143 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Hayatımız Duamız Kadar

Ocak 2017, 481 1032 Görüntülenme Eklenme Tarih: 19 Mart 2019 14:30 Selim Gündüzalp

 

Sordu genç adam:

Biz ne kadarız, dedi.

Cevap belli dedim:

DUAMIZ KADARIZ.

...

 

Dualarını bırakma!..

Tutunduğun en sağlam dal duadır. Gayrısı boş.

Yaslan sırtını dua dağına. Dök içini Yaradana.

Dudaktan kalbe yayılsın nefes gibi duaların. Yarınların mayasıdır duaların.

...

Duasız olmaz…

Duasız aç kalır ruhumuz. Duasız kaldı mı bebek gibi ağlar, hasta gibi inler ruhumuz...

Ağaç gibi yaprak yaprak ağlar. Toprak gibi lal kesilir.

Aklı başından gider insanın.

Beti bereketi kalmaz ne yediğinin, ne giydiğinin, ne içtiğinin, ne dediğinin...

Bilesin. Kimse demedi demeyesin.

...

Daha önemli ne var ki şu hayatta.

Dua hayatın özü değil mi?

Duasız kalınca diller, insanlar, insanlıktan çıkar.

Mazlumları yalnız bıraktı hep duasızlar.

Duasız insan azıksız kalır. Ruhu aç kalır. Isınamaz, ısıtamaz…

İşte bunun için olanlar oldu. Gör ne hale düştü insanlar.

Düştü birer birer nice şehirler. O şehirlerde nice kalpler. Düştüler birer birer.

Dua bir ağaçtır inanan yüreklerde.

Dua olmadı mı baharı gelmez, çiçek açmayı unutur kalpler; meyve vermeyi unutur.

Ne çıkar benim duamdan demeyin sakın.

Dua Allah’a edilir; Allah dilerse senin duanla her şey olur…

Gücüm yetmez deme; duaya da mı gücün yok!..

Umut olanlar, umut verecek olanlar, duayı asla unutmasınlar..

Ne demek bu?

Boynu bükük bir fidana su vermeyi unutmak demektir. Gördüğü halde, gücü yettiği halde başını çevirip gitmektir. Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var diyor Rabbimiz…

Aynen öyle.

Duamız olmazsa ne değerimiz var. Duasız hayat, güneşsiz gün gibidir. Duasız hayat; aysız, yıldızsız gece gibidir. Dua ile nefes alır, dua ile yaşar insan. Dua bitti mi, hayat da biter.

Dua başladı mı hayat başlar. Dua hayatın çekirdeği. Allah’a kul olmanın gereği.

Yeni bir hayatı oradan yeşertir ve yaşatır Rabbimiz.

Dua kalpte bir çekirdek.

Dua ettikçe o tohum, o çekirdek yeşerecek.

Çiçeğe durup meyve verecek.

Halep, Arakan, Filistin, Bosna, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus, Türkistan, Kırım, Malezya, Endonezya…

Say say bitmez.

Milyarları aşan kardeşlerimiz var.

Duamız ile de onlara yardım edebiliriz.

Kalbine, hayaline, hayatına almadığını, duanın içine de alamazsın. Yardım eli de uzatamazsın.

Böyledir işte dua hali. Uzağı yakın eder. Vermekten çekinmez elindekini paylaşır kardeşleriyle.

Dua, bizi Allah’a yakın eder.

Ne mutlu duaya duran ellere ve dillere. Ne mutlu dertli sinelere ve duasız olamayanlara.

Duamız gıdamızdır.

Gıdasız bırakmayalım ne olur hem kalbimizi. Hem de kalbimiz kadar bize yakın olan kardeşlerimizi.

Dua illa dua.

Bir elini tövbeye, bir elini duaya ver ki, yeşersin ömür tarlan.

Gül gülistana dönsün için. Yeter ki duaya dursun dilin. Azalacak dertlerin, dinecek inan acıların. Hayatın tadı tuzudur dualar.

Yaslan dua dağına. İnan ve güven Yaradana.

Kalmaz hiçbir acın yarına. Yeter ki sen, yaslan dua dağına.

Rabbim olmazları oldurur. Zalimleri durdurur. Kışta baharı oldurur. Dualarını bırakmayanlar kötü gidişatı durdurur biiznillah.

Dualar hürmetine neler olur neler. Akan sular bile durur.

...

Duayı unutmak, nefes almayı unutmaktır. Yaşamayı unutmaktır. Hayatı ortasından bölüp durdurmaktır.

Ah bir bilse dua etmemekle neler kaybettiğini insanlar. Bir an bile dillerini duasız bırakmazlardı.

Kendimiz için, kardeşlerimiz için, güzel yarınlar için ve Allah için duayı bırakmayalım…

Unutmayalım ki; hayatımız duamız kadardır.

