Genom projesinin ilk neticeleri açıklandığında birçok spekülasyonun da beraberinde olduğunu, safsatalarla zihinlerin bulandırıldığını gördük. Bu safsatalardan biri “ölümsüzlük”, diğeri ise “hastalıkların olmayacağı” idi.
Halbuki konu dikkatlice incelendiğinde bilim adamları ve ABD Başkanı Clinton’un açıklamalarının abartılı iddialara yer vermedikleri görülecektir.
Bir defa beyin ve kalp hücreleri hiç bölünmez ve yenilenmezler. Hayatî iki organımız olan beyin ve kalbin yorulması ve yaşlanması kaçınılmaz olduğuna göre, bu duruma bağlı rahatsızlıklar ve ölüm de mukadderdir. Yani kişi, belli bir yaşa geldiğinde nefsi muhakkak ölümü tadacaktır.
Sonra hastalıklar sadece genlere bağlı (kalıtsal) olanlar değildir ki... Mesela basit zannedilen bir grip virüsü bile ortalığı kasıp kavurabilmekte, aynı anda salgın şeklinde milyonlarca kişiyi yatağa düşürebilmekte, binlerce insanın ölümüne yol açabilmektedir.
Bir başka nokta da, hastalıkların oluşmasında birçok faktörün rol oynamasıdır. Genlerdeki bulgu, hastalıklara yatkın oluşun işaretidir. Başka faktörlerle birleşince hastalık ortaya çıkar. Diğer faktörler söz konusu olup, genlerde işaret yoksa yine faktörlerin şiddetine göre rahatsızlık mümkündür.
Ayrıca bazı hastalıklar vardır ki insanın bedenini hor kullanması veya çevre kirliliği sebebiyle meydana gelmektedir. Üstelik bu hastalıkların toplumdaki oranı giderek artmaktadır. İşte bu kötüye kullanma, genleri dejenere etmekte, bozmaktadır. Dejenere olan genin değiştirilerek yenilenmesi söz konusu olmadığına göre bu duruma bağlı hastalıklar yine olacaktır. Mesela sigara içerek, alkol veya uyuşturucu kullanarak genlerine zarar verenlerin rahatsızlıkları böyledir.
Hastalıkların yenileri ortaya çıkabileceği gibi devirlere göre değişebilmeleri de mümkündür. 19. yüzyılda mikroorganizmaların yol açtığı enfeksiyon hastalıkları (veba, verem, tifo, kolera gibi) toplumları kırıp geçiriyor, kitlevi ölümlere yol açıyordu. Gerek hijyene (çevre temizliği) dikkat edilmesi, gerekse antibiyotiklerin keşfi ile bu hastalıkların büyük ölçüde önüne geçilmiş oldu.
Ancak 20. yüzyılda bu kez, artan strese ve başka medeniyet faktörlerine bağlı olarak kanser, kalp-damar hastalıkları, romatizmal hastalıklar gibi dejeneratif rahatsızlıklar çığ gibi arttı.
Şimdi genom projesi ile bu hastalıklar problem olmaktan çıksa bile başkalarının ortaya çıkabileceği ihtimali her zaman vardır.
Dünya Sağlık Teşkilatı, 1977 yılında çiçek hastalığının (mikroplarla ortaya çıkmaktadır) dünya yüzünden silinmesi dolayısıyla, 2000 yılında bütün ülkelerde sağlık problemlerinin çözümleneceği hakkında söz vermişti. Fakat daha 10 yıl geçince, 1988’de karamsarlık hakim oldu ve verilen sözün tutulamayacağı anlaşıldı.
Çünkü AIDS hastalığı umulandan fazla bir hızla yayılmaktaydı. Yine alkolizme başlangıç sayılan ve bedenî, ruhî, ailevî ve sosyal pek çok zararlara ve hastalıklara yol açan bira tüketimi süratle yaygınlaşmıştı. Afrika’da bile yıllık kişi başına sarfiyat 61 litre gibi inanılmaz bir rakama yükselmişti.
Sonuç olarak, hastalıklar 21. yüzyılda bile olacak ve insanlara acziyetini hatırlatacaktır. Bugünkü hastalıklar azalacak, ama başka tip rahatsızlıklar ortaya çıkarak insanları ölümün var olduğu konusunda ikaz edecektir.
