Frengi hastalığı, Orta Çağ’ın şüphesiz en ciddi hastalıkları arasındaydı. Toplumları sardığı yıllarda milyonlarca insanın ölümüne neden olan Frengi’yi, 20. yüzyılın ortalarında, şimdilerde artık çok basit kalan bir tedavi yöntemiyle, yalnızca iki doz ‘Penisilin’le tedavi edebilen bilim adamları cinsel yolla bulaşan hastalıkların en dehşetlisinin kökünü kazıdıklarını düşünüyorlardı. Oysa aradan fazla bir zaman geçmeden insanlığın yakasına bu kez, bulaşma şekli ve ilerleyişi Frengi’den pek farklı olmayan, hatta bazı yönleriyle daha beter olan bir hastalık yapışıverdi: AIDS!1 Seksenli yılların başlarında ilk olarak ABD’de bildirilen ve sonrasında hızla yaygınlaşan AIDS’in bu tarihten önce neden yaygınlaşmadan beklediği ise, cevapsız bir soru olarak kalacaktı.
Etkeni birbirinden tamamen farklı, ancak bulaşma ortamları, şekilleri ve ilerleyişi birbirinin aynı olan bu iki hastalığın gözler önüne serdiği ortak bir gerçek vardır. Hastalıkları insanın yoluna çıkaran kader belki bu kez farklı bir lisanla konuşmaktadır. Ama ifade ettiği gerçek değişmemiştir, aynı gerçeği fısıldamaktadır: “Sapkın yolları tercih etmeyin, ihtiyacınızı temiz olan yoldan giderin.” diye.
Benzer şekilde, Verem-Kanser örneğini verebilmek de mümkündür, Sıtma-Lösemi, orta çağların yaygın maddî fakirliklerine karşılık, modern çağların yaygınlaşmış depresyon ve ruhsal fakirlik örneklerini de...
Biri görevini tamamlayarak sahneden çekilirken, bir diğeri onun yerini almıştır. Sorunun kökenine inemedikçe benzer sorular sorulmuştur insana. Aslında dikkatlice bakınca kendi hayatlarınızın içerisinde de benzer olayların sürekli yaşandığını, sorulmakta olan sorunun özüne yönelerek cevapları bulduğunuz ve ulaştığınız gerçekleri yaşantınızın prensibi haline getirdiğiniz ölçüde daha farklı bir soruya geçtiğinizi göreceksinizdir. Bu farklılığı yakalamak için de çevrenizdeki varlıkların olaylar dilini çözmeniz gerekecektir.
Yabancı bir ülkede araç kullanırken kaza yapan ve ölüme sebep olan birinin aynı zamanda hafızasını da yitirdiğini, bu halde iken hapishaneye konulduğunu düşünelim. Konuşulan dili bilmediği için kendisine sorulan soruları cevaplayamayacaktır. Cevaplayamadığı sürece anlayamadığı benzer sorular şiddetle kendisine sorulup duracaktır. Bu insan için çevresinde konuşulan dili çözmek, yaşadığı yerin prensiplerini öğrenmek hayatî öneme sahiptir. Bu nedenle çevresinde konuşulan dili çözmesini kolaylaştıracak bir dil sözlüğüne ve olayları hatırlamasına yardımcı olacak bir kılavuza ihtiyacı olacaktır. Sonra dışarıyla bağlantı kurabilen ve sorunlarını daha güzel bir şekilde ifade edebilen bir avukat bulmaya çalışacaktır.
Dünyaya gelirken hafızasını yitiren, geldiği diyara ve duygularının sınırsızlığına oranla oldukça sınırlı bir ortama düşen insanın bu dünya hayatındaki durumu, örnekteki insandan farklı değildir. Fark, insan bir hapishaneye değil de, duygu ve düşüncelerinin özgürce açılabileceği fakülte gibi bir ortama indirilmiştir. Eline Kur’an gibi mükemmel bir kılavuz, önüne Muhammed (asm) gibi merhametli bir rehber tayin edilmiştir. Etrafına gardiyanlar değil, iyiyi ve güzeli takip ettiği sürece kendisine dualar eden, koruyup gözeten melekler serpilmiştir.2
Hayatın içerisinde ve kainatta kendini gösteren olayları, cüzü bütün içerisinde seyreden külli bir nazarla değerlendirir, hadisenin kendisini asıl etken olarak görmemeyi başarabilirsek, olaylar korkutan birer gürültü olmaktan çıkarak anlam kazanmaya başlayacaklardır.3 Olaylar öncesi ve sonrası birlikte düşünülünce anlamlarını gözler önüne sereceklerdir. Gerçekte olayların anlamları kendi varlıklarında saklı değildir. Yaşanan her bir olay, bir fabrikadaki dişlinin, bir vücuttaki organın veya molekülün işlevi gibidir. Her işlev dahi, bir yazının içerisindeki kelimenin harfi gibidir. Bütün içerisinde yeterince güzel ve yeterince anlamlı olan herhangi bir şey, kendi başına düşünüldüğünde anlamını yitirecek ve çirkinleşecektir.
