Erdem belki hayatınızdan bir şeyler eksiltiyordur, ancak eksilttiği şeye bedel sizi bir güzellikle tanıştırıyor. Erdem sayesinde, insanın insana cennet olduğu güvenli bir iklim buluyorsunuz.
Gök kirli sarı... Bir yerden gelmeyen ve de bir yere gitmeyen adımlar boşluğa uzanıyor. Çok fazla bir şey istemeyen, sadece insan olduklarını hatırlatanlar yalnızlık içinde bir bir ölüyorlar; şimdilik ölmeyenler ise, artık hiçbir şeyi hatırlamıyorlar. Hissettiği ve inandığı şeyin rengini vermek isteyen binlerce genç kızın giremediği yere hâlâ üniversite deniliyor. Gazete sahipleri, başkanlar, eski bakanlar.. milyonlarca insana yaşattıkları krizin karşılığında cezaevlerine götürülürlerken, kendilerine haksızlık edildiğini söylüyorlar.
İnsanı ve hayatı önceleyen, yaşamı elverdiğince kötülükten ve acıdan arındırmayı öngören, bütün bir varlığa karşı sorumluluğu duyuran özgürlükten beslenen ‘erdem’in hayatiliğinden bahsedesim geliyor; olmuyor. Marquis de Sade bırakmıyor yakamı, ‘erdemin felâketleri’nden bahsediyor.
Üretmeden tüketmenin yaşam tarzı haline geldiği; fast-food bir hayatın yaşandığı; çıkarın her şeyin önüne çıktığı; ‘hortumlama’nın herhangi bir nesne gibi gerçeklik kazandığı; insan ölümlerine, hak ihlallerine, bayağılığa karşı haysiyetli bir duruşa geçemeyen insanların yaşadığı bir ülkede, Sade’ın söyledikleri insanı acı acı gülümsetiyor.
Erdemli olmayı tercih eden kahramanına cehennemî hayat yaşatan Sade’ın, Erdemin Felâketleri romanını okuyorum. Kitabın iki yüzüncü sayfasında artık dayanamıyor, fırlatıp atıyorum. Atıyorum; çünkü, erdemsizliğin felâketini yaşayan bu ülke, ‘kötü’nün etrafında yaşanacak bir hayatın ‘mutluluk’ getireceğini söyleyen Sade’ı bilfiil yalanlıyor. Emek, hak ve evrensel insanî değerlerle harmanlanmış hayatı talep eden bir coğrafyanın alabildiğince yoğunluk kazanan ‘kötü’yle ne hale geldiği ortadayken, ‘erdemin felâketleri’nden bahseden bir kitap elbette okunamaz oluyor.
Erdem, felâket getiren uğursuz bir şey midir gerçekten?
Erdemli olduğunuzda, rahatınızdan daha değerli vazgeçilmezlere yaslanır ve böylece hayatınızı daraltırsınız; bu doğru. Her şeyle önünüze serilen bir hayatın hepsini değil, kendinizce olanı, doğru olanı, erdemli olanı seçer; nefsinizi gıdıklayan birçok şeyi elersiniz çünkü. Meselâ, beş milyara çok fazla ihtiyaç duyduğunuz bir günde, edinme imkânını bulduğunuz size ait olmayan on milyarı sahibine bırakırsınız. Bu, çıkarcı aklın kabul edeceği bir şey değildir; ona göre, bu tam bir yanlışlıktır.
Haydi çıkarcı akla uyup diyelim ki erdem bir yanlışlıktır; yine de, hiç mi hiç felâket değildir erdem. Çünkü erdem hücrelerde ölümü bekleyen, okullarından kovulan, emeğinin karşılığını alamayan insanların yanında yer almanızı, insanî olmanızı ve insan kalmanızı gerektirir. Bu ise bir çabaya işaret ediyor; insandan sorumluluk altına girmesini, fedakârlıkta bulunmasını bekliyor. Bir başkası, başka bir şey, her şey sizin için önemli hale geliyor. Rahatınızdan oluyorsunuz.
Erdem belki hayatınızdan bir şeyler eksiltiyordur, ancak eksilttiği şeye bedel sizi bir güzellikle tanıştırıyor. ‘İnsan’ üst başlığı altında geçen bir hayatı görüyor, ve daha önemlisi, insanın insana cennet olduğu güvenli bir iklim buluyorsunuz erdem sayesinde.
Erdemin üzerini çizip önünüze serilen hayatın hepsini avuçlarınıza almak istediğinizde ise, başkası sizin için kurtlaşıyor. Hobbes’in Leviathan’ında olan oluyor; varlığınızı ancak başkasının Yokluğu üzerinde gerçekleştirebiliyorsunuz. Ölü bir çoğunluğun bağrından mutlu(!) bir azınlık çıkıyor. Çünkü, Dostoyevski’nin de söylediği gibi, “Eğer Tanrı (erdem) yoksa her şey mübahtır.”
Ayrıca ağır bir bedel de ödüyorsunuz: Bireysel mutluluğun(l) içinde olsanız dahi, yüzünüzdeki tebessüm, ümidini yitirmiş küskün sokaklarda güç kaybediyor. Kendi bireysel dünyanızdan çıktığınızda mutluluğunuzdan oluyorsunuz. Yalnız kalmış olmanın ‘yabanlığıyla sürgünlük yaşıyor, mutsuz insanların hıncıyla dövülüyorsunuz. Ölüyorsunuz...
Doğrusu, Marquis de Sade’ın kötünün egemenliğinde yaşanan ideal hayat tezini bir felâket olarak değerlendiriyor, tercihimi Dostoyevski’den yana yapıyorum. Ancak güzelliğin dünyayı kurtarabileceğine inanıyorum.
