“Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuktan sonra arta kalan şeydir.”
Haziran ayında okullar tatile girdi. Ortaokul ve lise son sınıf öğrencileri mezuniyet mutluluğu ve heyecanı ile tamamladılar seneyi. Aynı zamanda LGS ve YKS heyecanı vardı gündemlerinde. Bir üst öğretim kurumuna geçiş için yıl boyu hazırlandıkları sınavlarda ter döktüler. Aileleri ve onları sınava hazırlayan öğretmenleri de en az onlar kadar heyecanla geçirdiler söz konusu dönemi.
Gençler için mezuniyet, hayatlarının önemli bir dönüm noktası şüphesiz, ama bunun bir son değil, aksine yeni bir başlangıç olduğunu yaşayarak öğrenecekler. Yeni bir çevreye, yeni arkadaşlıklara, yeni öğrenmelere yelken açacaklar. Şimdiye kadar öğrendikleri, bilgi düzeyinde unutulacak belki ama okul hatıraları, heyecanları, arkadaş dayanışmaları, öğretmenlerinin görgü, hayat tecrübesi ve lisan-ı hâl ile kendilerine kattıkları hep hatırlarında kalacak.
Öğrenciler okulda farklı alanlarda bilgi edinmekte, aynı zamanda çocukluktan yetişkinliğe doğru yol almaktalar. Akıllarına kalplerine ekilen tohumlarla, kendilerine açılan pencerelerle insana ve hayata dair bakış açılarını zenginleştirmekte; adım adım kendilerini bulmakta kendileri olmaktalar. Öğretmenleri de onlara bu yolculuklarında eşlik ve rehberlik etmekteler.
Okulların öğrencileri bir üst eğitim kurumuna hazırlaması kadar onları hayata hazırlaması, daha önemlisi ailelerin verdiği emek ve attığı temel üzerinde yükselen şahsiyet inşasına katkı sunması söz konusu. Bilindiği üzere her dersin kazanımları yıllık planlarda yer alır, ders işlenirken bunlara dikkat edilir ve öğrenciler belli aralıklarla ölçme değerlendirmeye tabi tutulur. Bu husus okul hayatında özellikle sınav süreçlerinde çok ön plana çıksa da, yıllar sonra dönüp bakıldığında o günlerdeki önem ve önceliğini yitirdiğini görüyoruz. Bir zamanlar hayata hazırlanma aşamasında kâh bocalayan kâh pes etme noktasına gelen ama vazgeçmeyip yoluna devam eden gençlerin, gün gelip insani hasletlerle donanmış, erdemli, sorumluluk sahibi, milli ve manevi değerlere sahip çıkan, temsil kabiliyeti yüksek insanlar olarak toplumsal hayata katıldıklarını ve katkı sunar hale geldiklerini görmek asıl önemli olana dair bir şey söylüyor: “İşte bu! Onca anlatım… Onca hedef kazanım… Hepsi bir yana! En büyük kazanım insan! Karşımızda! Hayatın içinde!”
…
Sınavlardan sonra başlayacak olan “tercih süreci” de önemli. Yerleştirme sonuçları açıklanıncaya kadar heyecan, umut ve endişenin harmanlandığı yeni bir safha bu. Gençler ilgileri ve yetenekleri doğrultusunda belki yıllardır hayallerini süsleyen mesleğe kendilerini bir adım daha yaklaştıracak olan üniversite ve bölüm tercihlerini yapacaklar. Zaten hayat boyu tercihlerimizle yol almıyor muyuz? Günümüzde yol üzerinde çeldiriciler ve yoldan alıkoyan şeyler çok ve kolay erişilebilir. Bölüm tercihlerinde gösterilen dikkat, özen ve hassasiyet hayati tercihlerde de gösterilmeli öyleyse. Her şeye rağmen tercihini doğru, iyi, güzel ve faydalı olandan yana kullananlara ne mutlu!
Farklı öğretim kademelerine geçişlerde “üç harfli” nice sınavlardan geçiyor gençler. Şimdilerde LGS, TYT, AYT, YDT sınavları herkesin malumu. Daha önceki yıllardan da OKS, SBS çoğu kişinin hatırında olmalı. Bunlardan mülhem öğrencilerin sınavlarda başarılı olup eğitimlerini tamamladıklarında, biraz da toplumsal beklenti ve yönlendirmeler neticesinde, hayata dair “3K hedefleri”nin ön plana çıktığı söylemek mümkün. Prestijli bir Kariyer, yüksek Kazanç, Konforlu bir hayat… Oysa yılların emeği ve çalışması sonucunda sadece bunları istemek maddi boyuta indirgenmiş bir gelecek ufkuna sahip olmak anlamına geliyor. Hâlbuki daha yüksek ideallerle, insani hasletleri gözeten ve geliştiren hedeflerle yürümeli geleceğe. Çoğunluğun arzu ettiklerini “3H hassasiyeti” ile başka bir boyuta taşımak mümkün mesela: Hayırlı bir iş/meslek, Helâl kazanç, Huzurlu bir hayat. Bu noktada akleden kalp ve vicdanın yol göstericiliği önemli. Onların da doğru ve temiz kaynaklardan beslenmesi ve diri tutulması elbette.
…
Mezuniyet törenlerinde dikkat çeken bir diğer husus da mezunların alt sınıflara sembolik olarak “bayrak devir teslimi” gerçekleştirdikleri ve artık geleneksel hale gelen bir uygulama. Böylece okuldan ayrılan öğrenciler okulun kültür ve değerlerini kendilerinden sonra gelenlere temsili olarak emanet etmiş oluyorlar. Eğitim ile de bir sonraki kuşağa ülkemizi devletimizi ayakta tutan, bizi biz yapan değerlerin teslimi gerçekleşiyor, geleceğimizin teminatı olan gençlere ortak mirasımız aktarılmış oluyor, değil mi? “Dün” bizleriz, “yarın” ise gençlerdir. Okul “şimdi ve burada” bir araya geldiğimiz yerdir. İşte eğitim vesilesiyle kuşakların böyle bir çatı altında buluşması, etkileşim halinde olması, bilgi ve görgüyü paylaşması bir çeşit bayrak devir teslimi demektir. Güzel değerlendirilebilirse ne alâ!
Bizler “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz” tavsiyesinin muhataplarıyız elhamdülillah. Dünya bir imtihan alanı, hayat kemâle yürüdüğümüz bir yolculuk… Olan bitenle, birbirimizle, yapıp etmelerimizle, tercihlerimizle hep sınanmaktayız, dersimizi almaktayız. O nedenle sözün sonunda “Hayattan mezun olana kadar hepimizin hak ve hayır yolunda gayretleri daim olsun inşallah” duası uygun düşecektir vesselam.
