Dr. Mavi’nin kalbine sanki bir iğne batmıştı. İğne canını acıtıyordu. Dr. Mavi herhangi bir hastasından dolayı hiç böyle üzülmemiş, kederlenmemiş, hiç bir hastasını bu kadar merak etmemiş, hiç bir hastasını bu kadar düşünmemişti. Onu kaybetmişti. Gündüzleri saatler geçmek bilmiyordu. Hastasının birden yokluğa kavuşmasını aklından çıkaramıyor, zihnine bir kıymık batmış gibi, aklı zonkluyor, vehim vesveseler içinde kalıyordu. S birden bire ortaya çıkmış, birden de kaybolmuştu. Nerden gelmişti ve şimdi neredeydi? Kaybettiği bu insanın nerede olduğunu bilememesi zihnini merak içinde bırakıyor, zihni ihtimalden ihtimale atlıyor, her ihtimal başka bir endişe veriyordu. S bir sisin içinden çıkıp gelmiş ve sisin içine tekrar girmiş, görünmez olmuştu. Bir yerlerde olmalıydı. Ama sisin içinde varlığı ve yokluğu anlaşılmıyordu. Var mıydı, yok muydu? Yaşıyor muydu, ölmüş müydü? Bu belirsizlik Dr. Mavi’yi boğuyor, nefes aldırmıyor, yaşama alanını daraltıyordu. Ölmüş olduğunu bilse rahat edecekti. Ölmek bile bir belirliliktir. Ölen bir insanın bir mekanı vardır. Bedeni bir toprağın altındadır. Ruhu ruhlar alemine gitmiştir.
Dr. Mavi bundan yıllar önce benzer başka bir olay yaşamıştı. Evindeki kedi bir gün dairenin giriş kapısından apartmanın yangın merdiveni boşluğuna doğru kaçmış, tüm aramalara rağmen bulunamamıştı. Artık kedisi, kayıplara karışan bir kedi olmuştu. Bir hafta kedisini aramış, bir hafta ağlamıştı. Kedisi ölse o kadar üzülmezdi belki. Kedisinin kaybolması daha zordu, çünkü zihnine yüzlerce soru geliyor, her soru ise zihnini kemiren farelere dönüşüyordu. Ya şimdi karnı açsa? Ya sokaklarda üşüyorsa? Gece nerede sabahlayacaktı? Evinde iken kedi minderin üstünde kıvrılır yatardı. Hafif hafif mırıldanır, en ufak bir çıtırtıda uyanır, etrafı kollar, sonra tekrar uyurdu. Bazen gelir kucağına kıvrılır, sevilmek, okşanmak isterdi. Kedisi eve bir daha dönmedi. Dr. Mavi de kedisini kedinin Mutlak Sahibi’ne ve Rabbi’ne teslim etti. Kedi bir dönem dünyasına girmiş, sonra gitmişti. Sınırsız sayıda varlık varoluyor, bir süre sonra hepsi gidiyordu. Kalbimiz ve hayat bir uğrak yeriydi. Gelenler geliyor, bir süre kalıyor, sonra gidiyorlardı. Burası kalıcı bir yer değildi. Kalanların kalma zamanları farklıydı, o kadar.
Gündüzler zordu ama gece ise kesinlikle bir kaçış imkanı sağlamıyordu. Uykusunda sık sık S’yi kaybettiğine dair kabuslu rüyalar görüyordu. Rüyalarında deli gibi onu arıyor, sağa sola koşturuyor, nefes nefese kalıyor, heyecanlanıyor, sıkılıyor, daralıyor, ancak bulamıyordu. Kimi zaman tenha bir yerde, kimi zaman kalabalıklar içinde dolaşıyordu. Ama S hiç bir yerde yoktu. Bir keresinde tenha bir sokakta dolaşıyordu. Yaşlı bir kadın ağır ağır gidiyordu. İçinden bir his yaşlı kadını durdurmasını ve S’yi sormasını söylüyordu. Öyle de yaptı. Kadın aradığın kişinin adını söyle, nerde olduğunu sana söyleyeyim demişti. İçini büyük bir coşku, sevinç, heyecan kaplamıştı. Nihayet S’yi bulmuştu. Adını tam söyleyecekti ki, sadece yutkunmakla kalmıştı. S diyememişti. İsim bir türlü aklına gelmiyordu. Zihnini birisi boşaltmıştı sanki. Belleğinde en ufak bir kırıntı bile yoktu. Kadın daha fazla beklemeden uzaklaşıp gitmişti. Dr. Mavi çaresizlik içinde yere çivilenmiş gibi duruyordu. Koşmak, koşmak ve kadını yakalamak istiyordu. Ondan biraz daha beklemesini, kendine zaman tanımasını isteyecekti. Ama Dr. Mavi değil koşmak, bir adım dahi atamıyordu. Olduğu yerde bir kardan adam gibi donakalmıştı. Sanki üzerinde durduğu zemin onu kendine doğru çekiyordu. Kadının uzaklaşıp gözden kayboluşu, S’nin gözden kayboluşu gibiydi. S kaybolmuştu. Yaşlı kadın gözünün önünde uzaklaşıyordu ve birazdan o da kaybolacaktı. Bize rağmen, biz kalmalarını istememize rağmen her varlık gidiyordu. Hiç bir şeyi elinde tutamıyor gibi hissetti rüyasında. Kan ter içinde rüyadan uyanmıştı.
