25 Yazı Tarık Uslu

Yazar Profili »

Bir Civciv Doğuyor!

Şubat 2019, 506 1141 Görüntülenme Eklenme Tarih: 01 Şubat 2019 00:42 Tarık Uslu

 

KADERİNDE omlet olmak yazılı bir yumurtanın başına neler geldiğini herkes bilir...

Peki ya kaderinde bir tavuk olmak, bir saksağan olmak, bir tavus kuşu hatta bir deve kuşu olmak yazılı yumurtaların başlarına neler gelir?

Bir yumurta, bir civcive nasıl dönüşür?

Neler yaşanır yumurta kabuğunun içinde?

Yumurtanın beyazına ve sarısına ne olur da on gün sonra bir kocabaş kuşuna, seksen gün sonra bir albatrosa ya da bir kiviye, yirmi bir gün sonra bir tavuğa, bir ördeğe ya da bir hindiye dönüşür...

 

YATARAK İŞ YAPMAK

 

Tavukları bilirsiniz, hiç yerlerinde durmazlar; sürekli gezinir, sürekli eşelenir, sürekli bir şeyleri gagalar ve sürekli gıdaklayıp dururlar…

Eğer yapacak hiçbir işi bulamazlarsa, yırtık bir çorap gibi saçma sapan bir şeyden deli gibi korkarak sağa sola kaçışırlar...

Ağaçlara çıkarlar, beğenmezler aşağıya inerler; sonra çıkacak başka bir yer bulur ama bir süre sonra oradan da aşağı inerler...

Tavuklar hiç yerinde durmaz. Aslında yerinde durmamak, böyle kıpır kıpır olmak sadece tavukların değil, bütün öteki kuşların genel özelliğidir.

Kuşlar hareketlidir! Ama kuluçkaya yattıklarında iş tamamen değişir. Yani yavru çıkarmak için yumurtalarının üzerine oturduklarında...

İşte o zaman bu kıpır kıpır hayvanların üzerine bir sakinlik gelir. Günlerce yumurtalarının üzerinde otururlar. Sadece beslenmek için, kısa süreliğine yumurtalarının üzerinden kalkarlar...

Bir kuş için kuluçkaya yatmak pek zor bir iştir. Ancak bütün fedakârlık isteyen zor işler gibi kuluçkaya yatmanın da, sonunda güzel bir tarafı vardır: Anne ve baba olmak!

Bir kuş yumurtasının içinde civcivin büyüyebilmesi için onun belli süre belli bir sıcaklıkta tutulması gerekir. Bu süre küçük kuşlarda iki hafta, hatta 10 gün kadar sürer. Deve kuşu, albatros gibi büyük kuşlarda ise 80 güne kadar çıkar. Tavuklarda ise bu süre 21 gündür.

Pek çok kuş türünde yumurtaları sıcak tutma işini anne ve baba kuş birlikte nöbetleşe yaparlar. Karnı acıkan gidip karnını doyurur, susayan gider suyunu içer… Bu sırada diğeri yumurtalarının üzerinde oturur ve onları sıcak tutar.

Bazı kuşlar kuluçkaya yatacakları zaman göğüslerindeki tüyler dökülür. Bu olağanüstü bir şeydir. Çünkü tüysüz derinin hemen altından geçen sıcak kan damarları, yavrucukların yumurtalarını çok güzel ısıtır... Eğer karnındaki tüyler azalmış ya da dökülmüş bir kuş görürseniz, bir yerlerde minik bir yuvası ve o yuvada civciv olmak için gün sayan yumurtaları olduğunu aklınızdan çıkarmayın sakın...

Mallee tavuklarına ise bambaşka bir yöntem öğretilmiştir; onlar yumurtalarının üzerini çeşitli bitkilerle kaplarlar, bunların üzerine de büyük bir kum tepesi yaparlar. Bitkiler zamanla çürümeye başlar, çürüyen bitkiler ısı üretir ve yumurtalar bu şekilde ısınır. Bu mükemmel ısıtma tertibatı sayesinde anne ve baba Mallee’nin de kuluçkaya yatmaları gerekmez!..

Guguk kuşu gibi bazı kuşlar ise, anne baba olmak konusunda hiç istekli yaratılmamışlardır. Onlar yumurtalarını, başka kuşların yuvalarına yumurtlayıp kaçarlar...

 

YUMURTANIN İÇİNDE YEPYENİ BİR HAYAT

 

Bir yumurta, bir civcivin dünyaya gelene kadar ihtiyaç duyabileceği her şeyle birlikte yaratılmıştır.

Pek çok insan civcivlerin yumurtanın sarısının içinde geliştiğini zanneder, oysa yumurta sarısı, bir besin deposudur...

Şekilden şekile, halden hale girip sonunda kabuğundan dışarıya bir civciv olarak çıkacak embriyonun büyümek ve gelişmek için ihtiyacı olan, protein, yağ, vitamin ve türlü türlü minareller, yumurtanın sarısında depolanmıştır.

Yumurtanın beyazı yani akı ise, su deposudur. Embriyonun su ihtiyacı buradan karşılanır.

Peki ya hava!?

Oksijen yani!?

Henüz dünyaya gelmemiş kuş yavrusu ihtiyaç duyduğu oksijenli taze havayı nerden alır!?

Bütün bu olayların sımsıkı kapalı bir kutunun, bir kabuğun içinde gerçekleştiğini düşünürsek, temiz hava almak ve kirli havayı dışarıya atmak büyük bir sorun olmalı değil mi?

 

15 BİN MİNİCİK PENCERE

 

Yumurta kabuklarının üzerinde binlerce küçük pencere vardır. Bu mikroskobik pencereler,  dışarıdaki temiz, bol oksijenli havanın içeriye girebileceği kadardır. Böylece kabuğun içindeki yavru asla havasız kalmaz. Ayrıca içeride kirlenen hava, yani karbondioksit de yine aynı pencerelerden dışarıya çıkar.

