48 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Bayram Düşünceleri

Haziran 2017, 486 146 Görüntülenme Eklenme Tarih: 15 Mayıs 2019 13:18 Ayten Yadigâr

 

Ramazan Kur’an’la, oruçla hayatlarımıza manevi dinamizm kazandıran kutlu bir ay. İftar ve sahur sofralarıyla günlük hayatın en sıradan işlerinden biri olan yeme-içme, karnını doyurma dahi sadece dünyevi bir amel olmaktan çıkıyor ve uhrevi bir manaya dönüşüveriyor.

Hız ve haz çağının koşturmasına kapılmış giderken dünyevileşme ve aslından uzaklaşma tuzağına düşmesi an meselesi olan insan için bir yavaşlama, manen soluklanma ve durulma imkânı demek bu… Tabi her şey gibi o da geçip gidiyor bizden. Ramazan’ı uğurlarken hissettiğimiz ise hem huzur hem burukluk… Bir yanda bu seneye erişmiş olmanın ve Ramazan boyunca daha bir yoğun hissettiğimiz manevi iklimin huzuru. Diğer yanda bu kutlu ayı bir kez daha yolcu etmenin ve “Seneye yâ nasip…” düşüncesinin burukluğu. Bu duygu yoğunluğunun hemen üzerine bir de bayram sevinci ve coşkusu…

Bayramlar… Müminler için bir araya gelme, kaynaşma, halleşme, ortak duygularda buluşma zamanı. Çocuklar için de ayrı bir heyecan ve mutluluk kaynağı.

Nasıl olmasın!? Onların dünyasında bayram, bayramlık kıyafetler giymek, el öperek bayram harçlığı kazanmak, karın ağrısı pahasına doyasıya tatlı, şekerleme, çikolata yemek demek.

Çocukluk döneminin kendisi bayram zaten. Sevinç, coşku, heyecan dolu çünkü. Bu yüzden mi çocukluk döneminde yaşanan bayramlar hep özlemle hatırlanır kim bilir? Bayram bahane de asıl özlem duyulan çocukluğun o saf ve temiz günleri midir bilinmez.

Bu dönemde biriktirilen güzel hatıraların gelecek yıllarda değeri daha da artıyor. İnsandaki aidiyet duygusunu ve hayatına yön verecek değerleri besleyen ve güçlendiren bir yanı da var bayramların, bayram hatıralarının. Ekonomi eksenli hayatların iş-kariyer koşturmasına sürüklediği yetişkinlerle, başarı odaklı eğitim anlayışı yüzünden kendi doğal akışı içinde çocukluğunu yaşayamadan hayata atılan genç nesiller  “hatıra biriktirme” fırsatı bulamıyorlar çoğunlukla.

Nitekim  “Nerede o eski Bayramlar” diye iç geçirmeyenimiz yoktur herhalde. Çünkü sözünü ettiğimiz şekilde bayram kutlamalarından gittikçe uzaklaşıyoruz ne yazık ki. Yaşadığımız çağ pek çok şeyi dönüştürürken bayramlarımız da bundan nasibini almış durumda. Ekonomi eksenli bir hayat düzeni içinde yoğun bir tempoda yaşayan insanlar için artık bayramlar “erken rezervasyon” imkânlarını değerlendirip, gerekirse “bayram kredisi” kullanıp bir yerlere “kaçmak” ve “kafa dinlemek” anlamına gelir oldu.

Günümüz insanı aslında kendisini fıtratına yabancılaştıran bir hayata sürekli tutunma gayreti sarf etmekten bitap düşmüş durumda. Hem kendi iç dünyalarımızda bir dağınıklık, hem de hem de mümin kardeşlerimizle aramızda bir dağınıklık… Dağılan iç dünyaların dış dünyaya yansıması bu. Gözle görülmeyen mesafelerin araya girmesi söz konusu. Metrelerle, kilometrelerle ölçülen mesafeleri kast etmiyorum. Gönüllerin ruhların uzak düşmüşlüğü bu. Duygu ve düşüncelerin birbirine yabancılığı. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur denir ya. Şimdi gönülden ırak olunca gözden ırak olmak istiyor insanlar sanki. Toplanma, görüşme, halleşme imkânı olan bayramlar bahane edilip tatile uzaklara gitmenin bir nedeni bu değil mi sizce?

“Bunca koşturma nereye, bu telaş niye?” diye sorsak bir. “Ne değişti de bu hale geldik?” diye düşünsek. Rüzgâra kapılıp gitmesek. Hayatın tadı tuzu kalmadı diye şikâyet ederken bir yandan, “Peki eskiden hayatı güzelleştiren, güzel kılan, bugün özlem duyduğumuz neydi?” diye merak etsek ve arasak kaybettiklerimizi.

Mesela bayramların uzak otellerde ben merkezli eğlencelerle geçirilen tatil günleri değil de aileyle, eş dostla bir araya gelinen, paylaşma ve kulluk bilinciyle lezzeti katlanan müstesna günler olduğunu fark etsek. Bir ay oruç tuttuktan sonra erişilen kutlu günün “Şeker Bayramı” değil, manevi dünyamızı şenlendiren “Ramazan Bayramı” olduğunu idrak etsek. Bayram günlerinde kendi sevinçlerimiz kadar, kanadı kırık, yüreği buruk olanları sevindirmenin de önemli olduğunu anlasak. Bir de birlikte geçirilmeyen bayram günlerinin yılın ayrı geçirilen herhangi bir gününden çok daha fazla bir boşluk, eksiklik, gariplik hissine sebep olduğunu…

O halde gelin sevinç günlerimiz hüzün gününe çevirmeyelim. Çünkü bayram birlikte ve sevdiklerimizle paylaştığımız ölçüde bayram.

 

 


Haziran 2017, 486 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Unuttuklarımız ve Hayata Yansımaları

Huzurda olduğumuzu unuttuğumuz içindir, bunca huzursuzluğumuz...

Devamı »

Kış Düşünceleri

Televizyon günümüzde sadece vakit geçirmeye yarayan bir araç haline gelmişse de farklı dünyaları ayağımıza getirmesi açısından hala önemli bir işleve sahip.

Devamı »

Mus'ab'ın (ra) İzini Sürmek

Bir kutlu neslin yaşadıklarına tanıklık etti yeryüzü. Onlar bir şefkat peygamberinin eline tutunarak cahilliye karanlıklarından nura çıkarıldılar. Kolay bir çıkış süreci değildi söz konusu olan. Çünkü Allah Rasulü’nün (sav) tebliğine uyup “Biz Müslüman olduk” dedikten sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorlardı.

Devamı »

Aile: Rakamlardan Fazlası... Bu Dünyadan Ötesi...

Bir zamanlar beyaz gelinliğinin kefeni olduğu hatırlatılarak baba ocağından yeni yuvasına uğurlanırdı gelinlerimiz. Bir hayatı paylaşmak üzere yola çıkılırken ölüm ve ötesine uzanan bir ufuk sahibi olmanın geleneğimize yansıyan yüzüydü belki de bu seremoni. Şimdilerde ise her şeyin gündelik hesap sığlığına çekildiği ve aile kurmak gibi uzun soluklu bir koşunun bile kısa sürede sonlandırılmasının tercih edildiği zamanlardayız.

Devamı »