Fil Suresi’ndeki Harika Tasvir
Kur’an Allah’ın Mucize Kelamıdır
Ara
Kur’an Allah’ın Mucize Kelamıdır
Fil Suresi / Kevni ve Kur’anî Tasvir Harikası
Fil Suresinde Kâbe’ye saldıran Ebrehe ordusunun korkunç akıbetinin tasviri yapılmıştır. Allah’ın yeryüzündeki evi olarak bilinen Kâbe’yi yıkıp ortadan kaldırmaya teşebbüs eden eşkıyanın yüzlerine çarpılan kahır sillesinin dehşet verici neticesi öyle bir şekilde nazara verilmiştir ki, bir yandan Kâbe’nin sahibi Allah’ın gazabının şiddeti nazara verilirken, bir yandan da Kâbe’nin Allah katındaki eşsiz değeri gösterilmiştir.
Okuyucunun bu tasviri iliklerine kadar hissetmesi için öncelikle “istifham edatı” kullanılarak olayın safhaları tamamen meçhule doğru kaydırılmıştır. Çünkü ucu açık, sonu meçhul olan hadisler insanlarda merak uyandırdığı gibi, işin akıbetinin nasıl olacağına dair bir kaygı, bir endişeyi de beraberinde getirir.
Fil Suresi Mekke’de indirilmiş, meşhur Fil vakası hatırlatılmıştır. Olay çok veciz bir surette anlatılmış ve dramatik ifadelerle canlandırmıştır. Bu tasvirle, Allah’ın tevhid simgesi olan Kâbe’ye saldırmak isteyenlerin akıbetlerini sergilemek suretiyle, insanlara, Allah’a karşı saygısızlık etmemeleri, O’nun hakikî tevhid dini olan İslâm ve İslâm Peygamberine (sav) karşı isyan etmemeleri hususunda ciddi bir uyarı yapılmıştır.
Bu olay, Hz. Peygamber’in (sav) doğumundan yaklaşık 40-50 gün önce meydana gelmiş ve bu açıdan Onun bir mucizesi olarak kabul edilmiştir. Fil Suresi’nin mealini bir kez daha okuyup hafızamızı tazelemekte fayda vardır:
1) “Resulüm! Rabbinin fil sahiplerine nasıl karşılık verdiğini /neler yaptığını görmedin mi?
2) Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
3-4) Onların üzerine, pişmiş çamurdan sert taşlar atan Ebabil (sürü sürü) kuşları göndermedi mi?
5) Nihayet onları, (kurtçuklar tarafından) yenmiş ekin yaprağına (benzer hale) çevirmedi mi?”
Surenin üslubuna hâkim olan istifham/soru edatı, bir elektrik akımının kaynağından çıkıp, örneğin, beş lambaya ışık verdiği gibi, suredeki istifham edatı da oradaki beş ayete sorma ve sorgulama manasını vermiştir.
Bu cümleden olarak, Fil Suresinde, muhatapların merakını uyandıran soru üslubu kullanılmış ve derin düşünmeye sevk edilmiştir.
Örneğin, surenin başına “Görmedin mi?” şeklindeki bir soru cümlesi yerleştirilmiştir. Bununla surenin asıl konusu olan Ebrehe’nin çıkardığı olay karşısında duyulan hayret ifade edilmiş ve onun büyük önemine dikkat çekilmiştir. Çünkü olay, Araplarca bilinen meşhur bir olaydı. Fil Suresi onların bilmediği bir şeyi kendilerine anlatmak için değildi. Amaç, bildikleri bir şeyi hatırlatarak, onlara bir mesaj vermekti.
a) Bu olayın müşriklerce bilindiğine, surenin ilk ayetinde geçen “Görmedin mi?” ifadesi, “Bilmez misin?” anlamıyla işaret eder. Çünkü Arapça dilbilgisine göre “Eraeyte=gördün mü?” ya da “Elem tera=görmedin mi?” tabirleri, gözle görmekten çok, “akıl ve kalp gözüyle görmek, görmüş gibi inanmış olmak ve kesin bilgiye sahip olmak” anlamında kullanılır.
b) Ayrıca bu ifade, Hz. Peygamber’in (sav) yaşadığı devirde ve bulunduğu çevrede, Fil olayının çok meşhur olup herkes tarafından yakından bilindiğini göstermektedir. Çünkü, Kur’an’ın bir vahiy olduğunu kabul etmeyen müşriklerden hiçbiri, bu surenin anlattıklarına karşı bir itirazda bulunmamıştır. Bu suskunlukları ise, olayın herkesçe bilindiğinin açık göstergesidir. Bütün tepkilerini itirazlar üzerine kuran bu insanların, bu konuda sergiledikleri sükût elbette ikrardan gelir.
