Yunus Emre, 13. yüzyılın Türk halk şairlerinden ve Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Yunus Emre, tasavvuf düşüncesini ve İslam’a bağlılığı ön planda tutan şiirleriyle tanınır. Yunus Emre’nin en önemli eseri, Divan-ı Yunus Emre’dir. Divanı, Türkçe’nin en eski örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ayrıca, halk arasında söylenen ve günümüze kadar ulaşan birçok deyişe de imza atmıştır.
Türk tasavvuf edebiyatı sahasında kendine has bir tarzın kurucusu olan Yunus Emre, Ahmed Yesevî ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu’da yeniden ortaya koymuştur. Yunus, tasavvufî düşünceyi derinden kavrayıp yaşamış, bütün insanlığı ilâhî aşka, kardeşliğe, merhamet ve şefkate davet etmiş, insan olmanın, kendini bilmenin, Cenâb-ı Hakk’a ulaşmanın şartlarını ve yollarını anlatmıştır.
Yunus Emre Divan’ında onlarca ayete iktibas ve telmih vardır. Bu yazımızda onun bir beytini şerh edeceğiz.
Yunus Emre Divan’ında geçen şu beyti duymuşsunuzdur:
“Aşık dilin bilmeyen ya delidür ya dehri
Ben kuş dilin bilürem söyler Süleyman bana.”
Yunus bu beytinde en-Neml 20/16. ayette anlatılan kuşların konuşması ifadesine atıfta bulunmuştur. Orada “Süleyman Davud’a varis olup dedi ki: Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.” buyrulmaktadır.
Neml Suresi 20/16. âyette ifade edildiği gibi Hz. Süleyman makam, ilim ve hikmet, peygamberlik ve hükümdarlık konularında Hz. Davud’a mirasçı olmuş ve kendisine Allah tarafından nimetler verilmiştir. Yüce Allah, Hz. Süleyman’a (as) tarihte benzerine rastlanmayacak görkemli bir hükümdarlık bahşetmiştir. Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu, döneminin göz alıcı sanat sarayı ile o, benzeri görülmemiş bir mülkün hâkimi olmuştur.
Hz. Süleyman da Allah’ın kendisine vermiş olduğu bu faziletlerden yararlanarak peygamberlik görevini yerine getirmiştir. Ayetin üslubundan Hz. Süleyman’ın bu sözlerinin, büyük bir topluluğa hitap ederken insanların kendisine itaatini sağlamayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Kuşlarda olduğu gibi diğer hayvanlar arasında da çıkardıkları birtakım sesler kanalıyla anlaşma sağlandığında şüphe yoktur. Dolayısıyla bu ayet-i kerîme, Hz. Süleyman’ın bütün hayvan sınıflarının mantığını, dilini bildiğine delalet etmektedir. Yunus Emre de “Ben kuş dilin bilürem söyler Süleyman bana” diyerek Kur’ân’ın ifade ettiği Hz. Süleyman’ın kuş diline vâkıf olması hasletinin kendinde de var olduğunu söylüyor. Bunu da aşk dilini bilmeye bağlamaktadır.
Son söz olarak; Hz. Süleyman’ın (as) maddî saltanatının haşmetini gösteren kuşlarla konuşması, rüzgâra binmesi değil, onun manevi saltanatının haşmetini gösteren iç âlemindeki özünü teşkil eden nübüvvet ve velayetle donanmış olan hakikî Süleyman’ın (as) varlığıdır. Dışa yansıyan Süleyman, gerçek Süleyman’ın (as) küçük bir parıltısıdır. Modern zaman insanları aşktan çok bahsederler, fakat “aşkın dili kuş dilidir” diyen ehl-i irfana kulak vermezler.