Aramak ne zordur. Her arayış sıkıntılı ve zahmetlidir. Aradığınız isterseniz bir kiralık ev, satılık bir ev, bir iş, bir gerçek, bir anlam, bir hikmet, ödünç bir para, evlenecek bir insan, adresi elinizde bir ev, adresi elinizde olmayan bir ev, isterseniz kaybettiğiniz kediniz olsun. Her arama sıkıntılıdır. İnsan elinde olmayanı, ya da elinde olup da kaybettiği şeyi arar. Bir nesneyi, bir gerçeği arayan bir insan bir sisin içine dalar. El yordamıyla, önünü göremeden, deneme ve yanılmalarla oradan oraya koşturur. Bir yerlere ulaşmak isteyen, bir nesneyle buluşmak isteyen insanın aramaktan başka seçeneği de yoktur. Ancak ararken elinizde bir rehber, bir harita, bir adres varsa işiniz çok daha kolaydır. El yordamıyla değil, bilerek, bilinçli olarak arar insan.
S, Dr. Mavi ile görüşmeye iki hafta önce gelmişti. Dr. Mavi’nin ofisine girmiş, odayı göz ucuyla kolaçan edip bulunduğu mekanla bir aşinalık kurmak istemiş ve koltuğa oturmuştu. Kısa bir süre kütüphaneye göz gezdirmişti.
Psikoterapide insanların sorunlarını anlatmaya başlarken soruna giriş cümlesi veya cümleleri son derece değerlidir. Bir terapist buradan bir çok ipucu yakalayabilir. İlk cümleler ile kişinin kendisi ve dünya algıları hakkında önemli sonuçlara varabilir. Bu bir eyleme başlarkenki ilk cümlelerimiz gibidir. Bir konuşmaya başlarkenki ilk cümlelerimiz, birisiyle tanışırkenki ilk cümlelerimiz hep bizim için değerlidir.
Burada aklıma Dr. Mavi’nin babaannesinin her zaman ona her yaptığı işe Besmele ile başlamasını istemesi geldi. İlk cümle her zaman o eylem ile ilgili aramızda bir bağlantı kurar. O eylemi hangi nedenle yaptığımızın bir göstergesi gibidir ilk cümle. Bunun nedenini sorduğunda o sadece Peygamber böyle yapar, Besmele ile işlerine başlarsan işlerin hayırlı olur demişti. Yıllar sonra bunun önemini daha çok fark etmişti. Besmele ile bir eyleme başlangıç kişiyi Yaratıcı ile derin bir bağlantıya sokuyor, o eylemde Yaratıcı ile ilgili bir eyleme çabucak dönüşüveriyordu. Peygamber her eylemine Besmele ile başlıyordu. Çünkü o her eyleminde Yaratıcı ile derin bir bağlantı halindeydi. Bu da yaptığı her eylemi, her işi hayırlı kılıyordu.
Bir terapi görüşmesi de bir eylemdir ve her terapistin görüşmenin başlangıcında içini bir merak salar: Bu kişi hangi nedenle bana gelmiştir ve derdini nasıl anlatacaktır? Kişi görüşmeden ne beklemektedir? İnsanlar çoğunlukla hemencecik bir dizi şikayet sıralarlar. Kimi zaman ne istediklerini, neden görüşmeye geldiklerini tam olarak anlatamazlar da. Bu garipsenmemelidir. Çünkü hayatı yaşarken zaten karmaşık sorunları, çıkmazları, umutsuzluğu olan, zihni karmaşık hale gelmiş bir insanın terapiden ne beklediğini bilmemesi beklenilecek bir durumdur. Bu yüzden tecrübeli bir terapist kendisinden ne beklediğini bilemeyen insanlara içinde bir kızgınlık duymaz. Terapist sorularıyla kişinin zihnindeki dağınık ve belirsiz beklentileri netleştirmeye, somut maddeler haline getirmeye çalışır. Zaten insanların bir terapiste gitme nedenlerinden biri de budur: “ne istediğini bilememek”.
