Soru: Hocam merhabalar. Hayatım odamdan ibaret. Ailem ve çevremle aram bozuk. Kafam çok karışık. Hiçbir iş başaramıyorum. Yaşım geldiği halde hala evlenip anne olamadım. Hayatın anlamını, varoluşsal olarak neden dünyada olduğumu sorguluyorum. Sorguladıkça daha içime çekiliyorum, işler daha da içinden çıkılmaz hale geliyor. Siz kendi açınızdan bu varoluşsal sorgulamanız hakkında ne yapıyorsunuz ve ne düşünüyorsunuz? İnsanın bu dünyada sağlam bir psikolojiyle varoluş amacını bulması ve buna uygun yaşaması nasıl mümkün olabilir?
Cevap:
Merhabalar kıymetli okurum. Öncelikle bu çok kıymetli sorunuz için çok teşekkür ederim. Bu sorunuz modern insanın kendine sormayı unuttuğu ve hatta sorması gerektiğini dahi bilmeden anlık hazlarla hayatını “geçiştirdiği” bir gerçekliği ifade ediyor. Şimdi sıkışıp kaldığınız o odanın penceresinden bir anlık da olsa dışarıda gezen insanlara bir bakın. Gülen, kahkaha atan, bağıran, ağlayan, koşan o insanların neredeyse hepsi sizin kendinize sorduğunuz ve cevabı uğruna kendinizi tükettiğiniz soruyu akıllarının ucundan dahi geçirmeden yaşayıp gidiyorlar. Aklınıza pencerenizden gördüğünüz insanların hepsinin aklınızı kurcalayan bu soruya tatmin edici bir cevap verdikten sonra dışarıda özgürce gezip eğlendikleri gelmesin lütfen. Bu iddiamın gerçekliğini görmek isterseniz internetten birkaç sokak röportajı seyretmenizi tavsiye ederim. Bu sayede modern dönemin ortalama insan seviyesini rahatlıkla görebilirsiniz. Hal böyleyken, sizin gibi çok daha entelektüel ve derinlikli bir dertten mustarip bir insanın dört duvar içinde “mağlup” psikolojisiyle yaşamasının, kendinize yaptığınız bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
“İnsanın bu dünyada sağlam bir psikolojiyle varoluş amacını bulması ve buna uygun yaşaması nasıl mümkün olabilir?” Evet, bu soruyu gününün neredeyse tamamını “story” atıp “reels” videosu kaydırmakla bitiren insanlara sorarsak muhtemelen boş bir bakış ve alakasız bir gülümsemeyle karşılaşacağız. İşte benim itirazım burada başlıyor. Bu boş ve alakasız gülümsemeyle dışarıda gezen, bir kafede kahvesini yudumlayan kişiye karşılık, bu soruya cevap vermeye çalışan kişi evine kapanıp buhranlar yaşıyor. Aslında o kafede oturup kahvesini içen kişi o soruya cevap vermeye gayret eden ama hayattan da kopmayan kişi olmalıdır.
Bu soruya ciddi sorgulamalara rağmen tatmin edici bir cevap bulunamazsa insan birçok alanda geriler, enerjisi düşer ve içe çekilir. Nihayet sizin tasvir ettiğiniz gibi bir durum ortaya çıkar. Sorunuzda benim bu soruya karşı tavrımı sorduğunuz için kendi açımdan bu önemli soruya nasıl cevap verdiğimi madde madde yazarak cevap vermeye çalışacağım inşaallah.
• İnsanın temel bir varoluş amacı olmazsa kuru yaprak gibi savrulur. Ben her şeyden önce bir Müslümanım. Yani temel bir varoluş sancısı yaşarsam bakacağım ilk adres dinim olacaktır. Hamdolsun inandığım din bu sorunun cevabını verirken aynı zamanda psikolojik sağlığımın temel taşlarından olan basitlik, somutluk, netlik kavramlarını da o kadar ölçülü veriyor ki, bu benim açımdan İslam’ın tek hak din olduğunun kanıtlarından da biridir.
Evet, “ben neden varım?” diye sorduğumda Rabbim bana somut olarak ulaştırdığı Kur’an-ı Kerim’de “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 56) cümlesiyle bana cevap veriyor. Bu ayetteki netlik bir psikolojik danışman olarak beni kendine hayran bırakıyor. Zira insan psikolojisi temel meselelerde soyutluğu, karmaşıklığı, belirsizliği sevmez. Bilakis cevabı basit, somut ve net olarak elde etmeyi arzular. Elbette insan aklı çok daha derin tahlillere ve karmaşık işlemlere yetenekli olarak yaratılmıştır ancak her şeyin başı basit, somut ve netlikle başlar. Bundan dolayı varoluşsal sorgulamamı en başta basit, net ve somut cevaplayan bu ayet-i kerime bana en başta güç ve şevk verip daha derin düşünmeme yardımcı oluyor.
• “Rabbim benden kulluk isterken tam olarak neyi kast ediyor?” diye sorduğumda bunun cevabını da yine Kur’an-ı Kerim ve onun pratik hali olan sünnet-i seniyyeden alıyorum. Yine burada basitlik, somutluk, netlik kaidesi işliyor. Genel olarak 6 iman esası ve 5 İslam şartıyla cevabımı alıyorum.
