TR EN

Dil Seçin

Ara

Hangi Dünya?

Bir yaz kampına katılmıştım. Kampımız yerleşim merkezlerinden uzakta bir vadideydi. Bir hafta kadar çadırlarda yaşadık. Elektrik yoktu. Geceleri çimenlere uzanıyor, gökyüzünü seyrediyordum. Duygu yüklü bir ruh haliyle günlüğüme bir şeyler yazmıştım. İşte onlardan biri:

“Gecesi gündüzüne eş bir zamanın 

türküsü yayılır kararan havaya. 

Dalga dalgadır, vurur kıyılarıma.

Rüzgâr akkavakları yalar.

Ay bir gizlenir bir parlar.

Gece böcekleri ses verir varız dercesine... 

Bir de kokular...

Yönü belirsiz gül çimen rayihası sarar her yanı.

Şu höyük yaşanmış eski hayatların külleridir, 

koynunda kayıp bir tarihi saklar.

Ulumalar gelir uzaklardan.

Sırtımda korkunun tırnakları...

Gecedir bu,

görüntü ne denli silinirse o kadar var olur ses.

Bir ateş yanar uzakta,

bir insan olmalı.

Yalnız değilim artık, bilirim. 

İnsan varsa ümit de var.

Ateş söner, umut söner. 

Gece üşür, ruhum üşür. 

Yalnızlık ensemde zemheri...

Elim ermez, gücüm yetmez. 

Yalnızlık ritmi vurur kalbim.

Ruhum destek arayışındadır.

‘O’ gelir hatırıma,

gündüzden geceyi çıkaran, geceyi gündüze vardıran.

Her varlık bir varlık için remiz oluverir.

Her ses Onu söyler.

Işık nasıl süpürürse karanlıkları,

öyle silinir gönülde pas.

O girer, korku gider.”

Hepsi bu kadar. Şiire benzedi biraz. Neyse... Şimdi duyguları bırakalım bir yana.

Hep işitirim ‘yalan dünya’ lafını. Kimi insanlar dünyayı kötülüyor, kalleş, alçak, aldatıcı, dönek falan diyorlar. Nitelikli Müslüman olmanın bir koşulu da dünya ile ilgilenmemekmiş bu anlayışa göre. İnsan nasıl bırakır dünyayı! Burada yaşıyorum ben. Niye pis, niye kötü olsun? Kimlerdir dünyaya kötüdür, pistir diyenler? Neden?

 

***

 

Yalan dünya, evet. Fakat hangi dünya? Dünyanın üç tane yüzü var, yani onu üç ayrı biçimde tanımlamak mümkün.

Bir yüzü, ilahi isimlere bakar. Dünya aynasında yansır bu isimler. Etkileriyle belli ederler kendilerini, eserleriyle tanınırlar.

Resmin ressamı, binanın mimarı göstermesi gibi, yerde ve gökte bulunan harika eserler de sanatkârını bildirir, tanıtır, sevdirirler.

Dünyanın ikinci yüzü ahirete bakar. Tarlasıdır onun. Burada eker, orada biçersin.

Dünyanın bu iki yönü güzeldir. Çünkü güzeli yansıtıyor. Güzeli gösteren ayna güzelleşir.

Üçüncü bir yüzü daha var. İşte odur çirkin, pis, yalancı, aldatıcı olan. İnsanı imandan alıkoyan yüzüdür bu. Eğlenceleriyle insanı ahiret yolundan saptıran yüz.

‘Bu dünya dessas, bu dünya gaddar, bu dünya aldatıcı. Dünyaya yapışan gölgeye yapışır. Onu avlamak isteyen avlanır.’ diyenler bu yüzü tarif ediyorlar.

Evet... Bu dünya bir imtihan yeri. Fani, gelip geçici... Bugün var, yarın yok. Ölüm pusu kurmuş bekliyor insanın önünde.

Dünyaya ‘kötüdür, pistir’ diyenler de çeşit çeşit. Halis, samimi, zahit olanı var, olmayanı var.

Bir kısmı Rabbini tanıyan, seven, özleyen insanlar. Dünyayı engel görüyorlar bu sevgiye. Bu yüzden tahkir ediyorlar.

Bir kısmı, cennetin güzelliklerini düşünüyor, onları özlüyor, dünyayı cennetle kıyaslıyor, farkı bildikleri için “pistir, çirkindir” diyor.

Bu iki kısma diyecek sözümüz olamaz, çünkü samimi insanlar. Niyetleri halis.

Üçüncü kısma gelince... “Dünya pistir, kötüdür, yalandır, alçaktır.” diyor, çünkü eline geçmiyor. Dünyayı seviyor ama elde edemiyor.

İnce bir nokta bu, dikkat et! Eline geçse öyle demeyecek. Bilirsin, ayı yiyemediği üzüme ekşidir dermiş. Kedi de ulaşamadığı ciğere murdardır dermiş.

Sonuncular ise... Dünya eline geçiyor ama durmuyor. Su gibi akıp gidiyor avucundan, tutamıyor onu. Bunu görüyor, acısını azaltmak için ‘pis, alçak, yalancı’ diyor. Bu adamın da kalbinde kök salmış dünya sevgisi. Sahip olduğu şeylerin fani oluşu yüzünden kalbi acıyor, kendini böyle teselli ediyor.

Bunu ‘Sözler’ kitabı çok güzel anlatır, ileride onu da okursun inşallah. Ben sadece oradaki hakikatleri tattırıyorum.