TR EN

Dil Seçin

Ara

Ruhsal Şifa

Ruhsal Şifa

Soru: Selamünaleyküm hocam. Size bir anne olarak beni rahatsız eden ve aynı zamanda kararsızlığa da sürükleyen bir konudan bahsetmek istiyorum. Çevremdeki annelerin birçoğu çocukları henüz bebek sayılabilecek yaşta bile hayata hazırlık adı altında çocuklarına birçok alanda eğitim aldırıyorlar. Bu alanlar elbette kıymetli alanlar ancak henüz küçücük çocukların anne ve yuva sıcaklığına doymadan bu eğitimleri almaları, sınavlara girmeleri beni rahatsız ediyor ancak öte yandan bu çocuklar çok bilgili oluyorlar. Ben kendi evladımı bu yarışın içerisine sokmadım ve pişman da değilim, çünkü oğlum çocukluğunu doya doya yaşasın istiyorum. Ancak bahsini ettiğim çocuklarla oğlum bir araya geldiğinde oğlumdan çok daha fazla şeyler biliyorlar buna karşılık oğlum ise onlara göre daha az bilmesine rağmen kendi öz bakımından tutun kendini ifade edebilmesi, ahlakı, insan ilişkileri anlamında çok daha iyi durumda. Mesela diğer çocuklar İngilizce şarkı söyleyebiliyor, benimki bilmiyor ancak günlük hayatta neyin doğru neyin yanlış olduğunu oğlum çok daha iyi bilirken diğer çocukların umurunda bile değil. Hepsi bir rekabet içerisinde gümbür gümbür gidiyor. Oğlumun ahlakını görünce seviniyorum ama akademik konularda bilgi eksikliğinin olması beni biraz da tereddüde düşürüyor.

 

Cevap: Ve aleykümselam kıymetli okuyucumuz. Rabbim bu mübarek ay hürmetine bizi ve neslimizi kurtuluşa eren bilinçli müminlerden eylesin. Ramazan bayramımız şimdiden mübarek olsun. 

Hanımefendi sorunuz boyunca belki de farkında olmadan bilgi-bilinç meselesini ele almışsınız. Oğlunuzu bilinçli bir şekilde yetiştirmeye gayret ederken, bilinci geri plana atarak bilgiye odaklanan ebeveynlerle kendinizi mukayese etmişsiniz. En sonda söyleyeceğimizi şimdi söyleyeyim: “Bilinçli ama az bilgili olmak; bilinçsiz ama çok bilgili olmaktan evladır.” Elbette en doğrusu yüksek bilinç ve yüksek bilgi hedefidir, ancak bilinç bilgiden daima daha önemlidir. Bilinç konusu belki de şu çağın en fazla ihmal edilen konularındandır. Sorunuz vesilesi ile bilinç kavramını önemine binaen detaylı bir şekilde yazmak istiyorum. Bu vesile ile tereddütlerinizin de izale olacağına inanıyorum.

Çağımız için artık değişmez tanım haline gelen “bilgi çağı” nitelemesi aslında bir bakıma doğru bir nitelemedir. Tarihte herhangi bir bilgiye ulaşma imkânının bu kadar çok geliştiği ve bu kadar kolay olduğu başka bir zaman dilimi olmamıştır. Tabi bu, büyük ölçüde teknolojinin gelişmesiyle alakalı bir durum. Önümüzdeki yıllarda ve daha uzak bir gelecekte kuvvetle muhtemel ki bilgiye ulaşımda şuan kullandığımız son teknoloji, ilkel hale gelecek.

Bilgi, tarih boyunca elde edenin avantajlı ve güçlü kabul edildiği bir nimetti. Uğruna nice büyük mücadeleler ve nice zahmetler çekildi. Hatta bilgi âşıklarına filozof denildi. Bilindiği gibi Eski Yunanca kökenli olan filozof kelimesi, “bilgelik sevgisi” anlamına geliyor. Özelde filozofların genelde ise insanların önemli bir kısmına göre bilgiye sahip olmak insanı mutlu ederdi. Çünkü bilgi demek, güç demekti ve güçlü insan her açıdan güçsüz insana göre daha mutlu olurdu. Peki, bilgi çağı olan günümüzde insanların bilgiye ulaşımı bir telefon mesafesi kadar yakın iken şu an daha mı mutluyuz? İçinizden “hayır mutlu değiliz” dediğinizi duyar gibiyim. Evet haklısınız. İstatistikler de bunu gösteriyor. TÜİK’in yaptığı Yaşam Memnuniyeti Araştırmasına göz attığımızda ilginç bilgilere rastlıyoruz. Örneğin araştırmada, bir okul bitirmeyenlerde mutluluk oranı b,5 iken bunu sırasıyla; W,7 ile ilkokul mezunu, W,4 ile lise ve dengi okul mezunu, V,9 ile yükseköğretim mezunu olanlar takip etti. Tabi bu istatistiği birçok faktör etkiliyor ama yine de bu sayılara bakarak “çok bilgi çok mutluluk” anlamına gelmiyor dersek hata etmiş olmayız.