Bir de Hz. Peygamber’in (sav) çeşitli vesilelerle Fil olayına atıflarda bulunması, bu olayın o çevrede çok iyi bilindiğinin ayrı bir göstergesidir. Allah, Kâbe’sine saldırmak isteyen güçleri helak ettiği gibi, Peygamberine ve davasına savaş açan güçleri de helak edeceğine bir işaret ve bir uyarıdır.
Suredeki Soru Stilinin Detayları:
Daha önce özeti verilen suredeki soru stilinin misyonunu şöyle açıklayabiliriz:
1) İlk ayetin başında bulunan soru edatı, cevap bekleme amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için sözü soru biçiminde yöneltir. Bu bir elektrik düğmesine dokunur gibi, anlam akımını surenin beş ayetine de iletmektedir. Surenin her bir ayeti manevî birer lamba hükmüne geçer. Bu akımın geçtiği her ayette bir istifham (soru) ışığı parlamaya başlar ve her ayette iki renkli olarak ortaya çıkar.
Birincisi: İstifham-ı Tekidî; yani bir ifadeyi pekiştirmek için sorulan sorudur. Böyle soru sormak, zihinlerin olaya yönelmesini sağlamak içindir. Ve ilk ayetin meali şöyledir: “Resulüm! Rabbinin fil sahiplerine nasıl bir karşılık verdiğini/neler yaptığını görmedin mi?”
Buradaki hitap, Hz. Peygamber’e (sav) yapılmış olmakla beraber, Kur’an’ın muarızları olan müşriklere de ciddi bir uyarı niteliğindedir. Çünkü, müşrikler bu olayda, Allah’ın birliğinin simgesi olan Kâbe’yi yıkmaya gelenlerin nasıl yok edildiklerini çok iyi biliyorlardı. Yüce Allah, bu olayı onlara hatırlatmakla, Kâbe’den çok daha kıymetli olan ve gerçek tevhit inancını ders veren Kur’an’a karşı çıkmanın, tevhidi reddetmenin, kendilerine çok daha pahalıya mal olabileceği uyarısında bulunuyordu.
İkincisi: İstifham-ı Takrîrî; yani, bir şeyi öğrenmek için değil, muhatabın zihninde soru ile bir kapı açmak için tercih edilen üsluptur.
Bu bağlamda her bir ayet, iki manayı ifade etmektedir.
İlki: İstifham-ı inkârî (İnkâr edebilir misiniz?) anlamıyla, tarihî bir mucize vurgulanmaktadır. Bu kadar meşhur olmuş, hatta Araplar için bir takvim başlangıcı kabul edilmiş bir olayı inkâr etmek, onu yok saymak elbette mümkün değildir. Bu olay değişik ipuçları incelenerek alimler tarafından irhâsat türünden (peygamber olmadan önce kendisiyle alakalı olarak ortaya çıkan) Hz. Peygamberin (sav) bir mucizesi şeklinde kabul görmüştür.
İkincisi: Her ayette, ardından gelecek olan ayetin cevap vereceği bir soru sorulmaktadır. Çünkü soru üslûbu, söylenecek hakikate karşı zihinleri dikkatli olmaya, belli bir hedefe sevk etmeye yöneliktir.
Onlara Neler Oldu?
a) Surede, tarihî bir olay âdeta beş perdeyle sahnelenmiştir. Her bir perde açıldığında muhatap, olayla ilgili yeni bir bilgi ediniyor, fakat aynı zamanda bu bilginin anahtarıyla açılan yeni bir sorunun da cevabını arıyor. Böylece surenin sonuna kadar, her ayet durağında, okuyucu hem daha önceki ayette akla gelen sorunun cevabını alıyor, hem de yepyeni bir soruyla karşılaşıyor. Gittikçe insanın merakını tahrik eden bu soru-cevap stili, olayın harikalığına uygun, heyecanlı bir mecrada sürüp gidiyor.
b) Fil olayının kahramanları olan Ebabil Kuşlarının (doğrusu Ebabil Kuşların, yani peş peşe saldırıya geçen kuşların), sahneye koydukları heyecanlı maceraları, Fil suresinde de aynı heyecanı uyandıran bir üslupla sahneye konulmuştur.
