Karadeliklerin, gök cisimlerini yuta yuta ta galaksilerdeki tüm gök cisimlerini ve nihayet galaksinin tamamını içine alacak bir sona varılacağı tahmin edilmektedir. Hatta bütün kainatın da bir karadelik olma ihtimalinden söz edilmektedir. Karadeliklerin bir “kıyamet makinesi” gibi çalışması karşısında, uzmanlar kıyamete bir adımlık mesafe mi kaldı sorusunu gündeme getirmiştir.
Karadeliklerdeki etki alanının başladığı sınır kabul edilen “olay ufkunun” keşfinden sonra bu kez, çekimin maksimum değerde olduğu bir merkez noktasının var olup olmadığı araştırıldı. Karadeliklerin “içinde” öyle bir nokta olmalıydı ki, adeta karadelik bu nokta ile temsil edilebilsin. Çok geçmeden teorik hesaplamaların harikulade sonuçlarından tek bir noktanın tam merkezde bulunduğu; esas çekimin kalbi ve kaynağının burası olduğu anlaşıldı. Bu noktaya “tekillik “ (Singularity) adı verildi. Tekillik noktasında çekim maksimumdur. Maksimum deyimi herhangi bir kemiyetin (niteliğin) alabileceği en yüksek değeri temsil eder. Çekimin, tekillik noktasında en fazla değere sahip olması maksimumluk demekse, bu tanım yine de eksik kalacaktır. Çünkü tekillikteki çekim değeri “sonsuzdur.” Bir hesaba göre tekillik noktasındaki yoğunluk değeri 1094 gram santimetre küp olarak veriliyor. (10’un yanına 93 adet sıfır yazmakla elde edilir) Bunu bildiğimiz yoğunluklarla mesela yoğunluğu 1 olan su ve 13 olan civa ile kıyas edersek bu değerin pratik olarak sonsuz olması doğal kabul edilir.
Sonsuz değerdeki çekim kuvvetinin sahip olduğu “dalgaları” düşünebilmek imkansız gibidir. Çekimin tek bir noktada sonsuza ulaşması, o nokta etrafında uzay-zaman ortamının sonsuz derinlikteki bir çukur haline dönüşmesi demektir. Bu durumda uzay-zaman o kadar eğilip bükülecektir ki, sipsivri dipsiz bir kuyu ya da borusu keskin bir huni haline gelecektir. Konunun uzmanları buna uzayın “yırtılması” ya da uzayın “delinmesi” adını veriyorlar. Tekillik noktasının bu özelliği bir de “zaman” boyutunda incelenirse, bu noktada zamanın da sonsuz yavaşladığını anlarız. Çok kuvvetli çekim alanlarının bulunduğu yerlerde zaman daha ağır, daha bir yavaş akar. Çekimin sonsuz olduğu yerde zaman da daha “ağır” akacak demenin bir anlamı kalmayacaktır. “Zaman duracak” demek daha doğrudur.
Peki zamanın durması ne demektir?
Zamanın durması, “zaman okunun” sahip olduğu “yönün” ortadan kalkması demektir. Hatta, okun dahi belirsizleşmesi ve anlamını yitirmesi demektir. Zamanın ‘sabit’ kalması; fizik yasalarının geçerliliğini kaybederek; uzayın tüm öz ve özelliğinin iptal edilmesi anlamına gelir. Daha açık bir ifadeyle yeni, yepyeni bir başka evrenin kapısından girmek demektir. “Orası” bizim evrenimize hiç benzemez. O âlemde zaman başka, madde başka, boyutlar başka olacaktır. Bu evrenlere bilim “Parelel Evrenler” diyor. Matematik olarak parelel evrenlerin varlığı kesinleşmiştir. Fakat fizikî olarak onları ispatlamak kolay değildir. Alıştığımız her çeşit ölçüye ve değere sığmayacak bir “özellikler topluluğu”, fiziğin dar kalıpları içinde tarife sığması kolay değildir.
Zamanın “donarak” akmadan, ebediyen durması, karadeliklerdeki tekilliğin en belirgin özelliği olarak görülür. İlginç olan nokta ise Parelel Evrenlerin “öbür” âlemlerin, ahiretteki dünyaların fizikî varlığını gösteren çarpıcı bir delili sayılabilmesidir.
Uzay demek “mekan” demektir ki, yıldızın kendi mekanını yutması ilim dünyasının ilk defa karşılaştığı inanılmaz bir hâdisedir. Kendini, kendi ışığını, kendi hacim, yer ve zamanı yutan bir yıldız, kendini ve yuttuklarını belki de bir başka alana; Parelel Evrenlere göndermiş olduğundan, yerine bir uzay-zaman boşluğu bırakmıştır.
Vakıa suresi 75. ayette “yıldızların mevkileri ve yerleri” üzerine yemin edilir, izleyen ayette “bunun ne büyük bir yemin olduğuna dikkat çekilir. Yıldızın kendisinden değil yerine vurgu yapılmasını karadeliklerin habercisi olarak görebiliriz. Yıldız o uçurumdan düşerek belki de öteki dünyaya intikal etmiş, yerine sadece “yeri, boşluğu, deliği” kalmıştır.