Duasız kalpler soğuktan titreyen eller gibi. Duasız kalbler gıdasız kalmış bedenler gibi.

Dualar sonraya kalmamalı.

Daha önemli ne işimiz var ki duadan gayrı.

Çalış dua. Anla dua. Oku dua. Ek dua. Dik dua. Gör dua… Hepsi dua. Hayat bir dua…

İnanan için hayat, baştan sona dua.

...

Dualar sonraya kalmasın.

Hayırlı şeyler sona kalmasın.

Ömür geriye doğru gün sayıyor. Dua et, dünyan duan kadardır…

Dua et. Sermayen eriyor, bitiyor. Ömür rüzgâr gibi geçiyor.

Geride ne kalır ne hatırlanır bilinmez. Duanı yanına al. Duanla ol. Duanla kal...

...

Biz ne kadarız diye sorana cevabımız:

Duamız kadarız.

Şimdi o soruyu sen de kendi vicdanına sor.

Vakit geçmeden, vade dolmadan. Dua son çıkıştır. Dua uyanıştır. Farketmektir yaşadığını.

Dua bir mayadır, yarınları bu günden yoğuruştur. Dua bir nefestir. Her dua yeniden doğuştur. Dua karanlıktan kurtuluştur. Dua aydınlığa, Nur’a doğru koşuştur.

Rahmeti sonsuz olanın vaadine itimattır.

Biz ne kadarız? Cevap belli: Duamız kadarız.

O zaman hemen duaya. Hem dilimizle, hem eylemimizle.

Çalışmaya, ders başına, tarlaya, fabrikaya, iş yerine, okula, laboratuvara, hayata yeniden doğmaya. Çalışmak da fiili duadır.

Aman ha sakın ola ki, bu unutulmaya. Gaflet olunmaya.

...

Duanın üç aşaması var unutmayalım.

Önce çalışarak fiilimizle, kabiliyetimiz ne yönde hangi dalda ise orada çalışarak ve sonunda kavli yani dilimizle ettiğimiz meşhur dua ki, o en sonda geliyor..

Tarlaya tohumu ektik ama neticeyi tarladan tohumdan değil, senden bekliyoruz ey Rabbim diyebilmektir, teslimiyet içinde Rabbe tevekkül etmektir.

“Hasbünallahü ve nimel vekil..” diyebilmektir.

Hayatımızı baştan sona dua haline getirebilmektir.

Ne güzel bir haldir işte bu.

Biz bu hali kuşandık mı, dünya, gerçek medeniyet ve insanlık neymiş o zaman görecek.

...

Fatih Sultan Mehmed çocukluk yıllarında haylazlık yapıp ders çalışmaktan kaytardığı zaman hocası Molla Gürani ona der ki:

“Hz. Peygamber (asm) cahil bir insanı müjdelemez, İstanbul’u fethetmek istiyorsan dersinin başına geç, kitabın başına geç, otur çalış!..”

Hoca dediğin böyle olacak.

Bir büyük müjdeye mazhar olmanın sıradan bir insanın işi olmayacağını ona hissettirecek ki, o çocuk da yarının Sultan Fatih’i olabilsin. İki dua halini bir araya getirsin; çalışma duası ile, ibadet duasını birlikte yapabilsin…

Tek kanatlı kuş uçamaz.

İnsan da çalışacak, hırs göstermeyip neticeye de kanaat edecek. Maksadının hayırlısını ise Allah’tan isteyecek.

İşte inanan bir insanın hayatında gerçek dua hali budur.

Ne mutlu duanın tüm çeşitlerini kendi nefsinde toplayıp çalışanlara ve bunu gerçekleştirenlere.

Duanın hakkını tam verenlere...

 

 


Ocak 2017, 481 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Sonbahardan Özür

Yalanmış meğer. Hem de esaslı... Sonbahar şarkılarda söylendiği gibi değilmiş, yemyeşil bahçeler de varmış, tarlalar da. Üstelik sayısız meyveler bu mevsimde geliyormuş…

Devamı »

Derdim, Tasam, Şu Son Demde Ne Yapsam?

Belki bir yaz akşamında, belki de serin bir sabahta… Tam da yaşamanın altın çağında… Güzelliklerin tadı damağında… Belki de bir eylül akşamında ya da bir sonbahar sabahında… Ecel denen misafirim. Biliyorum geleceksin… Gözünün değdiği yerde çiçekler açacak. Bir el uzanacak bana doğru. Bir sahilden diğerine geçeceğim. Kocaman bir bahçedeki bir gül gibi… Açıldıkça açıldım, son noktasındayım. Akşam ezanlarının arasından bir veda çekiyorum: “Uğurlar olsun…” diyorum güne, ömre, hayata…

Devamı »

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »