ARAMA SAYFASI

Kış Düşünceleri

Kış Düşünceleri

Televizyon günümüzde sadece vakit geçirmeye yarayan bir araç haline gelmişse de farklı dünyaları ayağımıza getirmesi açısından hala önemli bir işleve sahip.

 

Televizyon günümüzde sadece vakit geçirmeye yarayan bir araç haline gelmişse de farklı dünyaları ayağımıza getirmesi açısından hala önemli bir işleve sahip.

Yayın akışında daha fazla yer tutması gereken belgeseller insanı tefekküre sevk eden yapımlar. Özellikle kutuplardaki yaşama dair olanları. Ekrana baktığınızda gördüğünüz uçsuz bucaksız buz tabakası ve gökyüzü. Coğrafya bundan ibaret. Alışageldiğimiz toprak veya beton zeminden, bahçeli evler veya yüksek apartman bloklarından farklı bir yaşam alanı. Yeşilliğin, ağaçların, insan ve araç trafiğinin yer almadığı bir yer. Direkler, tabelalar, antenler, vericiler gibi ses ve görüntü kirliliğini günlük hayatımızın bir parçası haline getiren unsurlara da burada rastlamanız mümkün değil. Beyazın hâkim olduğu bu yerler insana sadeliği, saflığı ve huzuru çağrıştırıyor.

Bir de bu diyarın sakinleri… Kutup ayıları, foklar, beyaz kurtlar ve penguenler. Fıtrata müdahale edilmediği için kendi kuralları içinde sürüp giden hayatlar. Ayakta kalma mücadelesi ve neslin sağlıklı devamı için kutup hayvanlarının insanı hayrette bırakan bir hassasiyet içinde gösterdikleri gayret. Yiyecek bulmak için kutup ayısının bazen günde yirmi kilometre yürümek durumunda kalması. Anne ve baba penguenlerin çocuklarını yetiştirirken güzel bir iş bölümü yapmaları. Özellikle de baba penguenin eşinin yokluğunda yavrusuna gösterdiği ihtimam. Kendi ahlaki yozlaşmışlıklarına meşruiyet zemini kazandırmak için “hayvanlar kadar özgür” olamamaktan şikayet edenlerin zannettiği gibi başıboş ve sorumsuz bir dünya değil burası. Kapitalist dünyanın olmazsa olmazı haline gelmiş asitli içeceğini ailece yudumlayıp “hayatın tadını çıkaran” kutup ayıları da reklam kuşaklarında izlediğimiz hoş bir fantezi sadece.

Kutuplarda mevcut manzara her zaman kış... Sanki bu diyar sakinleri hayatlarını tekdüze kış mevsimi içinde herhangi bir gayrete gerek kalmaksızın sürdürüp gitmekteler. Hâlbuki onların yaz boyunca sevk-i ilahi ile ciddi kış hazırlıkları yaptıklarını görüyoruz. Örneğin kış uykusunu hiçbir şey yemeden geçireceklerinden, ağırlıklarının iki katı kilo alarak vücutlarında yağ depoluyorlar, uyku süresince kalp atışı ve solunum gibi vücut fonksiyonlarını en aza indirgeyerek canlı kalmaya çalışıyorlar. Depoladıkları enerjiyi kullandıkları için yaza zayıflamış olarak çıkıyorlar. İşte kendi içinde barındırdığı nice güzellik ve inceliklerle bizimkinden çok farklı bir dünya...

Bunlara tanık oldukça hayatın dar kalıplarla anlaşılamayacak kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve her şeyden öte hayatın ‘sahipsiz’ olmadığını daha iyi anlıyoruz. Bir bütünün parçası olduğumuzu ve yeryüzünde yaşayan her canlının bir hikmet dâhilinde hayatını devam ettirdiği idrakine varıyoruz.

Kutupların normal hayat tarzını belirleyen kar, buz, soğuk gibi unsurlar, biz insanlar için hayatın zorlaştığı bazen durma noktasına geldiği kış mevsimini hatırlatıyor. İnsanoğlu her mevsim farklı ihtiyaç listeleri ile hayata tutunma gayreti içine çekiliyor ister istemez. Yaz bitimleri kış hazırlıklarının gündeme geldiği demler bu nedenle. Boya badana, dam aktarımı, yakacak tedariki, kışlık giysi ve ayakkabı alımları vesaire... Yaşlı dünya sahnesi her mevsim kendini yenilerken, bu sahnenin sürekli değişen oyuncuları yenilenen dekora kendilerini adapte etme uğraşına girmekteler. Hayatın devamı ve muhafazası için de bunlar gerekli şüphesiz.

Madde ve mana yönüyle dengelenmiş hayatlar için, yaşanan her mevsim O’na giden, O’nu hatırlatan, O’na yaklaştıran basamaklar gibidir. Öte yandan bu denge bozulmuşsa ve daha acısı mana yitirilip dar madde kalıplarına hapsolunmuşsa bir anlam kayması tehlikesiyle karşı karşıya kalmışız demektir. Dört mevsim Yaradan’ın koyduğu düzen içinde sırasıyla bize misafir olmaya devam ediyor, ancak yüreklerimize çöküp gitmeyen kışlar hâkim nicedir. Fıtratımıza yabancılaştıkça ve ona muhalif bir bakış açısıyla şekillenen hayatlarımızı aslında anlamsızlığa mahkûm ettiğimizin idrakine varmadıkça yürek kışlarımız bitmeyecek gibi. Fani dünyanın gel geç hevesleri ile sınırlanan bir ufuk ne kadar ısıtır insan yüreğini? Hedef diye önümüze konan dünyevi nimetlere eriştikçe daha iyi anlamıyor muyuz aslında aradığımızın bu olmadığını? Dahası, ötesi derken ömür sermayesinin böyle bir kör koşturma ile tüketilmesi ne hazin…    

“Soğuk bir kış gününde şadırvanda abdest almanın güzelliğini hiç yaşadınız mı?”  diye soruyordu Murat Başaran bir yazısında. Yürekler iman ateşiyle ısınmayı bildi mi kışlar bile bahar olur, dışarıdaki soğuk ve ayaz üşütemez bizi. Ben merkezlilikten bu şekilde kurtulup genişleyen dünyamızda fıtri hassasiyet yeşerir ve daha çok insana ulaşır elimiz, daha çok insanı kucaklar dualarımız. Ama imandan nasibini almadığı için buz tutan yüreklerimizle her mevsim üşümeye, yalnızlığa ve mutsuzluğa mahkûm ederiz kendimizi.

Buz kesilen yüreklerimizin, üşüyen ruhlarımızın Âlemlerin Rabbi olan Allah’a ihtiyacı var. Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla itminana erer.” (Rad, 28) Bizi ancak O ısıtır. Ahir zaman ahlarımızı ancak O dindirir. Kimsesizliğimizi ve boynu büküklüğümüzü ancak O giderir. O halde dualarla gök kapılarını daha sık çalalım. Korkularımıza ümidimiz eşlik etsin. O merhametlilerin en merhametlisidir vesselam.