Burada modern döneme de bir taş atmadan duramayacağım. Bize çocukken ezberletilen 6 iman esası, 5 İslam şartı, 32 farz, 54 farz gibi basit, somut ve net bilgiler zihnimize bir nakış gibi işlenir tek nefeste bunları madde madde sayardık. Ancak bu sayılar alelade sayılar değildi. Bu sayılar başta Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in (sav) sünnetinden başlamak üzere binlerce sahabe, on binlerce tabiin ve âlimin 1400 yıl içerisinde ilmek ilmek çalışmalarının sonucu ortaya çıkan muazzam bir müktesebatın bizim için özetlenmiş damlalarıdır. Yani her bir esasın ve şartın ardında muazzam bir derinlik vardır. Derin bir basitlik… İşte bu büyük konfordan modern dönemin sığ zihniyeti çocukları mahrum bırakmış durumda. Ve hatta yetişkinler bile bu sayıların alelade sayılar olduğu propagandasına inanarak savrulma yaşamaktadırlar.
• 6 iman esasına yürekten inanırken, 5 İslam şartına da riayet etmeye gayret ediyorum. Bunları yerine getirmeye çalıştığımda büyük ölçüde farkında bile olmadan kendimi insanların içine karışmış halde görüyor aynı zamanda ciddi araştırmalar yaparken buluyorum. Yani süreç içerisinde ister istemez zaten hayata karışmış oluyorum ve bu da beni anlık hazlarla yaşayan “storyci” yerine, basitçe yaşayan ama derin şeyler için çabalayan birine dönüştürmüş oluyor. Mesela Ramazan ayında olmamız hasebiyle 5 şarttan biri olan oruç ibadetini yerine getirmeye gayret ediyorum. Ama yine 6 esastan neşet eden kitaplara ve peygamberlere imanın gereği olan “yardımlaşınız” düsturunca ihtiyaç sahibi ailelere kumanya hazırlayıp dağıtırken buluyorum kendimi. Ve günün sonunda yorgun ama manevi açıdan yoğun bir huzurla evime geliyorum. Son tahlilde mesele, kendini bu sayılara bırakmak ve gereklerini yerine getirmeye gayret etmekle alakalı bir durum.
• Varoluşsal sorgulamaların soyut, kaynaksız, karmaşık ve usulden yoksun bir biçimde yapıldığı takdirde bir sonuç vermeyeceğini bilakis insanı tüketeceğini biliyorum. Zira hayat denen somut gerçekliğin anlamı basit ve sade olmalıdır. Çünkü dünyada herkes farklı kapasitelerdedir. Herkesin idrak edebileceği basit, somut ve net bir çerçeve çizilmediği takdirde kapasitesi düşük olan ya da kapasitesini kullanmaya fırsat bulamayan insanlara haksızlık olacaktır. Evet, hakikat basit, somut ve net olmalıdır. Bu hakikati elde ettikten sonra dileyen kapasitesine göre daha derinlere inebilir bu bir tercih meselesidir. Ama hakikate meşakkatli, soyut ve karmaşık yollardan ulaşacağımız zannına kapılırsak bu durum enerjimizi sömürür, içimize kapatır, dört duvar arasına bizi hapsedebilir.
• Hayatta elbette beceremediklerim, çuvalladıklarım oldu/oluyor ve daha da olacaktır. Ancak ben temel hedef yolunda (kulluk), somut olarak yapılması gerekenlere odaklanırsam başarısızlıklar beni sarsıp üzse de yerle yeksan etmez. Zira O’nun yolundaysam ve duamı eksik etmediysem Allah bana yetişir ve yeter ve elbette tekrar kalkmam için yardımcılar gönderir, teselli de eder.
• Kapasitem ve sınırlarım var benim. Her şeyi başaramam ama birçok şeyi yapabilirim. Kendime ne gereksiz gaz veririm ne de yeteneklerimi, gayretimi görmezden gelirim. İkisi arasındaki dengeye çok dikkat eder mütevazı ve sakince yolumda yürürüm. Yapamadıklarımdan ziyade yapabildiklerime odaklanarak yol alırım. Yapamadıklarımı analiz ederim sınırlarımı ve kapasitemi aşıyorsa o an için rafa kaldırır yapabildiklerimi daha iyi yapabilmek adına gayret ederim.
• Bazen de o yolda kalmak şartıyla oturabilir, durabilir ve soluklanabilirim. Her zaman yüksek hızla koşmak zorunda değilim. Yorulur insan ve bazen bittiğini hisseder. Yavaşlayıp o yolda dinlenebilirim. Bazen kendimi azıcık da kayırıp kendime zaman ayırmaya hakkım vardır. Ama bu süreçlerin hepsini o yoldayken (kulluk) yaparım.
• Hayatın basitliği, sadeliği, somutluğu ve küçük adımları sevdiğini hatırımdan çıkarmam. Mütevazı adımlarla ilerler sonuçtan değil çabadan sorumlu olduğumu kendime hatırlatmaktan geri durmam. Bazen tek başıma bazen aile içinde bazen de dost meclislerinde anın lezzetini almaya gayret ederim.
Ben varoluşsal sorgulamalarımı ve psikolojik sağlığımı bu çerçeveyle ele alıyorum. Umarım size de faydası olur. Selam ve dua ile…
