hiçbirini kabul etmez. 

Deizm ise, tanrıyı kabul eder ama peygamberleri ve dinin varlığını kabul etmez. 

Deizm ve ateizm dengesinde bir de “ate” vardır. Ate, “Ben tanrıya inanmıyorum ama ispat etmeye de çalışmıyorum.” der. Ateizm, tanrının olmadığını ispat etmeye çalışır. Deizmde tanrı vardır ama dünyadaki düzene karışmaz. Teizmde Yaratan vardır ve her şey Onun kontrolündedir. 

Deizm düşüncesi gözlemlenen gerçeklikle uyumlu değildir ve geçersizdir. Bediüzzaman, canlılarda görünen harika hareketler ve sanatlı nakışlar bir tek ilaha verilmediği taktirde, bitkiler dahil her bir canlıya bir ilahlık verilmesi gerektiğini ifade eder. Canlının her bir atom ve molekülünde de her şeyi görür bir göz, her şeyi işitir bir kulak ve her şeyi kuşatan bir akıl ve bilinç olması gerekir, der. (Sözler, 2009) 

Panteizmin deistik formu olan pandeizm, tanımını “İlah her şeydir, her şey ilah.” klişesinde bulur. Pandeizmde madde, kuvvet ve kanundan ibaret olan doğa ile Allah aynı gerçeğin iki değişik ismidir. Ancak bu görüş sonraları çok kısıtlayıcı bulunmuş ve maddeden bağımsız olup maddeye nüfuz eden bir doğa üstü varlığın da olduğunu kabul eden pandeizm akımı doğmuştur. Bazı panteizm fikirlerini adapte etmiş olan deizm, Allah ile evrenin bir ve aynı olduğu inancını ifade eder ve ‘pan-deizm’ olarak bilinir. Bu görüş aslında Tek Tanrı’yı evrene yayıp yok etme, yani tek irade olan Allah’ı inkâr edip Onun bazı vasıflarını evrene yükleme düşüncesinden farklı bir şey değildir. Böylece pandeistler kendilerini tanrının bir parçası gibi görürler. 

 

Bilge İnsan Aklını Da Kullanarak Nasıl Çözüm Üretir?

Bilge İnsanın Çözümleri:

1- Big Bang Teorisi: Materyalizm; madde ezeli ve ebedidir, diyordu. Big Bang’in anlaşılmasından sonra maddenin ezeli ve ebedi olmadığı, bir başlangıcı ve sonu olduğu kanıtlandı. Big Bang bir başlangıcın varlığını göstermektedir. Bunlar yeni gerçeklerdir. 

2- Entropi Hakikati: Entropi hakikatinde düzen-düzensizlik zıddiyeti vardır. Mesela ısı, sıcaktan soğuğa, aydınlıktan karanlığa doğru gidiyor. Biz evimizin bahçesini ekip biçmezsek dağınıklığa doğru gidiyor. Entropi yasası, termodinamiğin ikinci yasasıdır. Bu iki yasaya göre evren, düzenden düzensizliğe doğru gidiyor. O halde evrende mevcudu korumaya yönelik dışarıdan müdahale gerekiyor; dış gerçeklik, dış güç gerekiyor. Mesela bir odanın aydınlanması için sürekli enerji ve ışık verilmesi gerekir. Karanlığın giderilmesi için ışık verilmesi, soğuğun gitmesi için de sıcağın verilmesi şarttır. Aslında karanlık, aydınlığın olmamasıdır. Evrende her şey zıddıyla bilinir, zıtların dinamik dengesi vardır. Böyle bir denge her yerde vardır. Sosyal entropi, davranışsal entropi gibi. Sosyal entropi ve davranışsal entropiye göre, her olayı kendi haline bırakırsanız iyi ve kötü olarak sonuçlanır. Mesela bir yerde devlet olmazsa hırsızlar ve çeteler rahatlıkla ortalığı ele geçirir, savaş durumunda olduğu gibi. O halde bir düzen ihtiyacı var ve bu düzen her varlığın temel ihtiyacıdır. Evrenin temel ihtiyacı, düzen ihtiyacıdır. Düzen ihtiyacını karşılarsanız düzen sürer, karşılamazsanız her şey dağılır. İşte bu düzeni sürekli sağlayabilecek bir zorunlu varlık olmalı. Materyalizme bir de bu yasayla darbe indirilmiş oldu. 

3- Rastlantısallık Değil Bağlantısallık Gerçeği: Kuantum dinamiğinin ortaya çıkardığı gerçek; her varlık ve olay birbiri ile bağlantılıdır, yani bu, kelebek etkisi denilen etkidir. 1960’larda Ceneviz Cern Yüksek Enerji Fiziği Laboratuvarında yapılan “Higgs parçacığı” deneyleriyle adı geçen bu parçanın atomda var olması gerektiği bulunuyor. “Higgs parçacığı” aşağı yukarı atomun ?’ünü kaplayan bir parçacıktır. Biz %4’ünü görebiliyoruz, ?’sını göremiyoruz. Bu sebeple Higgs parçacığına “tanrı parçacığı-karanlık madde-antimadde” de diyor bazı fizikçiler. Maddeyi dengeleyen bir madde; ancak biz göremiyoruz. Bunlar görünmeyen gerçeklerdir ve tamamen düşünce deneyleri ile ortaya çıkıyor. Bu parçacıklar, fotonlar, atom ve diğer maddeler hepsi birbirleriyle intizamlı şekilde bağlantılıdır. Kuantum gerçeğine göre insan ve diğer canlılar kendi başına yaşayan varlıklar değildir. Evrende bir bağlantısallık hakikati vardır. Bir yerde bağlantısallık varsa, orada onları bağlantı içinde tutan bir dış irade gerekiyor. 

