TR EN

Dil Seçin

Ara

Ruhsal Şifa

Ruhsal Şifa

Soru: Selamünaleyküm hocam. Erkeklerin yaşam tarzındaki değişimler ve feminen (kadınsı) erkek yaşam tarzının testosteron hormonunda düşüşlere neden olduğuna dair bir paylaşımınızı görmüştüm. Ben de bir erkek evlat annesi olarak bu konuda tedirginlik yaşıyorum. Konuyu tavsiyelerinizle biraz daha açabilir misiniz?

 

Cevap: Kıymetli okurumuz bu kritik konuyu gündeminize aldığınız için sizi tebrik ediyorum. Zira bu mesele insanlığın bizatihi nesil güvenliğini tehdit etmekle birlikte dolaylı olarak can, din, akıl ve mal güvenliklerini tehdit edecek kadar önemli bir konudur. Ancak ne yazık ki ebeveynlerin birçoğu için erkek evladın hareketsiz ve sessizce evde oturması; tükettiklerinin içeriğine bakılmaksızın karnının doyması, çocuk yetiştirmek için yeterli gibi görünüyor. Bu tarz bir ebeveyn tutumu belki çocuk büyütmek için yeterli olabilir ancak çocuk terbiye etmek ve yetiştirmek apayrı bir çaba ve bilinç gerektirir. Allah tüm ebeveynlere çocuklarını büyütmek yerine terbiye edip yetiştirme bilinci nasip etsin.

Evet, bu konu her ne kadar cafcaflı propagandalarla iyi bir şeymiş gibi gösterilse de, sosyal medyada “pembe/mavi renk ayrımına karşıyım tüm çocuklar aynı şekilde büyümeli” sloganlarıyla takipçi kasma amacıyla tamamen tribünlere oynanan bir konu olsa da meselenin özü hâlihazırda çok ama çok önemli bir seviyeye gelmiş durumdadır. Evet, konu belki geleneksel pembe/mavi renk ayrımıyla başlıyor olsa da özünde kız ve erkek çocuklarının birbirinden farklı oldukları ve bundan dolayı da farklı biçimde yetiştirilmeleri gerektiği ana fikrinin bir tezahürüdür. Ancak günümüz postmodern çağında, geleneksellik kokusu gelen her şeyin doğru-yanlış demeden bir çuvala tıkıştırılıp çöpe atılması en büyük meziyet sanıldığından maalesef bu konu da reytinge kurban edildi. 

Sonucu ne mi oldu? ABD’de yapılan bir araştırmaya göre 2000-2016 yılları arasında erkeklerde tüm yaş gruplarında testosteron oranı oranında düşmüş durumda. Bu durum sadece cinsel istek ya da cinsel işlev açısından ele alınırsa çok büyük bir hata olur. Zira testosteron sadece erkeğin cinsel işlevini etkilemiyor; üreme ve erkeksi davranışlar başta olmak üzere genel sağlığın nerdeyse her alanına etki ediyor. Erkeksi (maskülen) davranan erkeklerin öküz, kütük, odun olarak etiketlendiği çağımızda karısını, evini, ailesini sahiplenmeyen, sorumluluktan kaçan, korkak erkekler bir anda ortaya çıkmadı. Bu, egemenlerin bilinçli bir süreçle cafcaflı ambalajlarla bize sundukları bir zehirdi. Ve maalesef toplum da “medeni” olmak adına bu zehiri bal sanıp içti. Testosteronun erkek hayatında ne denli önemli olduğunu biraz daha açmak istiyorum.

Erkeklerde testosteron, vücut gelişimi, cinsel fonksiyonlar, kemik yoğunluğu, kas kütlesi, kırmızı kan hücresi üretimi ve genel sağlık açısından hayati bir rol oynuyor. Testosteron, erkeklerde cinsel dürtüyü (libido) ve cinsel performansı etkiler, ereksiyon ve sperm üretimi için de şarttır; sperm üretimini ve sperm kalitesini etkiler. Doğurganlık için çok önemlidir. Testosteron, kas kütlesinin artmasına ve güçlenmesine yardımcı olur. Ayrıca kemik yoğunluğunu korur ve kemik erimesi riskini azaltır. Testosteron dengesi, yağ dağılımını etkiler. Düşük testosteron seviyeleri, yağın özellikle karın bölgesinde birikmesine neden olur. Testosteron kemik iliğinde kırmızı kan hücrelerinin üretimini teşvik eder. Bu, oksijen taşıma kapasitesini artırır ve genel sağlık için önemlidir. Testosteron, erkeklerde daha kalın bir ses tonu gelişimine ve vücut kıllarının çıkmasına katkıda bulunur. Testosteron seviyeleri, kalp sağlığını etkiler. Yeterli seviyelerde testosteron, kalp damarlarının sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Öte yandan testosteron seviyesi erkeğin ruh halini, enerji seviyesini ve motivasyonunu etkiler. Düşük testosteron seviyeleri depresyon, halsizlik ve düşük motivasyona neden olur. 

Görüldüğü üzere testosteron salınımındaki yetersizlik bir erkek için fiziksel güçten psikolojik duruma kadar her alanda daha “kırılgan” bir yapıya sahip olmasına neden oluyor. Ancak bu kırılgan yapı günümüzde erkekler için biçilmiş kaftan olarak karşımıza çıkıyor. İdeal erkek “kırılgan” yapıda olan erkektir egemenler için. Zira karşı çıkan, reddeden, mücadele eden, sahiplenen erkek, egemenler için bir tehdittir. Evimizde, elinde ekran, ağzında abur cubur, hareketsiz ve sessizce büyüyen erkek çocuğu ebeveynleri düşündürmeli! Yapılan bir diğer araştırmaya göre “vatanım için savaşırım” diyen genç oranı Türkiye’de p’ler seviyesine gerilemiş durumda. Bu tablo bize bir şey anlatmıyor mu yani!?

Dediğimiz gibi mesele sadece bir pembe/mavi meselesi değildir. Her iki cinsiyetin biyolojik yapısı farklı olduğundan dolayı tüm alanlarda farklı gereksinimlere sahiptirler. Haliyle kız ve erkek çocuklarının sağlıklı yetişmeleri için ihtiyaçlarına uygun bir biçimde farklı tarzda yetiştirilmeleri gerekir. Bu uyarılarımız belki de köprüden önceki son çıkıştır! Erkek çocuklarının sağlıklı büyümesinde testosteron seviyesi madem hayati öneme sahiptir, biz de o halde bu hormonu besleyecek bir yetiştirme tarzı benimsemeliyiz. Testosteron hareketle, mücadeleyle, rekabetle ve daha çok ev dışı etkinliklerle yeterli seviyelerde salgılanır. Bununla beraber baba-oğul ilişkisinin sağlıklı olması çok önemlidir. Erkek çocuk babasının erkeksi yönlerine bir parçaya kadar hayranlık beslemelidir mesela bıyığına, sözünün ağırlığına, kıyafetine vs özendirilmelidir. Fast-food ve ekran karşısında geçirilen uzun süreler testosteronun düşmanıdır. Bundan dolayı evlatlarımızı bu iki beladan da mümkün olduğunda uzak tutmalıyız. 

İnsanlar azgın bir akıntıya kapılmış gidiyor olabilir ancak bize düşen, kendi hanemize sahip çıkıp o akıntıda bilinçli kulaçlarla, ailemizle sahil-i selamete çıkmak için çaba göstermektir.