33 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Ramazan Sonrası Düşünceler

Temmuz 2017, 487 90 Görüntülenme Eklenme Tarih: 30 Nisan 2019 17:58 Ayten Yadigâr

 

Ramazan geçti hayatlarımızdan.

Faniliği, acziyeti, tevazuu, nimete şükrü, halden anlamayı, kardeşliği, yardımlaşmayı, paylaşmayı öğretti bize bir kez daha. Oruçla Kur’an’la buluşturdu bizi ve asıl olanın ne olduğu dersini aldık böylece. Ramazan ikliminde yavaşlayan, durgunlaşan günlük hayatlarımız daha bir içimize yönelme, düşünme ve muhasebe yapma imkânı sundu. Unuttuklarımızı hatırlamak, kendimizle buluşmak, tanış ve biliş olmak için ne güzel bir imkândı bu. Değerlendirebilenlere ne mutlu.

Sayılı gün çabuk geçti yine de. Yılın bir ayında böyle bir terbiyeden geçtikten sonra insan istiyor ki bu sükûn, barış ve huzur hali hep devam etsin. Koşturma ile geçen hayatlar içinde kendimizden uzak düşmeyelim, asıl olanın ne olduğunu unutmayalım, bitmek bilmeyen dünya telaşı içinde kaybolup gitmeyelim.

Niyet böyle ama bir yandan da düşüncelerimizin, duygularımızın, algılarımızın Ramazan ikliminde aldığımız derslerin tam aksi istikametinde manipüle edildiği ve şekillendirildiği bir hayatın içinde olduğumuz da malumunuz. Öyle ki bireysellik, kendini gerçekleştirme ve özgür olma adına sürekli bencilliğin, kibrin, hırsın, nankörlüğün, rekabet ve kıran kırana mücadelenin esas olduğuna dair sürekli göndermelere veya mesajlara maruz bırakılarak içine çekilmeye çalışıldığımız bir hayat.

Nasıl mı?

Her bir insan tekinin kendi hayat imtihanını vermekte olduğu inancıyla hareket edip merhamet, adalet ve iyiliğin esas olduğu bir dünya ideali paylaşanların yanı sıra hayatı bir çatışma ve güç mücadelesi, dünyayı da güçlü olanın ayakta kalacağı bir yer olarak görenlerin de var olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu iki farklı bakış açısı da kendilerini yansıtan eser ve eylemlerle ya katkı sunuyorlar insanlığa ya da erozyona uğratıyorlar insani değerleri.

Günlük hayatın içinde farkında olmadan formatlanıyor düşüncelerimiz duygularımız.  Önceleri dizi filmler aracılığı ile değerlerimizin yıpratıldığına dair endişeler ön plana çıkardı. Şimdilerde ise farklı formatlarda karşımıza çıkan ancak farkındalık geliştirmemizi gerektiren bir durumla karşı karşıyayız.  Kendimiz, diğerleri ve genel olarak hayata dair algılarımızın sürekli yarışma-rekabete dayalı programlar eliyle şekillendirildiğinin; bize hep kazanarak, diğerlerini arkada bırakarak kendimizi ispatlama ve en önemlisi “profesyonellerin” onayını alarak kendimizi değerli hissetme dersinin verildiğinin farkında mıyız mesela?

Artık aile fertlerinin toplandığı sofralar, memnuniyet ifade eden tebessümler ve eline sağlık ifadelerinden ziyade stüdyo ortamında sınırlı zamanda yemek yapıp, jüriden yüksek puan almayı başardığı için kendini çok iyi hisseden ve mutlu olan insanların televizyon programları aracılığı ile günlük hayatımıza dâhil olması söz konusu. Evinde ağırladığı(?) insanlar tarafından sadece yemekleri ile değil sofra düzeninden, tabak çatal kaşık takımlarına kadar pek çok ayrıntıyla değerlendirilen/acımasızca eleştirilen kişilerin yer aldığı bir program formatı, kadim geleneğimizde misafirliğe dair adab-ı muaşeret kurallarını alt üst ederek aslında nezaketsizlik, nankörlük ve şükürsüzlük dersi vermekte değil midir? Bunlara bir de program adı altında birbirlerinin evleri, evlilik merasimleri, giyim kuşam tercihleri konularında rekabete sokulan ve birbirini alt etmeye çalışanları ekleyin. Her biri ile farkında olalım veya olmayalım insani hassasiyetler törpülenmekte manevi değerler örselenmektedir.