c) Büyüleyici tasvir, her ayette olayın bir kısmı tekrar edilerek gösterilmesi şeklindedir. Ayrıntılara girilmemesi, akıl ve hayalin merakını artırıp, okuyanlara olayı zihinlerinde daha canlı bir şekilde hayal etmelerini sağlamıştır.
d) Her ayette, sahnelenen olayın tasvirindeki derinliği dramatize eden kelimeler vardır. Bunlar sahnenin köşe taşlarıdır, şöyle ki:
Feale Fiili:
Birinci ayette kullanılan kelime, yapmak anlamına gelen “fe-a-le” fiilidir. Ayrıca, bu fiilin başına bir de işin keyfiyetini/olayın nasıl olup bittiğini sorgulayan “keyfe” edatı getirilerek, zihinlerdeki merak duygusu bir kat daha artırılmıştır. Mana bakımından “feale” gibi geniş bir manayı kapsayan bir fiilin kullanılması, mücadele sahasını daha da genişletmiş ve görüntüyü net bir durumdan çıkarıp sisli-puslu bir havaya sokmuştur. Böylece sorulan olayın en az önemli bir kısmı meçhule kaydırılmıştır.
Yec’alu Fiili:
İkinci ayette kullanılan kelime, yapmak, kılmak anlamına gelen “ceale” fiilidir. Bu fiil gelecek zaman kipi olarak kullanılmış fakat, başına “lem” edatı getirilerek, manası hem olumsuz ham de geçmiş zaman kipi durumuna getirilmiştir. Cümlenin başına da istifham edatı olan “hemze” de konulunca, tam loş bir manzara ortaya çıkmıştır. Konuya pürdikkat kesilen zihinler, mazinin o derin derelerinde nelerin olup bittiğini öğrenmek için bütün gücünü toplamaya çalışmaktadır.
Gönderilen Askerler:
Üçüncü ayette kullanılan kelime ise, göndermek, salmak anlamına gelen “er-se-le” fiilidir. Bu fiilin anlamında da bir kapalılık, bir genelleme vardır. Özellikle gönderilen askerler “Ebabil kuşları” olunca, işin garipliği, hayalleri derinden heyecanlandırmaktadır. Peş peşe gelmeyi veya gitmeyi ifade eden başka kelimeler varken, Arapçada az kullanılan “Ebabil” kelimesinin zikredilmesi, söz konusu kuşların, eylemlerinin, silahlarının garipliğini bir kat daha artırmıştır.
Termî Fiili:
Dördüncü ayette kullanılan kelime ise, bir şey atmak, fırlatmak anlamına gelen “termî” fiilidir. Bu fiil diğerlerinden farklı olarak geniş zaman kipinde kullanılmıştır. Bu ise, Ebabil kuşları tarafından yapılan atışın bir süre içerisinde devam ettiğini göstermektedir. Bu da atış süresini belirsizleştirdiği için, surenin genel amacına hizmet etmektedir.
Özellikle ayetin sonunda, atılan mermilerin, hedefine kilitlenmiş olarak ayarlanmış ve “pişmiş çamurdan işlenmiş sert taşlar” olduğunu duyunca, insan zihni ve hayali, işin birçok yönden harikulade bir olayla karşı karşıya olduğunu derinden derine hissetmeye başlar.
Bu iki ayeti birden düşündüğümüzde, gönderilen kuş ordusunun üstlendiği görevin, Ebrehe ordusuna, deyim yerindeyse, güdümlü füzeler yağdırmak olduğunu anlamaya başlıyoruz. Bu dördüncü sahneyi de seyrettikten sonra, insan artık işin sonuna doğru yaklaşıldığını görmeye başlar. Bununla beraber, olayın üstündeki perdeler henüz tamamen aralanmamıştır. Ayette “tayran” kelimesinin cemi yerine müfret/tekil olarak kullanılması, bu kuşlar ordusunun yekvücut olduğuna; marife yerine nekre şeklinde kullanılması ise, bunların yapıları, eylemleri, mukavemetleri ve teşkilatlarının çok gizemli olduğuna işaret etmeye yöneliktir. Evet, bir anda ve ansızın avcı hattında mevzilenmiş olan o bilinmez kuşların varlığı bir garipliği; “Ebabil” kelimesinin gösterdiği gibi, şu bilinmez kuşların takımlar halinde peş peşe muharebe meydanına gelişi başka bir garipliği; ard arda atılan güdümlü gülleler ayrı bir garipliği aklın dikkatine sunmaktadır.