Bir tavuk yumurtasının üzerinde bu minik pencerelerden yaklaşık 15 bin kadar vardır. Eğer pencereler daha küçük olsaydı temiz hava içeriye giremezdi. Daha büyük olsaydı bu sefer de, içerideki besin maddelerindeki su buharlaşıp uçardı. Yani yumurtanın sarısı ve beyazı, civcivcik onları yiyemeden, kururdu.

Minik civcive, yumurtadan çıkma vakti yaklaştıkça bu pencerelerden gelen oksijen yetmemeye başlar. Çünkü artık iyice büyümüş ve neredeyse yumurtanın içini tamamen doldurmuş olur. İşte o zaman harika bir yedek sistem devreye girer. Ne kendisinden ne kabuğunun dışındaki dünyadan haberi olan civcivcik, daha yeni yaratılmış gagası ile, yumurtanın alt yuvarlağında bulunan hava keseciğindeki oksijeni kullanmaya başlar. Böylece doğmak için günü saati gelene kadar asla havasız kalmaz...

 

NİHAYET BİR CİVCİV DOĞUYOR!

 

Yeryüzü mucizelerle doludur... Bir bebeğin doğması, bir tohumun çatlaması, bir goncanın açması, bir yağmur damlasının buluttan kopup yeryüzüne doğru düşmeye başlaması, bir kar tanesinin kristal bir çiçek gibi büyümesi, asmalara su yürümesi, göklerin güzel mavi yüzünde gökkuşağının belirmesi, Güneş’in doğması, Ay’ın parıl parıl parlaması, yıldızların yanması, bir serin sabah, bir minik bülbülün şarkılar söylemeye başlaması, bir arının çiçek çiçek dolaşıp polen toplaması, kozasından demincek çıkmış incecik bir kelebeğin, rengarenk kanatlarını güneşte kurutması, bir rüzgar esmesi, ışıltılı bir bahar sabahı kocaman bir boz ayının gerine gerine kış uykusundan uyanması...

Yeryüzü mucizelerle doludur ve günlerdir halden hale, şekilden şekile giren minicik bir civcivin “Haydi çık!” emri gelince, yumurtasının kabuğunda küçük bir delik açıp, hayata “Merhaba!” demesi, yeryüzünün en şaşırtıcı mucizelerinden biridir...

Yumurta, içindeki kıymetli hazineyi kirden pastan mikroptan koruyacak kadar sağlamdır. Kuluçkaya yatan anne kuşun ağırlığını taşıyacak kadar da dayanıklıdır. Üstelik bütün kuşlar serçeler gibi minicik de değildir. Tombul tavuklar, kocaman hindiler de yumurtalarının üzerine kuluçkaya yatarlar. Eğer yumurta kabuğu çok daha ince ve dayanıksız olsaydı, anne kuşun ağırlığı bile onu kırıp parçalamaya yetecekti...

Peki minik kuşlar dünyaya ellerinde bir çekiçle gelmediklerine göre, kabuğu nasıl kırarlar?

Elbette dişleriyle!

Herkes kuşların dişleri olmadığını bilir. Kuşların dişleri yoktur gagaları vardır gerçekten de... Ancak kuşlar, gagalarının üzerinde bir yumurta dişi ile dünyaya gelirler. Bu yumurta dişi, kabuğu kırmaya yarar, kısa bir süre sonra da kaybolur...

Civcivler bu yumurta dişi ile kabukta önce minik bir delik açarlar. Bu ilk delik sayesinde artık içeride tükenmek üzere olan oksijen oranı süratle artar. Civcivin ciğerleri dışarıdaki temiz hava ile ilk kez böyle buluşup bayram eder... Ve kısa bir süre sonra da başını çıkarabileceği kadar bir delikten, civciv dışarıya çıkar yani doğar!

İşte yepyeni bir hayat böyle yaratılır.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Dereler Yukarı Akar mı?

Su yürür evet! Bir yolunu buldu mu yürür. Ve eğer bir apartmanda oturuyorsanız en büyük kâbuslardan biri, sizin evdeki suyun yürüye yürüye alt kattaki komşunuzun tavanından aşağıya tıp tıp tıp damlamaya başlamasıdır. Fakat asıl kâbus, alt kattaki komşunuzun değil de, üst kattaki komşunuzun kapınıza dayanıp, “Sizin daireden bizim daireye su sızıntısı var!” demesidir. İşte bu tam bir kâbustur; çünkü böylesi sadece rüyalarda olur!

Devamı »

Allah’ın Renkleri

Her şeyin bir şekli, bir dokusu, bir tadı, bir kokusu, bir ağırlığı, bir hacmi olduğu gibi, bir de rengi vardır...

Devamı »

Kuyruklar, Yüzgeçler ve Pullar

BÜTÜN ISSIZ ADA filmlerinde, adaya düşen kazazedelerin mutlaka karşılaştıkları en büyük problemlerden bir tanesi, çıplak elle su içinde balık yakalamaktır! Bu, dünyanın en zor işlerinden bir tanesidir. Çünkü balıklar suyun içinde olağanüstü hızlı hareket ederler. Oysa su, havadan çok çok daha yoğun bir ortamdır. Bu yüzden biz suyun içinde, karaya oranla oldukça yavaş hareket ederiz.

Devamı »

Östaki Hava Yolları

İster uçak kabininde olalım, isterse kara yolu ile yolculuk yapalım, yükseklere çıkıp aşağılara indikçe bunu ilk kulaklarımızda hissederiz. Daha doğrusu kulak zarımızda…

Devamı »