“Soruma geçebilirim... İzninle...
Herkesin bir sınavı var, tamam. Bazılarınınki daha beter oluyor. Mesela benim sınavım gücümü aşıyor, üstesinden gelemiyorum. Yazan böyle yazmış.
İnanan bir insanım ben. Fakat eksiklerim var. İnancımı da yitirmek üzereyim.
Allah beni sevmiyor galiba. Bakıyorum da her türlü belayı bana veriyor.
Dayanamıyorum. Kızıyorum. Bazen inkâr etmek geliyor içimden.”
...
Hayır, sınavın gücünü aşamaz. Seni zorlayabilir, canını acıtabilir ama asla takatinden fazla olamaz.
Nereden mi biliyorum? Kurán söylüyor. “Allah kimseye gücünün üstünde mesuliyet yüklemez” diyor. Mutlak adalet sahibidir o, her hak sahibine hakkını verir, asla zulmetmez.
Hem niye özellikle sana bela versin ki? Bu senin kuruntun.
Herkes kendi hatasını kadere yüklemeye çalışıyor. Başındaki belayı en büyük sanıyor.
Ne belalar, ne felaketler var yeryüzünde. Musibette senden daha beter halde olanlara bakmalısın.
Rabbini insanlara şikâyet etme. Başındaki belaları Rabbine şikâyet et ve ondan yardım dile.
Belalar, musibetler seni rahmet kucağına sevk etmek içindir, korkan bir çocuğun annesine koşması gibi.
Görmüyor musun ki yaratılanların hepsi âciz, hepsi fani, hepsi muhtaç... Ne yapabilirler ki?
Sakın ümidini yitirme, sabırlı ol, elinden gelen çabayı harca. Eminim sen bu engeli de aşabilirsin.
İnancını yitirirsen ne geçecek eline? Rabbine asi olmakla ne kazanacaksın? Koca bir hiç!
Üstelik sığınacak bir malikin olmayacak. Yetim çocuk gibi sahipsiz kalacaksın.
Teslimiyetten gelen teselliden büsbütün mahrum olacaksın. Sınavı tamamen kaybedeceksin.
Kalbinde cehennemler yanacak. Kabirden ürkecek, ölümden korkacak, ahirette azap çekeceksin.
Daha sayayım mı?
Bir ‘denge insanı’ olmalısın. Denge insanı, mükemmel insan demek değildir.
Denge insanı, yapması gereken işini layıkıyla yaparken kulluğunu unutmayan, her işini yaratıcının rızası için, ebedi hayatta bir karşılığı olduğunu bilerek yapan insandır.