Çağımız, bizi ciddi bir yanılgıya sevk ediyor. Çok biliyoruz ama modernite, bu bilgiyi niçin, nerede ve nasıl kullanacağımızı bize öğretmiyor. Modern çağ “sorgulamadan sakın inanma!” mesajını çok güçlü bir şekilde işlerken bu sorgulamanın hangi araçlarla ve yöntemlerle olacağını katiyen belirtmiyor. Bilakis sorgulamak için herhangi bir yöntemin de olmadığını iddia ediyor. Tek ölçütü, insanın sübjektif/öznel bakış açısı olarak belirliyor ve nefse hoş gelenin doğru; nefse ağır gelenin de yanlış olduğu fikrini işliyor. Oysa ortada çok açık bir gerçek var ki o da, tek başına bilginin ‘işlenmemiş hammadde’ olduğu gerçeğidir. O hammaddenin işlenerek ürün haline gelebilmesinin tek yolu da fabrikada işlenmesidir. Fabrika ise modern çağın belki de en büyük düşmanı olan bilinç kavramıdır. Bilinç, herhangi bir bilgiyi işleyebilme, anlamlandırma, sorgulama, kavrama, onaylama ya da reddetmeyi sağlayan en temel güçtür. İşte modern çağ, bizi bilgiye boğarken bu en önemli gücü elimizden aldı. İnsanlarımız artık bilgi obezi oldular. Çünkü zihinlerinden alınan bilinç fabrikası, o bilgileri sindiremedi, ayrıştıramadı, zararlıları atıp faydalı olanları özümseyemedi. İşte bu bilgi bize mutluluk değil depresif bir ruh hali verdi. Evet, yukarıdaki istatistiğin bana anlattığı şeylerden biri de budur.

Bilgimiz artarken bilincimiz azaldı. Bilinç aslında bir başlangıç noktasıdır, bilgiden önce gelir; zihinde zaten vardır ve tüm bilgiler bu süzgeçten geçer, işlenir ve olması gereken yere yerleştirilir. Bu açıdan bir anlamda irfan kavramına da yaklaşır bilinç. Bilincin büyük bir bölümü, din ve kültürün binlerce yıldır irfan gücüyle damıttığı safi bilgilerden oluşur. İnsan, bunları doğru kabul ederek çıkar yola. Mesela bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu bilinciyle olaylara yaklaşırız. Bu bilinç ne kadar güçlüyse psikolojik dayanıklılığımız o denli artar ve kolay kolay pes etmeyiz. Bu dünyanın imtihan dünyası olduğu bilincini kitaplardan önce ailemiz, çevremiz, kültürümüz bize aktarmıştır zaten. Evet, bazı bilgiler vardır ki, bilinç inşa ederler ve onlar asla, çocuğun okuma yazma öğrenip kitaplardan okumasına kadar ertelenecek şeyler değildir. Çağımız işte bizi bu bilinçten yoksun bıraktı. Dört yaşındaki evladımızın besmele çekebilmesi, renklerin İngilizcesini bilmesi kadar önemsenmiyor artık. Din, kültür, gelenek gibi bilinç inşa eden kavramlar artık “o daha küçük” bahanesiyle ileri yaşlara ertelenirken, aynı küçük çocuğun okuldaki sınavdan tam not alması için sabahlara kadar ders çalışması normal karşılanır oldu. Bugün geldiğimiz nokta ise elinde güçlü diplomalarla karşımızda duran bilgi obezi mutsuz gençlerimizin olduğu gerçeği.

Madalyonun diğer yüzünde ise bilgiyi bilinçsizce kullanan gençlerin ateizme, deizme ve daha birçok yanlış yola saptığı gerçeği var. Gençlerimiz bilinçsiz. Altını çizeyim, gençlerimiz bilgisiz değil; bilinçsiz. Bilinç, okulda verilen bir şey değildir. Temelleri evde yani ailede atılır. Ancak ailemiz de bilinçsizce davranırsa büyük felaketlere davetiye çıkıyor demektir. Lütfen evlatlarımızla konuşalım. Onlara ilgi ve şefkat gösterip onaylayalım. Bunlarla beraber evladımız doğduğu ilk andan itibaren onda bilinç inşasına başlayalım. Bilinç, bilgiden daha önce gelir. Mesela insanın alın teriyle kazandığı helalinden 1 liranın haram yoldan kazanılan 1000 liradan daha kıymetli olduğunu çocuğunuz daha okula başlamadan bilmelidir. Çünkü okulda 1000 liranın 1 liradan daha kıymetli olduğunu öğrenecektir. Bilinçli bir çocuk okulda öğreneceği bu bilginin matematik için geçerli olduğunu ve mevzu bahis paraysa en önemli konunun nasıl elde edilip nereye harcandığı olduğunu bilir. Bununla beraber önemli olanın, çok paradan ziyade helal para olduğunun bilincindedir. Örneklerimiz çeşitlendirilebilir. Ancak bu kadarının derdimizi anlatmaya yeterli olduğunu düşünüyorum.

İddiamı daha ileri taşıyarak diyorum ki “Aile, bilgi yuvası değil bilinç yuvasıdır.” Evlatlarımıza bilinç kazandırmak zorundayız. Bu da ancak ciddi bir bilinç inşası çabasından geçer. 

Sevgili ebeveynler, lütfen başınızı kaldırıp etrafınıza dikkatle bakın! Bilinçsiz bilginin özelde evlatlarımızı genelde ise toplumumuzu ne hale getirdiğini görün ve fark edin. Sosyal medyada meşhur olmak için ninesinin başında yumurta kıran gencimizin bilgisiz cahil biri olduğunu kim söyleyebilir? Ancak Anadolu’nun ücra bir köyünde okuma yazma bilmeyen küçücük bir evladımız dahi her ne sebeple olursa olsun ninesine bu şekilde davranmanın büyük günah olduğunun bilincindedir. Bilgisi yoktur belki ama bilinci çoktur. İşte bahsettiğim bilinç budur. Amacımız, bilinci son derece kuvvetli yüksek bilgili insanlar yetiştirmek olmalıdır. Bunu başarabilirsek rüzgârın önündeki kuru yapraklar gibi savrulan gençler yerine; bir çınar gibi dayanıklı ve kuvvetli gençlerimiz çoğalacaktır. Ve geleceğe dair umutlarımız daha da artacaktır.