TR EN

Dil Seçin

Ara

Umudun ve Umutlu Yaşamanın Faydaları Nedir?

Umudun ve Umutlu Yaşamanın Faydaları Nedir?

Soru: Umudun ve umutlu yaşamanın faydaları nedir hocam?

Cevap: (İbrâhîm:) “Zâten dalâlete düşenlerden başka Rabbinin rahmetinden kim ümit keser? dedi.” (Hicr Suresi; 56)

“De ki: Ey günah işleyerek kendilerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” (Zümer Suresi; 53)

Umut, hayatın bin bir imtihanına karşı sabır ve sebatı artıran bir deva iken, ümitsizlik ise girdiği yeri saran ve çürüten bir hastalıktır. Bu hastalık öyle bir marazdır ki, ümidi kestiğiniz konuyla sınırlı kalmayıp hayatın tamamına dair karamsar bir çökkünlüğü beraberinde getirir. İş bu noktayla da sınırlı kalmaz. Çökkünlüğe düşen insan artık normalde asla kabul etmeyeceği ya da yapmayacağı şeyleri kabul edip yapar hale gelir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nur’da bu nokta ile ilgili çarpıcı tespitlerini buraya aktarmak gerektiğini düşünüyorum:

“Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâm’ın kalbine girmiş. İşte o yeistir ki bizi öldürmüş gibi, garpta bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ve vatanlarını müstemleke hükmüne getirmiş. Hem o yeistir ki, yüksek ahlâkımızı öldürmüş, menfaat-i umumiyeyi bırakıp menfaat-ı şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiş. Hem o yeistir ki, kuvve-i mâneviyemizi kırmış. Az bir kuvvetle, imandan gelen kuvve-i mâneviye ile şarktan garba kadar istilâ ettiği halde, o kuvve-i mâneviye-i harika meyusiyetle (ümitsizlikle) kırıldığı için, zâlim ecnebîler dört yüz seneden beri üç yüz milyon Müslümanı kendilerine esir etmiş. Hatta bu yeisle, başkasının lâkaytlığını ve füturunu kendi tembelliğine özür zannedip neme lâzım der, ‘Herkes benim gibi berbattır.’ diye şehamet-i imaniyeyi terk edip hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor…”

Evet, günümüzde hala Müslümanların bir şey yapamayacağına, Batı karşısında mahkûm olmaktan başka çaresinin olmadığına tüm benliğiyle inandığı için varoluşsal bir çökkünlükle Batı’nın her bir âdetini kendi âdetiymiş gibi kabul ederek kendi milletinden, kültüründen, dininden utanan nice insan var. İşte bunun temel sebebi ümitsizliktir. Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde ve özellikle yazının başında verdiğim bu iki ayette belirttiği üzere, ümit kesmek caiz değildir. Zira az evvel belirttiğimiz gibi ümitsizlik sadece belli bir mesele ile sınırlı kalmayıp tüm hayatımızı ve benliğimizi ele geçirerek rüzgârda savrulan bir yaprak haline getirir insanı. Böyle bir insan vahşi kapitalizmin tam olarak arzuladığı ve sömürmek için ellerini ovuşturduğu insandır.

Bir yaşam tarzı olarak umutlu olmanın manevi birçok faydası olduğu gibi bilimsel açıdan yapılan çalışmalar ile umudun psikolojik faydaları da ispatlanmıştır. Umutlu olmak, psikolojik sağlamlığı artırarak zorluklar karşısında dayanıklılık sağlar, depresyon ve kaygıyı azaltır, fiziksel sağlığı güçlendirir ve motivasyonu yükselterek hedeflere ulaşmayı kolaylaştırır. Daha anlamlı bir yaşam sürmeye yardımcı olan umut, hayal gücünü ve iş verimliliğini de artırır. Umut, sadece insanların ihtiyaç duyduğu bir konu da değildir. Ünlü Psikolog Curt Richter’in 1950’lerde yaptığı fare deneyi, “umudun” fiziksel dayanıklılık üzerindeki muazzam etkisini kanıtlayan psikolojik bir çalışmadır. Su dolu kaplara bırakılan farelerin, kurtulacaklarına dair inançları (umutları) olduğunda, sadece 15 dakika dayanmak yerine 60 saate kadar yüzebildikleri gözlemlenmiştir. Bu deney, umudun biyolojik bir zorunluluk olduğunu göstermektedir.

Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre, arzuladığınız geleceği kasten hayal ediyorsanız, hedeflerinize ulaşma ihtimalinin arttığı görülmüştür. Araştırmada, üniversite öğrencileri kendilerine bir hedef belirlediler ve iki hafta boyunca bir hayal günlüğü tuttular. Aktif olarak hayal kurmak, öğrencilere yardımcı oldu. Çalışma hedeflerine en iyi ulaşabilen grup onlardı. Zira umut insana bir hedef ve hedef için çabalama azmi ortaya kayar. Bu sayede insan rüzgârda savrulan yaprak değil yeri yurdu belli, dalında özgüvenle görevini icra eden bir yaprak oluverir.

Umut, geleceğin şimdiden daha iyi olacağına ve insanın bunu gerçekleştirebileceğine olan inancıdır. İnanç, harekete geçirir ve şevklendirir. Bununla beraber bu imtihan dünyasında elbette ümit ettiğimiz her şey gerçekleşmeyebilir. Ve bu, bizi elbette üzüp hayal kırıklığına sevk edebilir. Ancak bu duyguların geçici olması ve hayata tekrar adapte olabilmemiz açısından ümit etmek yine sarılacağımız yegâne kavramdır.

Ümidimizi kaybetmeyerek planladığımız hedeflere nasıl ulaşabileceğimizi de birkaç maddede toplayabiliriz:

• Hedefleri küçük ve yönetilebilir hale getirmek:

Büyük ve karmaşık hedefler yerine, küçük, ölçülebilir ve ulaşılabilir hedeflere odaklanmak umudu artırır. Bu yaklaşım, ilerleme duygusunu güçlendirerek ümidi sürdürmeye yardımcı olur. Çok büyük iddialara girmeden mütevazı adımlara odaklanarak yol yürümelisiniz. Örneğin 20 kilo vermeniz gerekiyor. Bunu başaracağınıza elbette inanın ancak 20 kilo birden veremeyeceğinize göre önce 1 kilo vermeye gayret edin. Adım adım, sakin, mütevazı ama kararlı…

• Umut veren sosyal bağlantılar kurmak:

Umut bulaşıcıdır. Çevrenizde umutlu insanlar olması, onların pozitif bakış açılarından faydalanmanıza ve zorlu zamanlarda cesaretinizi korumanıza yardımcı olur. Sosyal ağlarınızı geliştirmek ve bu ağlarda “ümitvar/umutla bakan” insanların çoğunlukta olması bu hayatta belki de en büyük nimetlerdendir. Siz yorulduğunuzda onlar; onlar yorulduğunda siz onlara omuz verebilirsiniz. Ümit tek başına yaşanabilen bir tavır değildir.

• Geçmiş başarıları hatırlamak:

Geçmişteki başarılarınızı ve zorlukları nasıl aştığınızı hatırlamak, geleceğe dair özgüveninizi ve umudunuzu güçlendirir. Zira yaptıklarınız, yapacaklarınızın teminatıdır. Geçmiş başarılarınızı küçümsemeyin ama onlara da takılıp kalmayın. Onlar sizi harekete geçirecek tetikleyicilerdir.

• Küçük başarıları kutlamak:

Elde ettiğiniz küçük başarıları fark edip kutlamak, uzun vadeli hedeflere ulaşma konusunda umut ve motivasyonu canlı tutar. İnsan ödül-ceza sistemiyle mücehhez bir mahlûktur. Madem “marifet iltifata tabidir” o halde yaptığınız güzel şeyleri abartıya kaçmadan kutlamak umudunuzu ve şevkinizi yeniler; gücünüze güç katar.