TR EN

Dil Seçin

Ara

İki Hayret / Tefekkürname

İki Hayret / Tefekkürname

İnsanın çevresinde olup biteni seyretmesi doğumu ile başlar ve hayatı boyunca kesintisiz olarak devam eder. Bu sayede kendini tanır, çevresindeki varlıkları, hadiseleri ve bunların birbirleriyle ilişkilerini keşfeder.  

Kendi elini fark eden ve evirip çevirerek hayretle inceleyen bir bebeği düşünelim. Aynı olayı muhtemelen biz de yaşadık ancak hatırlamadığımız için bebeğin o an ne düşündüğünü bilemesek de neye hayret ettiğini bir ölçüde anlayabiliriz.

Karşısında bir avuç ve ona takılı beş adet parmak var. Bu parçalar ayrı ayrı hareket edebiliyor ama aynı zamanda birbirine bağlılar ve el dediğimiz bir bütünün parçası olarak birlikte bir davranış sergiliyorlar. En önemlisi de ne olduğunu, nasıl olduğunu, neden olduğunu bilmediği bu varlığı kendisi indirip kaldırabiliyor, evirip çevirebiliyor, yani eli o hareket ettiriyor. 

Bu olay belki de insanın henüz tam olarak idrak edemese de kâinatın her yerinde bulunan üç mefhum ile (tasarım, sistem ve kontrol) ilk karşılaşması, kendisini ilk sorgulaması, yaratıcının varlığının ilk delili ve “Oku” emrine verdiği ilk tepkidir. Bilgiyi elde etme, sınıflandırma ve saklama gibi kabiliyetler henüz gelişmediğinden, hayret doğuran bu ilk tecrübe bilgi ile sonuçlanmaz ama sürekli öğrenme ve gelişme, yani terbiye edilme sürecinde çok önemli bir aşama olduğu muhakkaktır. 

İlim hayretle başlar; çünkü hayret merak doğurur. Merak araştırmayı tetikler ve bu sayede bilgi elde edilir. Elini inceleyen bebek, aynı zamanda kendisini çevresinden ayıran bir şeyi yani benliğini keşfetmektedir. Büyüdükçe ve akli melekeleri geliştikçe, kendisinin de tıpkı elinde olduğu gibi bir takım parçalardan meydana geldiğini fark eder. El, ayak, baş, göz ağız gibi parçalar hem kendi başlarına birer varlıktır, hem de bir arada çalışmalarıyla bu parçaların toplamından farklı bir şey ifade etmektedir. Bu şey aynı zamanda, tüm varlık âlemini ben ve diğerleri olarak ikiye ayıran bir sınır çizer. 

El bir sistemdir ve diğer azalarla birlikte insanı meydana getirir. İnsan da bir sistemdir ve aynı zamanda başka sistemlerin parçasıdır. Gözle görülen âlem için en dışta kâinat adı verilen bir sistem vardır ve her şey kâinatın bir parçasıdır.

Tek bir varlık olması ve tek bir sistem olarak hareket etmesi, bütün kâinatın aynı kontrol mekanizması tarafından yönetildiğini, bir kanuna göre ve bir amaç doğrultusunda hareket ettirildiğini gösterir. Bu hakikat kâinatın bir parçası olan insanda da görülmektedir. İnsan bir varlık olarak bir ölçüde bağımsız davranır ve kendi kendini idare eder; yani bir oto kontrole sahip olarak hayatını devam ettirir. Ama vücudundaki tüm hücreler, atomlar ve organlarla birlikte o da kâinatta cari kanunlara bire bir itaat etmektedir. Mesela bir taş ve bir insan yüksek bir yerden boşluğa bırakılsa her ikisi de aşağıya doğru hareket ederek yere düşecektir. Kendisini ve içinde bulunduğu kâinatı bu manada tefekkür eden insan, ikisinin de tek bir yaratıcı tarafından tasarlandığını ve aynı amaç için yaratılıp yaşatıldığını hayretle seyreder. 

Elini fark eden bebek ile kendini fark eden yetişkin insanın yaşadığı hayret aslında aynıdır. Aralarındaki fark hayret edenlerin bilgi, yetenek ve idrak seviyelerinde ortaya çıkar. Bebek sadece hayret edebiliyorken, yetişkin insan, bu hayreti akıl ve bilgi ile işleyerek, kendisini ve kâinatı “Yaratan Rabbinin Adı İle” okuyabilecek donanıma ve bunu yapıp yapmama arasında tercih yetkisine sahiptir.