TR EN

Dil Seçin

Ara

Bir Vahdet Nidacısı: İsmâil Bey Gaspıralı

Bir Vahdet Nidacısı: İsmâil Bey Gaspıralı

İsmâil Bey Gaspıralı dendiğinde ilk akla gelen, “vahdet”tir. Birlik. Onun ünlenmiş formülasyonundaki gibi: Dilde, fikirde, işte birlik. Bu birliğin, millî kimlik dairesinden başlayarak, Müslümanların birliği ve giderek insanlığın birliği olduğu mutlaka söylenmelidir. Prof. Dr. Yalçın Koç’un ifadesiyle, İsmail Bey Gaspıralı, aslında, “cümle varlığın birliği ve kardeşliği” kozmik ilkesini mefkûresinin en geniş dairesi olarak esas alan bir vahdet ehlidir. Bu toprakları mayalayan söz ve gönül sultanı Yunus Emre’nin dediği gibi, “Hakkı gerçek sevenlere, cümle âlem kardeş gelir.”

İsmail Bey Gaspıralı, içinden çıktığı Kırım Tatarları’nın acılı coğrafyasından başlamak üzere, bütün Rusya Türklerinin/Müslümanlarının, sonunda da bütün dünya Müslümanlarının sorunlarını belirleme, onlara çözümler üretme yönünde kendini, ömrünü, yeteneklerini, bütün varlığını tasadduk etmiş bir mistiktir. İsmail Bey Gaspıralı, derviş gönüllüdür. Bir modern zamanlar dervişidir. Bir ilim insanıdır. Bir fikir kişisidir. Bir eğitimcidir. Gazetecidir. Yazardır. Eylem insanıdır. Verili durumu gerçekçi biçimde ve doğru şekilde okuyan, ona yönelik projeler üreten, bunları bizzat uygulayan bir aksiyon adamıdır. Adının anlamına uygun bir biçimde kendini adamış bir insandır. Bir serdengeçtidir. Akılcıdır. Gönül ehlidir. İrfan ve aşk insanıdır. İdealisttir. Gerçekçidir. Tarihe, bugün ve gelecek için bakan bir vizyonerdir.

1878’de Bahçesaray Belediye başkanı olduğunda, hemen kolları sıvar ve altı sene boyunca sürekli proje, fikir ve hizmet üretir. Bir şehrin kendisine emanet edildiğinin bilincindedir. Sadece o şehrin belediye başkanı değildir. Mesela Akmescid’de çıkan gazetede yazılar yayımlayan bir münevverdir, bir mefkûrecidir.

İsmail Bey Gaspıralı, hizmet bakımından bereketli hayatı boyunca seyahatler yapmıştır. O dönemin zor şartları içinde, son derece meşakkatli bu seyahatler, hep idealine dönük, oldukça işlevsel gezilerdir. Bu gezilerdeki görüşmelerinde, toplantılarında, tanışmalarında ve danışmalarında da hep hedefini gözetmiştir.

O muazzam eğitim projesi, İsmail Bey Gaspıralı’nın amaçları bakımından fevkalade kıymetliydi. Cedit projesi, tercüman’la birlikte aynı ideale hizmet eden iki değerli yöntemdi, araçtı. Usûl-i Cedîd’in 1880’li yıllarda yaygınlaşma istidadı göstermesiyle birlikte Gaspıralı, amaçlarına her gün biraz daha yaklaşıyordu. Mütevazi bir yayın olarak başlayan Tercüman ise, İstanbul dahil olmak üzere Türk-İslam dünyasının pek çok köşesinde aksiseda bulmağa başlamıştı. Gaspıralı, kendi bünyesinde sürekli şevk üreten bir istidattaydı. Okullar ve yayınlar için bulduğu destekçi partnerler, Türk ve İslam dünyasının bazı uyuşmuş bölgelerini, kişiliklerini ve topluluklarını da uyandırıyordu. Gaspıralı, adeta, Pazar yerinde dolaşan bir nidâcı gibi, insanları uyanmaya, doğrulmaya ve dirence çağırıyordu. Üretmeye davet ediyordu. Muallim yetiştiriyor, yetiştirdiği her muallimin de en az iki-üç muallim yetiştirmesini sağlıyordu. Düşünüyor, yazıyor ve yayıyordu. Sözünün ulaştığı kimseler uyanıyordu. Bu uyanış dalga dalga büyüyordu.