İnsan fıtratına yabancı bir hayatın içinde yaşıyoruz. Çok küçük yaşlarda büyüklerin hızlı rekabete dayalı dünyasına dâhil edilen çocukların en güzel çağları kreşte, formel eğitim ortamlarında, okul servislerinde trafik çilesiyle geçiyor. Doğal ortamda doyasıya oyun oynama fırsatı bulamadan yetişkin oluveriyorlar. Sonra gelsin stüdyo ortamında bu şekilde yetişmiş “çocuk yetişkinlerin” kıyasıya yarıştığı oyun programları. Sanal dünyada sürekli kazanmayı, şiddet uyguladıkça yakıp yıktıkça puan kazandırıp bir üst seviyeye geçiş vizesi veren internet oyunlarını da düşünürsek, duygu ve düşünce dünyamıza kaç koldan müdahale edilmekte olduğunu daha iyi anlarız.

Hâsılı kelam dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir, rekabet esastır dersi türlü yollardan verilip durmaktadır.

Bize fıtratımızla barışık bir iklim sunan Ramazan bereketi ile gelir derler. Bir ay boyunca hanelerimize gönüllerimize bereket vesilesi olan bu kutlu ay umalım ki giderken de bereketini bıraksın hayatlarımıza. O bereketle yılın diğer zamanlarında da Ramazan iklimi sarsın sarmalasın bizi. Allah akletmeyi, basiret ve ferasetle kendimize ve hayata bakabilmeyi, irademizi O’nun rızasına uygun tercihler yönünde kullanabilmeyi nasip etsin. Gayret bizden tevfik Allah’tan.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Aile: Rakamlardan Fazlası... Bu Dünyadan Ötesi...

Bir zamanlar beyaz gelinliğinin kefeni olduğu hatırlatılarak baba ocağından yeni yuvasına uğurlanırdı gelinlerimiz. Bir hayatı paylaşmak üzere yola çıkılırken ölüm ve ötesine uzanan bir ufuk sahibi olmanın geleneğimize yansıyan yüzüydü belki de bu seremoni. Şimdilerde ise her şeyin gündelik hesap sığlığına çekildiği ve aile kurmak gibi uzun soluklu bir koşunun bile kısa sürede sonlandırılmasının tercih edildiği zamanlardayız.

Devamı »

Aile: Huzur ve Sükûn Mahalli

Güzel örneklere ne çok ihtiyacımız var. “İşte insan bu!”, “İnsana yakışan bu!” diyeceğimiz…

Devamı »

Küresel Çağda Değişen Dünya ve Aile

Mevcut hayat tarzı içinde gelişen şiddet sorununa ithal reçetelerle, insanımızın anlam dünyasında ne ifade ettiğini bilemediğimiz ithal kavramları merkeze alarak veya öne çıkararak çare aramaktayız. Oysa Batı’nın kendine özgü düşünsel ve kültürel birikimi ile tarihi tecrübesinin kadın ve aile ile ilgili sorunlara yaklaşımlarını belirlemede ve üretilen çözümlere yön vermede etkili olduğunu unutmamalıyız.

Devamı »

Şiddetin Kaynağı da Çözümü de Ailede

İnsan nedir? Niye var? Doğduğunda kucakta sevgiyle taşınan, vefat ettiğinde omuzlarda ebedi âleme uğurlanan bir muhterem varlık nasıl oluyor da bu ikisi arasındaki ömründe şiddet, cinayet, zulme bulaşabiliyor. Ya zalim oluyor ya da mazlum…

Devamı »