 

Madde İle Mana Dünyası Arasındaki Bağlantı Organı Beyin, Ruhun Da Bağlantı Organıdır…

İnsan beyninin bağlantısallık gerçeğiyle olan ilişkisine bakacak olursak: Kuantoloji insan beyninin çalışma mekanizmasını; evet-hayır, uygun-uygun değil, güvenli-güvenli değil, faydalı-faydalı değil, önemli-önemli değil olarak veriyor. Beynin karar verme mekanizması böyle çalışıyor. Beynimiz çalışıp bizim aldığımız kararları uyguluyor. Kuantum diyor ki, evrende bağlantısallık vardır, her şey birbiriyle bağlantılıdır. İnsandaki, ruh ve bilinç kavramı beynin dışındadır. Bilincin, beynin dışında olma ihtimali, beynin içinde olma ihtimalinden daha yüksektir. Madde dünyası ile mana dünyası arasındaki bağlantı organı beyin, aynı zamanda ruhun da bağlantı organıdır. Beynin üzerinde de kuantum bir beyin var, bu elektromanyetik bir beyindir. Bu aslında tamamen bir yazılımdır, bu beynin maddi varlığı yoktur. 

 

Beyni Çalıştıran Ona Yüklenmiş Ruh Programı, Ruh Yazılımı, Yani Bilinç…

Kuantumun maddi varlığı yoktur ve kuantumun maddi bir varlığının olmamasına en büyük kanıt, kuantum bilgisayarlardır. Kuantum bilgisayarlar -270 derecede çalışıyor. -270 derecede normal atom, elektron, fotonlar donuyor, tek atom altı parçacıklar çalışıyor. Fotonlar ve bu fotonların dizilimi ile kuantum bilgisayar çalışıyor. Kuantum bilgisayar -270’e geldiği zaman bilgisayarın belleği, müthiş bilgileri alabilir hale geliyor. -270 derecede düşünün, onun için kuantum bilgisayarın üretimi çok zordur ancak çok özel manyetik alan oluşturularak üretilebiliyor. Bu durumda insanın tek yaptığı iş, seçim yapmak. Seçim yaptıktan sonra beynimizdeki enerji bize onu yaptırıyor. Böyle durumlarda insan, fiilleri kendisi yapıyor gibi zannediyor. Aslında beynin üzerinde başka bir ben ve bilinç var, o bilinç yaptırıyor bize. Bu bilinç de ruhla bağlantılıdır. Yani bilgisayarı çalıştıran ondaki elektronik devreler değil, yazılımdır. İnsanın beynini de çalıştıran ona yüklenmiş ruh programı, ruh yazılımıdır; buna da bilinç diyebiliriz. Yapıp yapmamayı sağlayan özgür irade diyebiliriz. 

Bunları genler açıklayamaz. Onun için genlerin kuantumu var. Genlerin kuantumuna da “epigenetik” deniyor. Epigenetikte muazzam bir bağlanabilirlik özelliği var. İnsanın sosyal etkileşime açık olması, diğer küresel, evrensel enerji ile bağlantı içinde olma özelliği var. İnsan yalnız değil, yani evrensel bir enerji ile bağlantılı bir varlıktır. Kainattaki en büyük hikmetlerden biri de bağlantısallık hakikatidir.

 

Kuantumun 3 Hakikati…

Bu üç hakikatin üçü de kuantum hakikatidir. Üçüncüsü varoluş sabitini ortaya çıkarıyor. Bu üç yeni gerçek, bizi varoluş sabitine yani zorunlu varlığa götürüyor. Görünmeyen bir güç olmalı, zamandan, mekândan ve maddeden bağımsız bir bilinç olmalı, eskimemeli, her şeyi kontrol edebilmeli, her şeyi bilmeli ve her şeye gücü yetme gücüne sahip olmalı. Eğer bir tanrı varsa bu özelliklere sahip olmalı; yoksa o tanrı bu evreni yönetemez. Bu varoluş sabitidir. Evreni yönetebilmesi için böyle bir güce ihtiyaç var, o da tevhid gücüdür. Akıl yürütme yöntemleriyle evrendeki gözlemsel gerçekleri tevhid kanalında birleştiririz. İşte buna “bilgenin tanrı tasavvuru” diyebiliriz. 

‘Tanrı Tasavvuru ile Rasyonel İnanca Giden Yolda’ bilgeliği engelleyen zihinsel tuzaklar ve yanılgılar da söz konusu elbette, onu da başka bir yazımızın konusu yapabiliriz.