TR EN

Dil Seçin

Ara

Kalem Suresinde Görünen Belagat Nükteleri

Kalem Suresinde Görünen Belagat Nükteleri

Kur’an Allah’ın Mucize Kelâmıdır

Surenin ilgili ayetlerinin meali şöyledir:

“Nûn. Kaleme ve (yazanların) onunla yazdıklarına yemin olsun ki sen—Rabbinin lütfu sayesinde—asla deli değilsin. Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir ödül vardır. Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin. Aranızdan hanginizin aklı bozuk olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. Doğrusu, yolundan sapan kimseyi en iyi bilen Rabbindir; hidayete erenleri de en iyi bilen O’dur.” (Kalem; 1-7)

Bu ayetlerde göze çarpan en önemli vurgu noktaları şunlardır:

a) Başında bulunan şifreli “Nun” harfiyle birlikte “kalemle satırların/yazıların yazıldığına” vurgu yapılmış, “Nun” harfinin manasının da anlaşılmasına katkı sağlamıştır. “Mürekkep, hokka” gibi yorumlar yanında bunun “Nur” isminin ilk harfi olan “Nuna” işaret olduğu ile ilgili yapılan yorum en makul olarak görülmektedir. Çünkü yazı yazan kalemden bahseden “Nun vel-kalem” ifadesinin ebced değeri (vasıl elifi sayılmaz): 256 olup Nur kelimesinin ebced değeridir.
…
Asrın söz sahibi Bediüzzaman Hazretlerinin bu konudaki ifadeleri şöyledir: “Aziz, sıddık kardeşlerim! “Ben şimdi Celcelutiye’yi okurken, “Bi hakka tebareke sümme nunin ve sâilin” cümlesinde Risale-i Kader’e işaret eden ve yirmialtıncı mertebede “sümme nun” suresi Kader Sözüyle münasebeti nedir, kalbime gelmesi ânında ihtar edildi: “O surenin başını oku!” Ben de okurken gördüm ki: “Nun vel-kalemi vema yesturun” âyeti bütün kalemlerin ve tastir ve kitabetlerin aslı, esası, ezelî me’hazı ve sermedî üstadı kaderin kalemi ve Nur ve ilm-i ezelînin nuruna işaret eden ‘nun’ kelimesidir. Demek “vezzâriyât” Zerrat Risalesi’ne işareti gibi kuvvetli bir münasebetle, ‘nun’ kelimesi Risale-i Kader’e kuvvetli işaretle bakar.” (Şualar, 519 )

b) İnkârcıların bahane ettikleri konulardan biri de vahyin gelişi esnasında Hz. Peygamberde (sav) görülen bazı halleri mecnunluk nişaneleri olarak algılamak istemişler. Kur’an’ın Sahibi (celle celaluhu) onların bu evhamlarını ilmî delillerle çürütmüştür. “Nûn. Kaleme ve (yazanların) onunla yazdıklarına andolsun ki sen—Rabbinin lütfu sayesinde—asla deli değilsin.” ifadesi ile ortada olan Kur’an’ın bu kadar ilim ve irfanı barındıran, ilahiyat ve beşeriyetle ilgili pek çok gaybî malûmatı ihtiva eden, dünya ve ahiret hayatının saadetini temin eden prensipleri vazeden bir kitabı elinde bulunduran bir zatın akıl hastası olduğunu söylemek için akıldan yoksun olmak gerekir.

c) Üstelik çocukluktan beri bölgesinde Muhammedü’l-Emin olarak şöhret yapmış, hayatı boyunca hiç kimse tarafından bir kere bile yalanı görülmemiş, insani erdemler konusunda her zaman faziletlerin zirvesinde bulunmuş bir zatın, bu mükemmel ahlakını delilik ile bağdaştırmaya çalışanların art niyetli ve önyargı fanatizmiyle muallel bir aklın esiri olduklarında şüphe yoktur.

d) Cinnetle yakından uzaktan bir münasebeti olmayan nübüvvetin kesintisiz devam edecektir. Bunun en açık delili peygamberliğin şerefine layık ücretin devam etmesidir. Bu ücret, sana indirilen vahiylerin sürekli Rabbinle irtibat halinde olmanı sağlamaları, uzaktan seni tanıyanların büyük bir tazim içinde sana karşı saygı duymaları, yakından seni tanıyanların ise canlarını feda edecek derecede sana muhabbet beslemeleri gibi nübüvvetin beşer üstü cazibesidir.

Ayetteki “Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir ücret/ödül vardır.” mealindeki ifade iki yönden i’caz parıltısı yansıtmaktadır.

Birincisi: Senin peygamberlik görevin ömrünün sonuna kadar devam eden kesintisiz bir süreçtir. Uzaktan veya yakından seni tanıyanların saygı ve sevgilerini cezp eden nübüvvetin cazibedar ışıkları, inkârcıların yakıştırdıkları her türlü vesvese, evham ve cehaletin karanlığını izale edecek kıvamdadır.

İkincisi: “Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin.” ki bu ahlak dışarıdan senin damen-i muallânı kirletecek hiçbir gayr-ı ahlaki lekelerin bulaşmasına asla izin vermeyecektir. 

e) “Aranızdan hanginizin (sen mi yoksa bu inkârcılar mı) aklı bozuk kimseler olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.” mealindeki ayette bir ihbar-ı gaybi nevinden istikbal sahifesi okunmuş ve tarihin şahitliğiyle muarızların yüzlerinin kara çıktığı ortaya çıkmıştır.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadelerinde bu hakikatlerin altı çizilmiştir:

“Evet Sultan-ı Levlâke Levlâk (Hz. Muhammed (sav), öyle bir reistir ki: Bin üç yüz elli senedir saltanatı devam ediyor. Birinci asırdan sonra her bir asırda lâakal üç yüz elli milyon tebaası ve raiyeti vardır. Küre-i Arz’ın yarısını bayrağı altına almış ve tebaası kemal-i teslimiyetle ona her gün salât ü selâm ile tecdid-i biat ederek emirlerine itaat ederler. 

“Ve dünyanın manevî şeklini değiştirecek ve dünyayı âhirete mezraa yapacak ve dünyanın mahlukatının kıymetlerini ilân edecek ve cinn ü inse saadet-i ebediyeye yol gösterecek ve fâni cinn ü insi idam-ı ebedîden kurtaracak ve dünyanın hikmet-i hilkatini ve tılsım-ı muğlakını ve muammasını açacak ve Hâlık-ı Kâinat’ın makasıdını bilecek ve bildirecek ve o Hâlık’ı tanıyıp umuma tanıttıracak bir zât; elbette o daha gelmeden her şey, her nev’, her taife onun geleceğini sevecek ve bekleyecek ve hüsn-ü istikbal edecek ve alkışlayacak ve Hâlıkı tarafından bildirilirse, o da bildirecek. Nasılki sâbık işaretlerde ve misallerde gördük ki; her bir nev’-i mahlukat, onu hüsn-ü istikbal ediyor gibi mucizâtını gösteriyorlar, mucize lisanıyla nübüvvetini tasdik ediyorlar.” (Mektubat, 179)