Bir ameliyat masası düşünün. Masaya yatırılan hasta küçük bir çocuk olsun ve—ameliyat edilmez ise—ölümcül bir rahatsızlığı bulunsun. Hastayı getiren annesi ve babası dışarıda beklerken doktor ameliyata başlasın. Tam bu esnada merhametli, şefkatli fakat son derece cahil bir bedevinin ameliyathanenin üzerindeki gözlem pencerelerinden ameliyatı izlediğini varsayalım. Tıp nedir, tedavi nedir bilmeyen bu merhametli bedevi, doktor neşteri çocuğa vurur vurmaz gözleri yuvalarından fırlayacak ve feryat etmeye başlayacaktır. Çocuğu mazlum, ameliyat ekibini zalim ve çocuklarını tedaviye getiren anne-babayı zorba ilan edecektir.
Oysa, olay öncesi ve sonrasıyla birlikte değerlendirilince, anne-babanın şefkati, ameliyat ekibinin hikmeti, çocuğun ise gadre uğramadığı, aksine yardım olunduğu gözler önüne serilecektir. Bu dünya hayatının ve hayatın içerisindeki olayların anlamları dahi, bir ameliyat masası gibi başlangıcı ve sonu itibariyledir. Dünya hayatını anlamsızlaştıran, hayatı verenden ve bu hayatın aktığı alemden kopararak, kendi içerisinde anlam arayışlarıdır.
___________________________________________________________________________
1. Tıp literatüründeki ismi Sifiliz olan Frengi, eş değişkenliğinin ve eşcinselliğin sıklıkla yaşandığı ortamlarda yaygınlaşmıştır. Hastalık cinsel organlarda ve ağız içerisinde ortaya çıkan yaralar yoluyla bulaşır. Üç periyodu vardır: Birinci periyod bulaşma ve hafif hastalık dönemidir. 2-3 ay kadar sürer ve Grip’e benzer belirtiler gösterir. İkinci periyod gizli fazdır. Bu dönem 1-10 yıl kadar sürer ve anlaşılması güç bir iki küçük bulgu hariç, herhangi bir belirti vermez. Üçüncü periyod hastalık fazıdır. Bu dönemde ise, tüm vücutta, özellikle cinsel organlarda ve beyin zarlarında yaralar çıkar. Şuur ve hafıza çöker. Başlangıçta tedavi edilmez ise—ki 20. yy ortalarına kadar tedavisi yoktu. Frengi’nin tedavisinde kullanılan Penisilinlerin aktif olarak üretimi ancak 1950’li yıllarda mümkün olabilmiştir.— ölümle sonlanır.
AIDS —Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu—da kanla ve vücut salgılarıyla, çoğunlukla eş değişkenliğinin sık olduğu cinsel ilişkilerle, özellikle doku tahrişinin ve dolayısıyla kanama riskinin yüksek olduğu eşcinsel ilişkilerle bulaşır. AIDS’in de üç dönemi vardır. Birinci periyod üç ay kadar sürer ve Frengi’de olduğu gibi Grip’e benzer belirtilerle seyreder. Sonra gizli faz başlar. İkinci periyod olan gizli faz 5-10 yıl kadar sürer ve herhangi bir belirti vermez. Üçüncü periyod olan hastalığın açığa çıkma döneminde oldukça hızlı bir şekilde savunma sistemi çöker. Vücut tüm hastalıklara açık bir hale gelir. Deride ve akciğerlerde kanser türü yaralar çıkar. Merkezî sinir sisteminin—beyin ve omurilik—tutulumuna bağlı olarak şuur ve hafıza çöküntüye uğrar.—şimdilik—tedavi edilemediği için ölümle sonlanır.
(Kaynak: Cecil Essentials of Medicine, 1990)
2. Soruların kökenine inilince sınavın şekli ve soruların mahiyeti değişecek, ancak ‘sınav gerçeği’ değişmeden kalacaktır. Bir fakülte öğrencisinin sınavları gibi, lezzetlere sevdalı olan, rahatı seven nefis sahibi varlıklar olarak motive edici unsurlara da ihtiyacı vardır insanın. Bu unsur insanın etrafını kuşatan sınavlardır.
3. Bkz. Kur’an, Bakara Suresi, Ayet 171: “Gerçeği yalanlayarak görmezden gelenlerin hali çobanın hayvanlarının haline benzer. Çobanın sözünü anlamazlar, ancak bağırıp çağırışını işitirler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir, gerçeği akledip anlamazlar.”
