TR EN

Dil Seçin

Ara

Son Durak, Kara Toprak mı?

Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm!

— Necip Fazıl

 

Şairin dizelerini, ‘Bana geldiği zaman nasıl gelecek ölüm?’ şeklinde soruya çevirince hayat bir sınava, iyilik-kötülük kavgasına dönüşüyor. Kuru bir ‘esbab’ vizörüyle bakıldığında aslında yaşamı sürdürmenin kendisi başlı başına bir mucize değil mi? Kazalar, aksilikler, bahtsızlıklar, intiharlar, felaketler... Yani ilginç olan ölüm ya da şekli değil, hayattır aslında! Ama ölümlü insan, ölümü merak eder, onunla ilgilenir, belki de bu sebeple doğum haberleri çok az sayıda yer alır medyada, ilgi çeken ölümlerdir. Hatırlayınız yakın geçmişte İstanbul, Zincirlikuyu Mezarlığı kapısındaki “Her canlı ölümü tadacaktır.” âyetinin kopardığı fırtınayı. İnsanoğlu ölümü merak eder ama, kendi ölümünü hatırlatan şeyleri hep karşısında görmekten çok hazzetmez. Elbette ki işin bir de inanç-ibadet boyutu var, bu haz olayıyla doğrudan ilgili olan.

Hollywood’un korku kültüründe, lise çağlarındaki gençlere musallat olan sapık katillerden bahseden film sayısı azımsanmayacak büyüklüktedir. Bu filmde katilin yerini bizzat ölümün kendisi alıyor. Bütün tuzaklan ölüm kuruyor, kurguluyor. Bir olguya, zeka, sinsilik, ve intikam hissi yerleştirmek, yine Amerikan sinemasına has bir durum olarak karşımızda. Zira karşımızda bizzat ölümün kendisi var. Azrail’in sessiz soluğu değil.

Bahsini ettiğimiz film, bir devam yapımı. İlkini iki sene önce izlediğimiz Son Durak-Final Desti- nation’un devamı, yani ikinicisi. Hatırlayalım serinin ilk filminin özetini. Bir grup lise öğrencisi Fransa’ya uçakla gidecekken, kalkışa hazır halde bekleyen uçaktaki gençlerden biri uykuya dalar ve uçağın düşeceğini görür. Herkes ölecektir. İnsanları ikaz eder ancak çok önemsenmez, kendisi ve birkaç arkadaşı uçaktan indirilir. Ancak gördüğü rüya gerçekleşir ve herkes ölür. Kendileri kurtulmuştur ama bir sorun daha vardır; ölüm kendilerini atlamış olsa bile kader açısından ölmeleri gerekmektedir. Bundan sonra ölüm ile insan arasındaki o ürkütücü kovalamacayı izler dururuz.

Son Durak 2 böylesine farklı ve başarılı bir filmin devamı olmanın zorluğunun altından rahatlıkla kalkan bir film. Zira biliyoruz ki, bir filmin devamını çekebilmek için, ilkinin çok başarılı olması gerek ve ikincinin kendisinden önde gelenin ağırlığı altında ezilme ihtimali yüksek. Final Destination 2 de bir kaza sahnesiyle açılıyor. Rüyada yaşanan bir kaza sahnesi. Bu seferki kaza bir otoyolda gerçekleşiyor ve sinema literatürüne girecek kadar etkileyici ve bir o kadar da rahatsız edici (çünkü ölüm şekilleri ve görsel efektin sonuna kadar büyük bir başarıyla kullanılması sonucu, gerçekliğin tüm çıplaklığıyla verilmesi rahatsız edici boyutta) bir zincirleme trafik kazası izliyoruz. Ardından sağ kurtulanlar ile ölüm arasında yine bir kedi-fare oyunu yaşanmaya başlıyor. İlk filmden farklı olarak, sadece rüya değil ara ara yakazaten görülen yakın gelecek sekansları mevcut. Kurbanlar, ölümün kendilerine verdiği sinyalleri sezip, ona göre onunla mücadele edecek, ancak tüm çabalarına rağmen ondan kaçamayacaklardır.

Filmin en önemli teması, kaderin insan yaşamı üzerindeki etkisi. Tabii ki bir Hollywood yapımından doğu ya da tasavvuf eksenli bir film beklenemez fakat, en sıradan insanın bile yaşadığı gündelik ölüm-yaşam salınımlarını ve hayatta kalarak gerçekleşen mucizevi devirdaimi göstermesi açısından çok çarpıcı bir film. Tabii olarak konu ‘ölüm’ olunca bir karamsarlık ve iticilik mevcut. Zira film ürünü olduğu kültürün etkisiyle ölüme bir düşman açısıyla bakıyor, onu iticileştirip, kötüler sınıfına koyuyor. Hele bazı anlar var ki, ‘ölüm insanı bu kadar aşağılar, ciddiye almaz ve alay eder mi?’ sorusunu kendinize sormadan edemiyorsunuz.

Bir korku değil gerilim filmi Son Durak 2. Aslında çaktırmadan modernizmin ve teknolojinin günümüz insanlarının hayatında işgal ettiği tehlikeli noktayı da gösteriyor. Elektrikli aletler, iş makinaları, asansörler, benzin, tel örgüler, arabalar vs. bunların hepsi bir anda ölümümüz için iyi birer sebebe dönüşebiliyor. Bu açıdan bakıldığında bir anti-ütopik mesaj bile verdiğini söyleyebiliriz.

Son olarak filmin ismiyle beliriyor bakış açısı, ölüm için ‘son durak’ deniliyor ki, bu köklü ve uzlaşamayacağımız bir sapak. Zira bizim için ölüm bir durak ama son değil. Siz bakmayın minibüs arkalarındaki ‘Son durak kara toprak’ türü arabesk yazılara! Kaldı ki filmimizde kurbanlar öylesine bir sona gidiyorlar ki, yanıyorlar, dilim dilim doğranıyorlar, boğuluyorlar yani bir avuç toprağa hasret gidiyorlar ara istasyona!

Bizim gibi, ölümü yönetmeye talip; ölümden bile gizli ve melankolik bir haz alan ya da gerçek menzile varmak için bir uğrak yeri olarak gören toplumlar için çok fazla ürkütücü gelmese de, yaşamı yönetmeye kalkışan; ölümden korkan ve onu mutlak son olarak gören kalabalıklar için yeteri kadar gerilim ve ürperti ihtiva ediyor Son Durak 2. Bize ibretli gelen şey, başkalarına ‘vay be pisi pisine gittiler’ cümlesini söylettiriyor zira!