S ise bu açıdan Dr. Mavi’ye çok farklı gelmişti. O ne istediğini bilen ve bunu çok iyi anlatan biriydi. Dünyası ne kadar karanlıksa istediği, beklediği de gökyüzündeki bir yıldız kadar aydınlıktı. Sözcüklerinde bir muğlaklık yoktu.
Dr. Mavi, S ile ilgili kişisel bilgileri aldıktan sonra, kendisini buraya getiren şeyin ne olduğunu sordu. S, bir süre durakladı. Sonra “Buraya kaybettiklerimi bulmaya geldim.” dedi.
Dr. Mavi oturduğu koltuğa iyice yerleşti. İlk cümle çok dikkat çekici, etkileyiciydi ve büyüleyiciydi. Bu ilk cümlesi ile onunla hemen bir bağlantı kurabileceğini, vakit kaybetmeden onun dünyasında neler olup bittiğini anlayabileceğini hissetmişti. Çok zevkli geçecek bir seans diye düşündü. Sorunlarını anlatmaya böyle bir cümle ile başlayan biri kim bilir hayatıyla ilgili daha ne zengin bilgiler verecekti?
Dr. Mavi koltuğunda huzursuzlanmaya başlamıştı. S, devam etmiyordu. Susmuştu. Bütün söylediği, söyleyeceği buydu sanki. En önemli cümlesini söylemişti de daha fazla konuşmasına gerek yok gibi duraklamıştı. Daha ne söyleyebilirim sana der gibiydi: Beni anlamalısın. Ruh halimi görebilmelisin. İçinde bulunduğum durumu daha nasıl anlatabilirim? Buraya kaybettiklerimi bulmaya geldim. Kaybettiklerimi veremeyeceksen söyle, ama en azından nerede bulacağımı söyle.
Artık S’nin ağzından cümleler zor çıkıyordu. Konuşmaya bile mecali yok gibiydi. Beni konuşturma, sorunlarımı yüzüme bak ve anla der gibiydi. Dr. Mavi yumuşak bir ısrarlılıkla neyi, S’nin neyi kaybettiğini anlamaya çalışıyor, sorularını bu çerçevede soruyordu. Dr. Mavi son bir kez ısrar etmek istedi. Lütfen dedi, bana ne kadar çok şey anlatırsan zamanımızı o kadar iyi değerlendirmiş oluruz.
S, birden önünde sonsuz bir zaman olmadığını anlayıp, bu dar vakitli seansta alabildiğine çok şeyler anlatmak için harekete geçmişti. İnsanoğlu boşluk ile yüzleşemez demişti S. İçinde bir boşluk olduğunu ve artık dayanamadığını söylemişti. Öyle bir boşluk ki bu dedi: Sizin bunu tam olarak yaşadığınızı zannetmiyorum. Şimdi bana sorarsanız sen ne kaybettin diye. Size şunu söylerim. Ben her şeyimi kaybettim. Gerçi her şeye hiç sahip oldum mu bilmiyorum ama. İçimde hiçbir şey yok benim. Bu garip gelir mi bilmiyorum. İnanın hiç bir şey yok içimde. Etrafımdaki evrende varolan nesneler de anlamsız ve saçma ve boşuna geliyor. Dolayısı ile onlar da yok benim için. Her şey var gibi. Ama hiç bir şey yok. Her şey var gibi görünüyor ama her şey gidiyor ve akıyor. Bütün bunları anlayamıyorum. Bu beni korkutuyor. Çevremdeki bütün nesnelerle düzenli ilişki kurmak ister, her nesnesin anlamını çözmüş olarak yaşamak isterdim. Her nesne böylelikle benim olsun isterdim. Ancak yaşamdaki karşıtlıklar zihnimi kurcalıyor. Tam gündüzü yakalayacakken gece oluyor. Tam gece benim derken o da elimden gidiyor gündüz oluyor. Yaz benim derken kış geliyor. Meyveler benim derken çürüyor. Gençlik benim derken gençliğim akıp gidiyor. Geçen sene babaannem öldü. Sanki hiç bir şeyin sahibi değilim. Hiç ama hiç bir şeyin. Kendimin bile. Bilseniz bu ne kadar zordur. Bir şeylere sahip olmaya, kaybetmemeye çok ihtiyacım var.. Hiç kaybolmayacak şeylerin sahibi olmak isterdim. Ya da bir şeylerin bana sahip olmasını isterdim. Ne ben bir şeye sahibim ne de bana biri sahip. Söyler misiniz hiç kaybolmayacak olan bir şey var mı yeryüzünde?