Ceale Fiili:
Beşinci ayette kullanılan kelime ise, ikinci ayette kullanılan fiilin aynısıdır. Yalnız biri muzari, biri mazidir. Bu iki ayette aynı kökten gelen fiilin kullanılması, nazar-ı dikkati onların bir ortak paydaya sahip olduğu yönüne çevirmektedir. Evet, bu garip olayın dramatize edilmesini sağlamak için bu iki ayet arasında sıkı bir işbirliği söz konusudur. İkinci ayette sorulan soru, bu son ayette cevabını bulmuştur.
Yine ikinci ayette: “Rabbin onların tuzaklarını hedefinden saptırmadı mı/boşa çıkarmadı mı?” mealindeki ifadeyle, İlahî tarafın zaferine, karşı tarafın hezimetine işaret edilmekle beraber, bunun ne şekilde meydana geldiğinden söz edilmiştir.
İşte, surenin şu son ayetinde, tuzaklarının boşa çıkarılmasının ne anlama geldiği hususu açığa kavuşturulmuştur: “Nihayet Rabbin onları, (kurtçuklar tarafından) yenilmiş ekin yaprağına benzer bir hale çevirdi.” Kur’an bu ayeti ile sürü sürü kuşların onlara attıkları bu taşların onların bedenlerini nasıl paramparça ettiklerini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
(İlginçtir, surenin son cümlesi “yenilmiş ekin yaprağına benzer bir hale soktu” mealindeki son cümlenin son kelimesi “Me’kul” (yenilmiş)dir. Bu surenin harflerinin sayısı: 97’dir. Son ayetin son kelimesi “Me’kul”un ebced değeri de: 97’dir.
Bu tevafukta şöyle bir tasvir zihinleri gerçekten büyülemektedir: Çünkü bu tevafuk lisanıyla adeta ayet şöyle diyor: “Ey okuyucu sen bu surenin baştan sonuna kadar 97 adet harflerini okuyup bitirdiğin gibi, Ebabil kuşları da Ebrehe ordusunu öyle bitirdi. Harflerin sayısı olan 97’yi, “yenilmiş” manasına gelen “me’kul” kelimesinin içine kodlanarak bu işaretlerden anlaşılan sinyaller pekiştirilmiştir.
Daha az zaman önce, Mekke’nin yakınında, dimdik ayakta duran Ebrehe ordusu bir anda yere yığılıp kurtçuklar tarafından yenilmiş ekine dönmüştü.
Sonuç:
1) “(Resulüm!) Rabbinin fil sahiplerine nasıl karşılık verdiğini/neler yaptığını görmedin mi?
2) Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
3-4) Onların üzerine, pişmiş çamurdan sert taşlar atan Ebabil (sürü sürü) kuşları göndermedi mi?
5) Nihayet onları, (kurtçuklar tarafından) yenmiş ekin yaprağına (benzer hale) çevirmedi mi?”
1) Bu ilk ayette:
a) “Sen görmedin mi?” ifadesiyle fil olayının Mekke’de çok şöhret bulmuş, Hz. Muhammed’in (sav) peygamberliği döneminde birçok kimse tarafından çok iyi bilinen, hatta bazıları tarafından bizzat görülen bir olay olduğuna işaret edilmiştir.
b) “Rabbinin ashab-ı file neler yaptığını (görmedin mi?)” cümlesiyle Ebrehe ordusunda meşhur olmuş bir filin bulunduğu, bu filin (Kâbe’ye doğru yürümemekle) dikkat çektiği gibi, “Keyfe” edatıyla işin keyfiyetine ve bu keyfiyetin, yani helak olmalarının şeklinin çok garip olduğuna vurgu yapılmıştır. Ayette “Rabbin” mealindeki kelimeyle de Hz. Peygamberin (sav) nübüvveti ile Fil olayının ilişkisine dikkat çekilmiştir. Gerçekten Fil olayının meydana geldiği aynı yılda Hz. Peygamber (sav) dünyaya teşrif etmiştir.
