TR EN

Dil Seçin

Ara

Satır Arkası

Çağların bilgeliğini ara; ama dünyaya bir çocuğun gözleriyle bak!”

Ron Wild’den bilgece bir öneri.

 

***

 

Yüksek Topuk, Yüksek Risk

Postmodern düşüncenin en büyük isimlerinden Jean Baudrillard, modern çağın en büyük olgularından biri olarak ‘benzeşim’e çeker dikkatleri. Sanal olanın hâkimiyeti demektir modern zamanlar, insanlar, filmlerde, televizyonlarda, gazete ve dergilerde, reklamlarda gördükleri şekilde olmaya çalışmış; böyle oldukça da ‘sanal’ olan gerçek hayatın yerini alıp gerçek hayat sanal olana benzemeye başlamıştır. Meselâ, sarı saçlı kadınlar saçlarını siyaha boyatmazken siyah saçlı pek çok kadın sarıya boyatıyorsa, bu, filmlerdeki ‘sarı saçlı kadın’ yüzdesiyle ilgilidir. Pek çok kadın gerçekte olduğundan beş ila on santim daha boylu gözükmeye, yani filmlerde boy gösteren kadınların boyunda olmaya çalışıyorsa, bu da aynı sebeptendir.

Peki, eğer kendini alımlı gösterme gibi bilinçli bir çabadan kaynaklanmıyorsa, sanal âlemin ürünlerine bağımlılıkla bilinçaltına yerleşen bu yüksek topuk merakının kadınlar için maliyetini biliyor musunuz?

Yapılan araştırmalara göre, kadınların özellikle ayaklarında meydana gelen rahatsızlıkların en önemli sebebini ‘yüksek topuklar’ oluşturuyor. Ayak tırnaklarının içe doğru büyüyüp ete batması, başparmakta kalıcı şişkinlik, neuroma ve hızlı nasırlaşma gibi rahatsızlıkların bir numaralı sebebi, yüksek topuklar. Yüksek topuklu bir ayakkabı, iki santimi aşmayan bir topuğa göre, ayakta yedi kat fazla basınca sebep oluyor. Bunun paralelinde gelen çabuk yorulma vs. gibi rahatsızlıklar da cabası. Hesaplara göre, yüksek topukların verimlilik kaybı ve tedavi masrafları itibarıyla Amerikan ekonomisine verdiği yıllık zarar, 1,5 milyar doları buluyor.

Ekonomiyi bir yana bırakalım, vücuda ve akla ziyan olan yüksek topukların cazibesini yitiriyor olduğu ortaya çıkmış yakınlarda yapılan bir araştırmada. Amerikan Sağlık Bakanlığı’nın yaptırdığı araştırmaya göre, artık kadınların üçte ikiden fazlası yüksek topuklu ayakkabı giymeyi bırakmış durumda. Ortaya çıkan sonuçları değerlendiren, Kaliforniya Üniversitesi’nden ortopedi profesörü Dr. Carol C. Frey, “Bu trend böyle devam ederse,” diyor, “yirmi birinci yüzyılda kadınların ayaklarıyla daha az problemli olacaklarını umuyoruz.”

 

***

 

Marka ‘Bağımlılığı

Öyle insanlar var ki marka üzerine inşa ediyorlar hayatlarını. Ben onlarla dalga geçmeden edemiyorum. Ye kürküm ye toplumu olduk ya, korkunç bir şey. Saatinin markası kadar konuş gibi. Birkaç defa düşündüm, gidip bir Cartier marka alayım da, bir daha itilip kakılmayayım. Zırh sanki. Korkunç bir statü ve marka bağımlılığı içinde Türkiye. Bu kadar yoksul bir toplumun, yediden yetmişe kadar kafayı markalarla bozması ve bu kadar marka düşkünü olması hem çok hazin, hem çok iğrenç.”

Perihan Maden, kendisiyle yapılan bir söyleşide “Son romanınızda neden bu kadar çok marka ismi geçiyor?” şeklindeki bir soruya böyle cevap veriyor.

 

***

 

Fukaranın düşkünü, olur marka düşkünü.

 

***

 

Ne olduğumuz, Allah’tan bize bir hediyedir;
ne hale geldiğimiz ise, bizden Allah’a bir hediye...”

Çağlar boyu insanlar arasında dolaşırken ilk söyleyeni unutulmuş anonim bir hikmet cümlesi...

 

***

 

Susma, Susarsan...

Onlar, Almanya’da ilk defa komünistler için geldiler ve ben sesimi çıkarmadım; çünkü ben komünist değildim.

Sonra Yahudiler için geldiler, yine sesimi çıkarmadım; çünkü ben Yahudi değildim.

Sonra sendikacılar için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim.

Sonra Katolikler için geldiler, yine sesimi çıkarmadım; çünkü Katolik değildim.

Sonra benim için geldiler ve gördüm ki ortalıkta benim için sesini çıkaracak kimse kalmamış.”

Almanyalı Protestan din adamı Martin Niemolier (1892-1984), kime karşı yapılırsa yapılsın haksızlık karşısında susmamanın kendimiz dahil herkes için önemini, müthiş bir tecrübenin eşliğinde özetliyor.

 

***

 

David Bowie’den İtiraflar

Sinema yıldızlarının, şarkıcıların ahir ömürlerinde yaptıkları itiraflar, yalancı şöhretin nasıl da zehirli bir bal olduğuna dair söyledikleri acının acısı sözler, insana “Şimdiye kadar aklınız neredeydi?” dedirtiyor.

David Bowie onlardan biri. Geçen haftalarda gazetelere yansıyan son bir söyleşisinde hayranlarına “Yaşlandım, artık beni unutun.” diyen ünlü şarkıcı Bowie, şunları da söylüyordu: “Her sabah kalktığında aynı şeyi düşünüyorsun: Ne kadar zamanım kaldı? Ve bu, hayattaki en üzücü duygu. Çünkü sevdiğin ne kadar şey varsa hepsini geride bırakmak zorunda olduğunu ve kesinlikle teslim olacağını anlıyorsun. Kızıma bakıyorum ve bir gün onun yanında olmayacağımı biliyorum.”

İnsan için, geriye dönüp baktığında uğrunda koca bir ömür tükettiği şeylerin aslında hiç de hayatı hak edecek kıymette olmadığını hissetmesi ne kadar da hazin ve göz yaşartıcı! İnsanın hayatın ciddi soruları karşısında elleri koynunda kalakalması...