Geçtiğimiz ay uykunun önemine ve zamanına temas ettiğimiz yazı serimizi bu sayıda sünnette müşahede ettiğimiz uyku pozisyonu ve süresine dair bilgilerle devam ettiriyoruz. Evet uykunun önemine kani olmak, bu hayati faaliyeti olması gerektiği gibi yapabilme gayretini de beraberinde getirmelidir. Zira verimli, ihtiyacı karşılayan, doyurucu ve ubudiyet noktasında maddi kuvvet olacak bir uykuya erişmek için elbette ki pek çok hususta dikkat gösterilmeli ve üsve-i hasene olarak gönderilmiş Peygamber-i Zîşan’ın uykusu mihenk kabul edilmelidir. Şimdi rivayetlere bakalım:
Berâ bin Azib’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyuruyor:
“Yatacağın zaman önce namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzanıp yat. Daha sonra da şöyle dua et: Allah’ım sana teslim oldum. İşimi de sana havale ettim. Seni sevdiğim ve senden korktuğum için sana dayandım. Ancak sana sığınırım. Kurtuluşum da sendendir. İndirdiğin Kitaba ve gönderdiğin Peygambere iman ettim. Eğer bu şekilde hareket edip o gece ölürsen, Müslüman olarak ölmüş olursun. Öyle ise son sözlerin bunlar olsun.”1
Yine Hafsa’dan (ra) rivayetle: “Hz. Peygamber uyumak üzere uzandığında, sağ elini yanağının altına koyar, sonra, “Allah’ım, kullarını dirilteceğin kıyamet Gününde beni azabından koru” diye dua eder ve bunu üç defa tekrarlardı.”2
…
Bir de Peygamber Efendimiz’in (sav) yasaklamış olduğu yatış pozisyonları vardır ki bu rivayetler de sakınılması gerekenleri açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yüzüstü yatmak gibi. Nitekim Peygamber Efendimiz, mescitte bu şekilde yatan birisini uyandırmış ve şöyle buyurmuştur:
“Bu şekilde yatmak Allah’ın sevmediği bir yatış şeklidir.”3
“Rivayetlerde belirtilen odur ki; Peygamber Efendimiz (sav) bizzat kendisi yan dönerek uyumuş ve her işinde sağ tarafı tercih ettiği gibi uyumada da mutat olarak sağ tarafına yatmayı tercih etmiştir. Yatarken sağ elinin ayasını sağ yanağının altına koyup çeşitli zikir ve dua okuyarak uykuya dalmaya çalışmıştır.”4
…
Sünnetteki uyuma şeklinin insan sağlığına olan etkilerini bilimsel çalışmalar da açıkça göstermiş ve adeta “sadakte” hükmünde bir tasdik olarak dünyaya duyurmaktadır.
Örneğin “ABD’deki Stony Brook Üniversitesi’nde yapılan çalışma yan yatarak uyumanın Alzheimer hastalığı riskini düşürebileceğini öne sürmekte, beyindeki zararlı atık maddelerin beyin sıvısıyla daha iyi yıkanıp yok edildiği için “beynin temizlenmesine”, yüz veya sırt üstü pozisyonlarından daha fazla katkıda bulunarak hastalık riskini azaltabileceğine imkân verdiğini göstermektedir.”5
Profesör doktor Sefa Saygılı sağa yatarak uyumanın faydalarından şöyle bahseder:
• Sağa yatarak uyuma, kalbimiz sol tarafta olduğundan, kanın pompalanması ve kalbin üzerine yük binmemesi için daha uygundur. Sol tarafa yatıldığında kalp altta kaldığı için fonksiyonları bozulabilir. Sağ yanına yatışta bu durum meydana gelmez, organların olumsuz etkilenmesi söz konusu olmaz. Özellikle kalp hastalarının sağ yanına yatarak uyumaları tavsiye edilmektedir.
• Bir tarafa yatmak durumunda, yatılan yöne bağlı olarak burun deliklerimizin birisinin tıkanırken, diğerinin açıldığı ve solunumun açık olan burun deliğinden yapıldığı araştırmalarla belirlenmiştir. Sağ tarafa yatıldığında, sağ burun deliği tıkanmakta ve sol burun deliği açılmaktadır. Sol burundan yapılan nefes alma ile sağ beyin yarımküresinin aktivitesi artar. Bu durum ise, vücudumuzda yaratılan mükemmel sistemlerden birinin devreye sokulması demektir. Yani, sağ beyin yarımküresinin uyarılması, parasempatik sinir sisteminin faaliyetlerini artırmasına, kalp hızımızın yavaşlamasına, tansiyonumuzun düşmesine ve mide-bağırsak faaliyetlerinin yavaşlamasına vesile olur. Dolayısıyla kalbimiz daha az yorulur, uykuya dalmamız kolaylaşır, bu da istirahatimizin daha verimli olmasına imkân tanır. Kısacası sağ yanına yatarak uyumak; bedeni sakinleştirir hızlı şekilde uykuya dalabilmeyi sağlar, endişe ve gerginliği azaltır.