1905’in 3 Aralık’ında Akmescid’de, Kırım Müslümanlarını topladı. Gaspıralı, bunun bir başlangıç olduğunun farkındaydı. Yine metin, kararlı ve inançlı bir şekilde; adım adım hedefine doğru ilerlerken kongreler yaptı. Engellenmeye çalışıldı. Yılmadı. Tekrar teşebbüs etti. Önüne çıkan engelleri ve sorunları çöze çöze yürüdü, ilerledi, hareketi ve heyecanı büyüdü.

1906 Ocak’ının sonlarında St. Petersburg’da, II. Rusya Müslümanları Kurultay’ını topladığında hareket artık bir çığa dönüşmüştü. İsmail Bey Gaspıralı, ilklerin adamıydı. Kendi ailesinden fertlerin desteğiyle ilk kadın dergisini çıkardı. Bir grup elçiyle birlikte katettiği bu yol, yorulmaya değiyordu. Bunun yüksek neşvesi, hazzı ve inancı içerisinde, Mısır’a, Hindistan’a, İstanbul’a uzandı. Okullar açtı, yayınlarını çoğalttı ve sınırlarını genişletti.

İsmail Bey Gaspıralı’nın bütün bu çabalarında hep vahdet ilkesi işliyordu. O, birlik insanıydı. Hz. Mevlânâ’nın beyanı üzre, “birleştirmeğe gelmişti, ayırmaya değil.” Bir yandan millî kimliğin korunması için çok yönlü çabalar yürüttü, diğer yandan küre ölçeğinde İslam birliğinin teessüsü için çalıştı. İstibdat onu yıldırmadı, gözdağları yolundan şaşırtmadı. Son derece ısrarlı, dikkatli, disiplinli, hedefine kilitlenmiş biçimde devam etti çabalarına. Bütün Türk dünyasına seslenebilecek, herkesin anlayabileceği bir lehçe düşüncesi, bugün güncelliğini koruyor. Türk Dünyasının ortak lehçesini oluşturma yönünde ciddi adımlar attı. Bir ayağı hep İstanbul’daydı. İmparatorluğun inkırazını dikkatle takip ediyordu.

İsmail Bey Gaspıralı’nın Usûl-i Cedid’i, sadece eğitimin modernizasyonu olarak algılanmamalı. O, eğitimin işlevselleşmesi için çok düşündü, çok uğraştı. Sadece dinî bilgilerle değil, dünyevî verileri de içeren bir müfredat oluşturdu. Çağı okuyabilecek nitelikte gençler yetiştirebilmenin eğitim araçlarının bu doğrultuda kullanılması gerektiğinin farkındaydı. Öğretmenle “din adamı”nı buluşturdu, birleştirdi, yeniden inşa etti. Toplumun eğitim, kültür, siyaset, diplomasi ve ticaret hayatında örgütleşmesi için de çok çaba gösterdi. Bunu, özellikle eğitim çalışmaları için vazgeçilmez görüyordu, hayatî derecede önemli buluyordu. Ders kitapları yazdı, romanlar, gezi yazıları kaleme aldı. Kültür ve dil sorunlarına ilişkin çalışmalara imza attı. Bize onlarca eser bıraktı. Millet bilincini ondan tevarüs ettik. İslam birliği için bugün güçlükle atılabilen adımlar atmıştı.

Nihayet, bütün asimilasyon ve soykırım girişimlerine rağmen Kırım Tatarları varsa, ayaktaysa ve zaman geçtikçe dirayetleri artıyor, şuurları keskinleşiyorsa, bunun müsebbibi Gaspıralı idi.

Bugün, bize düşen onu örnek alarak yaptığı çalışmalardan hız ve ilham kaparak daha kararlı, daha bilinçli ve dirayetli adımlar atmaktır, o mirası geliştirmek, büyütmek, genişletmektir.

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.