TR EN

Dil Seçin

Ara

Satır Arkası

Öğrenmek için sor; sıkıntı vermek için sorma.”

Hz. Ali’den, sormanın aslına ve edebine dair nefis bir ölçü.

 

***

 

Bizi Kim Arkadan Vurdu?

Kuşaktan kuşağa aktarılagelen, neredeyse herkes herkesin ağzından duyduğu için de doğruluğunu araştırma ihtiyacı hissedilmeyen bir iddia vardır şu diyarda: “Araplar bizi arkadan vurdu.”

Bu iddia, en son, İsrail’in Filistin topraklarına saldırdığı günlerde tekrarlandı bazı mahfillerde. Açıkça Şaron’dan yana olduğunu söyleyemeyen bazı kalemler, “Ama Araplar da bizi arkadan vurdu.” diyerek susturmaya çalıştılar vicdanları.

Yeni Şafak’ın 5 Nisan tarihli nüshasında “Artık söz konusu ‘tarih yalanı ve çarpıtması’na son vermek zamanı geldi; çünkü bu ‘yalan’ İsrail vahşetini Türkiye’ye mazur gösterme boyutlarına gelip dayandı” diyor ve son derece manidar bilgiler veriliyor:

Mekke emiri Şerif Hüseyin’in 1916’da Hicaz’da bazı Arap kabilelerini ayaklandırarak İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ama bu işbirliğinin savaşın gidişatına tesir eden bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Zira, bu kabileler, ‘asıl cephenin gerisinde’ İngiliz birliklerine yardımcı olmuşlardır.

• ‘Asıl cephe’ ise, Süveyş kanalı ve Kanal Harbinde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin çekilmesinden sonra Filistin’de kurulmuştur. Filistin’de ise bir tek Arap ayaklanmış değildir.

Suriye, Irak, Lübnan’da da Türk-Osmanlı kuvvetlerini ‘arkadan vuran’ tek bir olay vuku bulmamıştır. Bu, üstelik, Şam valisi ve ilgili cephenin komutanı Cemal Paşa’nın çok sayıda Arap milliyetçisini idam ettirip kaba baskı politikalarıyla Arap nüfusun tepkisini çekmesine rağmen böyledir.

Buna karşılık, İsrail’in kurucu kadroları olacak unsurlar, Filistin’de İngiliz ordularının içinde Türklere karşı savaşmışlardır. Yahudi kökenli İngiliz tarihçi Martin Gilbert, A Complete History of First World War (Birinci Dünya Savaşının Tam Tarihi) adlı kitabında bunu örnekleriyle (meselâ bkz. s. 305, 366, 373, 429) ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, gerek “Arapların Filistin’de bizi arkadan vurduğu yalanı,” gerekse “İsrail’deki Yahudilerin Osmanlı birliklerini İngilizlerle birlik olup arkadan vurduğu gerçeği” konusunda, başkaca bilgiler ve kaynaklar da veriliyor bu yazıda.

Öncelikle diliyoruz ki, bu bilgiler bu uğurda bir başlangıç olur ve İslâm ümmetinin iki büyük topluluğunun arasını açan bu tarih yalanı, yerini gerçeğe bırakarak ortalıktan kaybolur. İkinci olarak da anlıyoruz ki, “Arapların Filistin’de bizi arkadan vurduğu yalanı” bizden olmayanların bizim aramızı bozmak için kullandıkları bir yalandır…

 

***

 

Dünyanın Bütün Renkleri

Bildiğim bir tek şey vardı; Amerika’da bırakıp geldiğim şeylerle, İslâm dünyasında karşılaştığım şeyler arasında dağlar kadar fark vardı. Hac görevini tamamlamış yirmi kadar hacı ile birlikte, Arafat Dağı’na kurulmuş koca bir çadırda toplanmış konuşuyorduk. Amerikalı Müslüman olduğum için bütün dikkatler bende toplanıyordu. Haccın beni en çok hangi yönden etkilediğini sordular. İngilizce bilen birkaç kişiden biri sormuştu bu soruyu, verdiğim cevabı da gene aynı kişi çevirdi ötekilere. Bu soruya hiç umulmadık bir karşılık vermiştim, ama taş yuvarlanmış gediğini bulmuştu..

Dedim ki: “En çok kardeşlik yönünden. Yeryüzündeki bütün renklere, bütün ırklara mensup insanlar tek varlıkmışçasına birleşmektedirler. Bu da, Tek olan Allah’ın kudretini kanıtlamaktadır bence.”

İslâm’ın Amerika’daki tarihinin en önemli şahsiyeti olan ve gerçek İslâm’la Hac vesilesiyle tanışan Malcolm X’ten...

 

***

 

Dualarınıza dikkat edin; gerçekleşebilirler.”

Ralph Waldo Emerson’dan, ettiğimiz duaların ‘kalitesi’ne dair ince bir hatırlatma.

 

***

 

Yaşadığımız Çağın Çelişkileri

Hıristiyanî bir duyarlılıkla hazırlanmış bir internet sitesinde, ‘yaşadığımız günler’e dair son derece dikkate değer ‘çelişki’ çözümlemeleri vardı. İşte onlardan bir demet:

Daha geniş yollarda gidiyoruz, ama bakış açıları giderek darlaşıyor. Binalar uzarken, sinirlenme süreleri kısalıyor.

Daha fazla para harcıyor, daha az şeye sahip oluyoruz; daha fazla alıyor, ama daha az seviniyoruz.

Daha büyük evlerde yaşamaya başladık, ama aileler küçülüyor; daha uygun imkânlara karşılık daha az zamanımız var.

Daha fazla malûmat edinirken, daha az akıl yürütüyoruz; daha fazla uzmana karşılık daha fazla problemle yüz yüzeyiz; daha fazla ilaç kullanılırken, sağlıklı insan sayısı azalıyor.

Acele etmeyi öğrendik, ama beklemeyi değil.

Gelirler yükselirken ahlâk alçalıyor.

Daha fazla gıdaya karşılık daha az doyum hissi; daha fazla gayrete karşılık daha az başarı; daha fazla tanıdığa karşılık daha az arkadaş!

Atomu parçaladık, ama önyargıları parçalayamadık. Daha fazla yazıyor, ama daha az öğreniyoruz. Daha fazla plan yapıyor, ama hedefi daha az tutturuyoruz.

Daha hızlı yiyip daha yavaş hazmediyoruz. Daha uzun boylu bir nesil, ama daha cüce karakterler. Dimdik yükselen kârlar, sığlaşan ilişkiler.

Daha fazla boş zamana karşılık daha az gönül huzuru; daha fazla gıda çeşidine karşılık daha az beslenme.

Eşlerin her ikisinin de gelir getirdiği evler, ama daha fazla boşanma. Daha yaşanası evlere karşılık, yıkılan yuvalar!

Göz önünde daha çok mala karşılık, ‘kara günler’ için daha az birikim.

Nasıl yaşanacağını öğrendik, ama hayatın anlamını bilmiyoruz. Hayata yıllar ekledik, ama yıllara hayat ekleyemedik.

Aya kadar gitmeyi becerdik, ama tanışmak üzere kapısını çalmak için karşı komşumuza gitmeyi beceremiyoruz.

Uzayı fethettik, ama kalbleri değil.

Daha büyük şeyler yaptık, ama bunlar daha iyi şeyler değil.

Havayı temizleyen âletlerin keşfedildiği, ama ruhların kirletildiği bir zamandayız.