Şimdi dedi Dr. Mavi’ye: Bana Ay terapisi falan da hiç önermeyin. Sizin Ay terapisi tekniğini kullandığınızı biliyorum. Ay’la benim sorunumun çözüleceğini söyleyecekseniz hiç söylemeyin. Sizden habersiz bunu da denedim. Bir ay boyu Ay’ı seyrettim. Ay’ın tüm hallerini günlerce takip ettim. Ay için gece vakti kalktım. Evet doğru. Ay gerçekten çok güzel. Her gün başka bir güzeldi inanın. Çok çok güzeldi. Çok çok mahzundu. Çok çok huzurluydu. Ama kaybolup gidiyordu. Bir türlü kendimle ilişkilendiremedim Ay’ı. Ay bana acı bile verdi. Sabah olunca her gün terketti beni. Söylemek istediğim şey Ay terapisi dışında bana önereceğiniz başka bir şey varsa söylemeniz. Bunu da bu seansta söylemeniz. Çünkü nedenini sormayın size bir daha gelemeyeceğim. Parasal bir sorundan dolayı değil. Artık hayata devam etmekte çok zorlanıyorum. Lütfen bir şeyler söyleyin. Hayatın iyi olduğuna dair, yaşanmaya değer bir şeylerin olduğuna dair bir şey söyleyin. Kendimi bir sınır bölgede hissediyorum.
Sonra yine susmuştu S. Dr. Mavi tedirgin olmuştu. S’nin konuşmalarında gizli bir tehdit vardı. “Kaybettiklerimi bulmaya geldim.” cümlesinin ağrılığı altında zaten ezilmişken, S daha ağır bir yükü Dr. Mavi’nin omuzlarına yüklemişti. Kaybettiklerini bulamaz ise S kendini yok etmeyi düşünüyordu.
Dr. Mavi bütün dikkatini vermiş S’yi dinliyordu. İçinden ise düşünüyor, S’nin gerçekte kaybettiği şeyin ne olduğunu kestirmeye uğraşıyordu.
Seansın sonu gelmişti. S cevap bekliyordu. Dr. Mavi ise S’nin neyi kaybettiğini düşünüyordu. Dr. Mavi bunu direkt olarak söyledi. Kaybettiğim dediğin şeyin ne olduğunu iyi belirlemek gerek dedi. Bunu belirleyemez isek kaybettiklerini nasıl bulacağını da bilemeyiz. İnsan ancak kaybettiği şeyi bulabilir. Bir de nerde kaybettiğini anlamalıyız. Çünkü kaybettiği yerde aramalıdır insan. S, isterseniz ikinci bir seansa geleyim dedi. Dr. Mavi buna çok sevindi. İkinci seansı beş gün sonrası için kararlaştırdılar.
Beş gün sonra S seansa gelmedi. Dr. Mavi neden gelmediğini anlamak için telefon etmek istedi. S’nin dosyasını açtı. Adres vermemişti. Verdiği telefonu aradığında burada S diye biri yok dediler. Bir kaç kere daha aradı. Yine aynı cevabı aldı.
S kaybolup gitmişti. Bir belirsizliğin içine doğru. Dr. Mavi S hakkında ciddi olarak endişeleniyordu. Nerdeydi, ne yapıyordu, başına bir iş mi gelmişti? Yanlış bir şey mi söylemişti. S’yi kırmış mıydı? Kırsa bile S’nin bunu söylemesi gerekmez miydi? Neler oluyordu, tüm bunlar neydi? Neden psikoterapist olmuştu?
Günlerdir Dr. Mavi’nin zihnini S’nin meşgul etmesi işte bu yüzdendi. Onu bulmak istiyor, hayata dair bir şeyler söylemek istiyor, bak her şey senin demek istiyor, kaybettiklerini bulabilirsin demek istiyor, ama bunun için belki başlangıç noktan yanlıştı demek istiyor, bir ay boyu Ay’ı seyretmişsin ama yanlış sonuçlar çıkarmış olabilirsin, bir de başka noktandan Ay’a bakmalısın demek istiyor, istiyor, ama yalnızca istiyordu.
Dr. Mavi, S’yi aramaktan vazgeçti. Kedisini nasıl aramaktan vazgeçti ise S’yi aramaktan da vazgeçti. Bilebildiği tüm imkanları denemişti. Kendisi için o bilmediği bir yerde, bir mekanda olsa da, Rabbi onun nerede olduğunu biliyor, görüyor, işitiyordu. S’yi Rabbine emanet etti.
Dr Mavi, S’yi aramaktan vazgeçtiyse de S’nin sorununun ne olduğu üzerine düşünmekten vazgeçmedi. Buraya tam olarak aktaramadığım S’nin kendine anlattıklarını bir bir listeledi, sonra bunları bir metin haline getirerek metni analiz etmeye başladı. Sonra tekrar bir metin yazdı. Yazdığı metne S’nin Sorunu başlığını koydu.