Sonra söz konusu “Rab” isminin zikredilmesiyle Hz. Peygambere (sav) vahiy edilen Kur’an’ın en büyük maksadı olan tevhid inancı ile, bu tevhidin yeryüzündeki simgesi olan Kâbe’nin bir mâbed olarak görev yapması arasında çok kuvvetli bir bağ vardır. Kâbe’nin yıkılması, bir manada Tevhid inancının yıkılması anlamına gelir. Tevhid inancının ortadan kaldırılması ise, Kur’an vahyinin serap hükmünü alması anlamına gelir. Bu ise, kâinatın yegâne yaratıcısı olan Allah’ın kudret ve iradesinin, hikmet ve azametinin layık olduğu konumundan kaydırılması manasına gelir. Bu çok önemli bağlantıları sebebiyle “Ashab-ı fil”in helak edilmesi dilediği gibi rububiyetini icra edebilen Allah’ın “Rab” isminin tecellisiyle tahakkuk ettiğine vurgu yapılmıştır. Ve olayın vukuunda hiçbir şüphenin olmadığını ispat etme adına Hz. Peygambere (sav) hitaben “Sen (bu olayı) görmedin mi?” ifadesiyle bu olayın görülmüş gibi şöhret bulan ve ayrıca toplumda hala bir kısım görgü şahitlerinin de bulunduğuna işaret edilmiştir.
2) İkinci ayette ise, ilk ayette geçen sorunun cevabı verilmiş, Ebrehe ordusunun sinsice yaptıkları hilelerinin ve küstahça planladıkları saldırılarının boşa çıkarıldığına vurgu yapılmıştır.
3) Üçüncü ayette ise, bir önceki ayette “hilelerinin boşa çıkarılması” şeklinde mücmel ve kapalı bir ifadenin tazammun ettiği sorudaki bilginin açıklanması yapılmış ve gönderilen “Ebabil kuşlar” ordusuyla cezalarının verildiği belirtilmiştir.
4) Bir önceki ayette cezanın “Ebabil kuşlar” vasıtasıyla tahakkuk ettirildiği ifade edilmiş, ancak nasıl, ne şekilde olduğuna dair keyfiyetinden bahsedilmemiştir. Bu kapalı bilginin de açıklanmaya ihtiyacı olduğundan söz konusu yerde böyle bir soru ve problemin olduğuna ve cevabının verilmesinin lüzumuna işaret edilmiştir. Onun için bu 4. ayette bu sorunun cevabı verilmiş, ordunun cezası söz konusu Ebabil kuşları (kuşlar) tarafından güdümlü füzeler gibi tespit edilen “siccil taşları” ile taşlanarak verildiğine işaret edilmiştir.
5) Beşinci ayette, bir önceki ayette beyan edilen güdümlü mermilerle vurulan Ebrehe ordusunun akıbetinin ne olduğuna dair mukadder olan zımni bir sorunun cevabı verilmiş ve onların hâk ile yeksan edilmiş oldukları beyan edilmiştir. Geriye kalan manzara, ürünlerinin sapları yenmiş ekine dönmüştür.
6) İlginçtir surenin harf sayısı: 97 olduğu gibi, “yenmiş” mealindeki son kelime olan “me’kûl” kelimesinin ebced değeri de: 97’dir. Bu tevafukun verdiği ders şudur: “Ey Okuyucu! Sen bu surenin 97 adet harflerini okuyup bitirdiğin zaman en sonunda 97. harfini de bitirmiş olduğun gibi, Ebrehe ordusunun bulunduğu tarlada da Ebabil kuşları tarafından her bir asker birer sap gibi yer serildiği için tamamen bu 97. harfi barındıran “me’kül” kelimesinin ebced değerinin de 97 sayısına tevafuk etmesi sırrıyla, o askeri karargâhın da neferlerinin tek tek biçilmesiyle “sapları yenmiş ekine dönmüş” bir manzara tasvir edilmiştir.
Bu sure Mekke’de indirilmiş Mukattaat surelerinden biridir. Ayetlerinin sayısı 83’tür. Bu surenin…
Hz. Peygamber’in (asm) doğumundan yaklaşık 40-50 gün önce meydana gelen ve bu…
Miladî Takvimde bu yıl 17 Ekim 2021 Pazar gününü 18 Ekim Pazartesi…
1990’lı yıllarda izlediğimiz Malcolm X filminde dikkat çekici bir replik vardır: “Niçin…
Sanal medyanın (sosyal medya) icadı tarihin en önemli kırılmalarının başında geliyor. Belki…
Mekke ufukları… bir kanlı şafak… Loş sokaklar… çölden garip bir rüzgâr… Taş…