Uzayın engin derinliğinde güneşin onda biri küçüklüğünde mini mini güneşlere rastladığımız gibi, 100 katı büyüklüğünde dev güneşler de görürüz. Karanlık ve soğuk sema denizinde hızla yol alan dünya misafirhanesinin lamba ve sobası Güneşimiz orta büyüklükte bir yıldızdır. Tüm yıldızların merkez kısmı bir nükleer gibi harıl harıl durmadan çalışır. Yıldızlarda tasavvuru imkansız şiddette ısı ve enerji işte bu merkezdeki “füzyon reaktörü” ile ortaya çıkar. Ve bir gün istiabı belli “nükleer yakıtlar”ın bitmesiyle yıldızlar hayat merdiveninin son basamağına adım atarlar. Ne var ki yıldızlar büyüklüklerine göre farklı “sona” muhatap olurlar. Cüssesi ve kütlesi küçük yıldızlar, çekirdek kısmında yani ortasındaki hidrojen yakıtını tüketince “kırmızı dev”; biraz daha büyükleri ise “süper dev” olmaya adaydır. Kırmızı devler daha sonra beyaz renge bürünmüş bir “beyaz cüceye” dönüşecektir. Güneşten en az 1,44 kat daha büyük yıldızların sonu Süper Nova patlamasıyla, nötron yıldızı veya pulsar olmaktır. Büyüklüğü güneşin en az 5 katı yıldızlara gelince onları çok daha farklı heyecan verici bir akıbet beklemektedir.
Yıldızlar büyüklüklerine göre neden farklı farklı akıbete maruz kalıyorlar. Bu husustaki ileri sürülen fikirler şu şekilde: Güneş gibi küçük yıldızlar merkezdeki termonükleer reaksiyonların dış kısımlara destek sağlaması, çekim gücünün tek başına egemen hale gelip yıldızın karadelik olmasına engel olur. Ya da bu göçmeyi milyarlarca yıl erteler. Beyaz cücelerde atom çekirdeklerinden sıyrılan elektronların basıncının yıldız göçüşüne engel olduğu kabul edilir. Nötron yıldızlarına gelince, burada ise, nötronların basıncı çekim gücünü savuşturmaktadır. Ancak, Süper Nova patlamalarından arta kalan ve Süper Nova patlamasına maruz kalmadan önceki kütlesi Güneş’ten birkaç kez büyük yıldızların varlıklarını madde dünyasında sürdürmesi artık imkânsızdır. Yıldız büzülmekte sonunda fezada adeta yok olmaktadır. Yıldızın yeri müthiş bir kozmik anafor olmuş, önüne geleni silip süpürmeye başlar. Kütlece Güneş’in yirmi katı büyüklüğündeki yıldız, öylesine küçülür ki içinde bulunduğumuz şehir bile onun yanında büyük kalır. Çekim gücü de öylesine artar ki 1010 gibi bir değere ulaşır. Bu noktada yıldız tüm varlığıyla mekan-zaman sürekliliği içinde adeta evrende kaybolur.
Bir karadelik, kendi varlığı ve öz hacmi ile kendi “dışına” taşmış; uzay-zamanı da beraberinde götürerek, adeta “başka” bir evrene geçmiştir. Bulunduğumuz evrenimize ise yadigâr olarak sadece “çekim dalgalarını” bırakmıştır. Çekim dalgaları ile o, çevresindeki her şeyi yakalayıp kemire kemire tüketir. Böylece gittikçe büyüyecek ve gittikçe şişecektir.
Karadelikler Nasıl Gözlenir?
Uzaydaki gök cisimlerinden bize ulaşan ışınlar aslında mesaj yüklü birer mektupturlar. Onları çeşitli spektroskopik metotlarla tercüme edebiliriz. Karadelikler şiddetli çekimleri ile ışınları bile yutarak hapsetmektedir. Işınlar onun çekiminden kurtulamamaktadır. Peki ışık olmayınca, ışığın kendisi yok olunca artık oradan haber almamız nasıl mümkün olacak?
Karadelikleri ele veren ışınlardan ziyade başka işaretler vardır: Karadeliğin etkisine giren bir gök cismi “itilip kakılmaktadır.” Böylece bu gök cisminin “rahatsızlığını” izleyen bir karadelik uzmanı o yörede bir karadeliğin bulunduğunu hemen farkeder. Bu itilip kakılmalar o gök cisminin “ölüm sancısının” işaretidir. Gök cismi az sonra gözden kaybolacak, karadeliğin siyah kabrine defnedilenler listesine kaydedilecektir. Karadeliklerin başka bir inceleme yolu Röntgen astronomisidir. Her ne kadar tüm ışınlar karadelikler tarafından yutulsa da karadelikten paçayı kurtaran yegane ışın Röntgen (X) ışınlarıdır. Karadelikler üzerine geliştirilen bir diğer astronomi çeşidi, etkisi bize kadar ulaşan çekim kuvveti üzerine geliştirilmiştir.
Karadelikler çeşit çeşit: kimi dönüyor; kimi sabit, dönmüyor. Elektrikle yüklü olanlar var. Bir kısmı ise yüksüz. Bir de mini kara noktalar var ki, fark edilmesi daha zordur. Her an yanımızda ve yakınımızda zuhuru mümkün görülmektedir. Nasıl ki, Güneş gezegenler için bir çekim merkezi ise, galaksi merkezindeki siyah delikler de milyarlarca yıldızdan ibaret galaksilerin çekim odağı olarak vazife gördüğü tahmin ediliyor.
Yıldızların uzaydaki kara delik denen “görünmez kabirlerine” düşerek “vakitsiz ölümleri” artık resmen gözlenmektedir. Mesela. Kuğu-X-1 yıldızının karadelik ortağı tarafından nasıl yutulduğu X ışını fotoğrafları da alınarak belgelendi. Yakalanan yıldızlar adeta bir elmanın kabuğunun koparılmadan soyulması gibi spiraller çizerek yutuluyor. M-87 galaksisinin çekirdeğindeki daha büyük bir karadeliğin varlığı biliniyor ve çevresindeki yıldızları bir bir yutup etrafı “süpürüp” durmakta..
Karadelikler konusunda dünyada ileri derecede uzmanlaşmış bir kaç kişiden birisi Stephen Hawking “Zamanın Kısa Tarihi” adlı eserinde evrenimizde “görülen” yıldızlardan daha fazla sayıda karadeliklerin mevcut olduğunu belirtmektedir. Hatırlayalım ki, sadece bizim galaksimizde 200 milyar görünen yıldız var!
(Devam Edecek)