UYKUNUN SÜRESİ
Resulullah’ın hayatı ile ilgili rivayetlere baktığımızda kesintisiz bir uykunun aksine gece ibadeti ile bölünmüş, hafif bir uykusu olduğunu görmekteyiz. Şüphesiz onun her fiili Âlemlerin Rabbine itaatten ibaret olduğu gibi bu uygulamasının kaynağını da İsra suresi 79. ayette açıkça müşahede etmekteyiz. “Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüt namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a (yüce bir makam) ulaştırsın.”
Uykunun ağır ve derin olması yerine teheccüt vaktinde bölünmüş bir uyku psikolojik açıdan olduğu gibi fizyolojik açıdan da çok hikmetlere mebnidir.
Oxford’da Nörobilim alanında, vücut saati konusunda uzman olan Prof. Russell Foster da benzer görüştedir:
“Birçok insan gece uyanınca paniğe kapılıyor. Onlara, aslında bu yaşadıklarının, iki devreli uyku düzenine dönüş olduğunu söylüyorum.” diyor.
Singapur’daki Duke-NUS Tıp Fakültesi’nde sinirbilimci olarak görev yapan Michael Chee ise, şöyle söylüyor: “İlginç şekilde, uyku kısıtlaması şartları altında bölünmüş uyku grubunda yer alan öğrenciler, devamlı olarak 6,5 saat uyuyan akranlarına göre atiklik, dikkatlilik, çalışan hafıza açısından daha iyi durumda oldukları tesbit edilmiştir.”
Dr. Ali Konukseven uyku günlüğümüze olan bakış açımıza ve süregelen yanlış algımıza dikkat çekerek şöyle der: “Bilinenin aksine kesintisiz 8 saatlik bir gece uykusu doğal insan davranışı değildir. 3-4 saatlik bir uykudan sonra uyanmanın beyin ve vücut üzerinde farklı etkileri vardır. Uykunun ilk evresinden sonra 1 saat uyanık kalıp gecenin sessizliğinde dinlenmiş bir beynin verimi, yorgun bir beyinden daha yüksektir. Sonrasında bir kez daha 3 veya 3,5 saatlik bir uyku sonrası hem vücut uyku ihtiyacını karşılaşmış olur hem de siz geceden daha fazla istifade etmiş olursunuz.”
Ulusal Uyku Vakfı tarafından yapılan araştırmalarda, en verimli uyku saatlerinin 23:00 ila 03:00 zaman aralığında olduğu tesbit edilmiştir. Gece saat 3’ten sonra hormonal döngümüz değişir, vücudumuzda salgılanan stres hormonu, kortizon sayesinde kan basıncı ve kalp hızı yükselir, kanın pıhtı oluşturmaya eğilimi artar, kalp krizinin bu saatlerde sık görülmesi bu durum ile yakından ilişkilidir. Bu sebeplerle bu saatlerde bedenimiz daha çok oksijene ihtiyaç duyar. Uyku uzadıkça hem oksijen oranımız düşerken hem de hareketsizlikten dolayı pıhtılaşmaya meyil artar. Doç. Dr. Aslan, “Özellikle sabaha karşı 03:00’ten öğleye kadar olan saatlerde enfarktüs geçirme riski daha yüksektir.” demiştir.
“Ani kalp krizi en çok vücudun zayıf olduğu sabah erken saatlerde öldürücü olduğu görülmüştür. Özelikle uyku apnesi ya da astım, koah gibi solunum sıkıntısı çekenlerde bu risk daha da fazla olmaktadır. İşte tüm risklerin fazlalaştığı ve bedenin büyük oranda dinlenmiş olduğu bir zamanda uyanmak bütün bu riskleri azaltmaktadır. Oksijen seviyesinin en yüksek olduğu saatler olan gece ve sabah namazı vakitlerinde yüzümüze ve abdest azalarımıza vurduğumuz serin suyla kendine gelen vücudumuz, arkasından kılınacak namazla yeniden tazelenecek, kanlanacak ve bol bol oksijenlenecektir. Beynimiz canlanacak ve yeni bir güne hazırlanacaktır.”6
“Gece ibadetine dikkat ediniz! Çünkü o, sizden önceki sâlih kimselerin âdetidir. Şüphesiz gece ibadete kalkmak, Allah’a yaklaşmaya vesiledir. (Bu ibadet) günahlardan alıkoyar, hatalara kefâret olur ve vücuttan dertleri giderir.”7
Evet insan hayatında, adabına uygun gerçekleşen uyku, tembellik sınıfından olan alelade bir faaliyet olarak görülemez. Ubudiyet ve sağlık için gerekli bir dinlenme vakti olarak itibar göstermek gerekir. Nitekim Resulullah’ın hayatında uyku, şuurlu ve bilinçli olarak, abdest ve dua ile başlamış, edep ve adap çerçevesinde gerçekleşmiş ve yine dua ile hitama ermiştir. Ne mutlu onun sünnetinden hissesi ziyade olanlara…
Kaynaklar:
1. Müslim, Zikir: 56.
2. Camiüssağir, Hadîs No: 6558.
3. Ebû Dâvud, Edeb, 95; Tirmizî, Edeb 21.
4. Ebu Davud, Edep, (Hadis no: 5045); Tirmizî, Şemâil, 157.
5. Journal of Neuroscience
6. Dr. Ali Konukseven, Yeni Mesaj, 18.07.2021
7. Tirmizî, Deavat, 101.
