8 Yazı Nihal Balcı
Mikrobiyolog

Yazar Profili »

Evrim ve İnanç

Kasım 2019, 515 196 Görüntülenme Eklenme Tarih: 21 Ekim 2019 17:58 Nihal Balcı

 

 

Yukarıdaki resimde asfaltın kenarından yolun üzerine savrulan taşlar görülüyor. Size bunların tesadüfen esen rüzgârla olduğunu söylesem bana inanmakta zorluk çekmezsiniz. Taşların durumu aşağıdaki gibi olsa yine bana inanır mɩydɩnɩz? Bir ihtimal böyle denk gelmiş olabilir mi?

 

 

Ya da resimdeki bir isim değil de uzunca bir cümle olsaydı, üzerinde pek çok bilgiler yazılı bir levha olsaydı? Peki ormandan geçerken çalışır durumda bir bilgisayar bulsanız bunun bir yapanı ve sahibi olduğunu düşünmez miydiniz? Bunlar orada tesadüf zincirleri ile, uzun bir zaman içinde oluşmuş olabilir mi? Taşların veya bilgisayar parçalarının bir araya gelmesini sağlayan bir güç ve irade, bilginin kaynağı olan bir ilim olmalı demez miydiniz?

Gerçek şu ki ormanda karşımıza çıkan bir ağaç, bir tavşan, hatta bir bakteri, bu bilgisayardan sanatça aşağı değildir. Bilgisayarın fonksiyonları için bir kodlama sistemi olduğu gibi tüm bu canlılarda da DNA vardır. DNA da bir kodlamadır ve içinde devasa miktarda bilgi taşır. Dünya yüzüne her yeni gelen tür, hatta diyebiliriz ki her yeni gelen canlı, yeni bir kodlama ile gelir. Bu da demektir ki, bu kodlamayı irade eden ve yapan biri olmalıdır.

Darwin’in evrim teorisine göre, bütün canlılar ortak bir atadan gelmiştir. Evrimcilere göre hayat, bir tek hücreli ile başlamış, daha sonra rastgele DNA değişimleri (mutasyonlar) üzerine etki eden doğal seleksiyon ile tüm canlılar bir yaratıcıya ihtiyaç olmadan, milyonlarca yıl içerisinde, tesadüfi bir şekilde meydana gelmiştir.

Herhangi bir şeyin tesadüfen, kendi kendine veya doğal olaylarla olduğuna inanmayan, Allah’ın varlığını Hayy, Muhyi ve Kayyum olduğunu bilen bir Müslüman evrimi kabul edebilir mi? Aslında bilim diye, tesadüf ve yaratıcıya ihtiyaç olmadığı yorumu dayatılmasa farklı düşünülebilir.

Biz bilimi ve onun bulgularını reddetmiyoruz. Tam tersi yapılan hayranlık uyandırıcı çalışmalar var. Fakat aynı bulgulara baksak da Darwin ve takipçileri ile aramızdaki fark kapanmaz. Çünkü bakış açımız ve bulguları yorumlamamız farklıdır. Bir Darwinist bütün bunlar doğal olarak, kendi kendine, sebeplerle oluyor der. Israrla Allah’ın varlığını reddeder. Biz ise aynı fosillere, aynı reaksiyonlara, aynı canlılara ve onların anatomi ve fizyolojilerine baksak da her adımın Alim ve Hakim bir Yaratıcı tarafından yapıldığına iman ederiz. Yani gerçek bilimsel tespitleri değil, ateist evrimcilerin bilimi inançsızlığa alet etmelerini kabul etmiyoruz.

Bir Darwinist için her şey maddeden ibarettir, amaçsızdır. Oysa bizim için maddenin aynı zamanda bir manası vardır. Madde içinde işleyen atomların, akılsız ve şuursuz oldukları halde bir ilim ve irade ile bölünmez bir bütün olan kâinatın kurallarına uygun hareket ettikleri görülür. Bir binek hayvanından kırmızı ışıkta durmasını beklemediğimiz şu dünyada, bir kalsiyum atomu beyne ve göze girmeyeceğini, fakat kemiğe gitmesi gerektiğini nereden bilir?

Dünya yüzü binler yumurta veren balıklar ve yüzbinler spor oluşturan mantarlar tarafından bir anda işgal edilmez; bir denge ve ölçü vardır. Bu dengeyi kim korur?

Kâinat güçlü olabilenin koparabildiği kadar aldığı bir imkân deposu değil, bir kerem sofrasıdır. Bu sofrada en aciz ve en fakir olan bebekler ve meyve kurtları gibi canlılar en iyi beslenirler. Aciz ve fakir olan insana merhametli Rabbi elsiz bir böceğin eliyle ipeği giydirir; zehirli bir böceğin elinden en güzel tatlıyı yedirir; akılsız bir hayvanın elinden gıdalı sütü içirir. Etçil olan kediye hastalandığı zaman gidip yemesi gerektiği otu ilham eden ‘içgüdü’ değil, yine o merhametten gelen İlahî bir sevktir.

İmansızlık iki çeşittir. Bir grup vardır ki düşünmez, ilgilenmez, inanmadan gaflet içinde yaşar. Diğer grup içinse imansızlık bir itikaddır. Yani Allah’a inanmamakla kalmaz, kendilerine ayrı bir yol açarlar. Ancak bu yol sanaldır, onların kafasındadır; çünkü kâinatta küfrün, şirkin, Allah’ı inkârın karşılığı yoktur.

Darwin’in evrim teorisi bilimsel verilerin ateizm lehine yorumlanmasıyla üretilmiş işte böyle bir yoldur. Bu öyle bir dindir ki, bilimin aksine, sorgulanamaz. Sorgulayan herkes bilimsel olmamakla ve cahillikle suçlanır. Oysa bu tutumun kendisi, bilimin doğasına zıttır.

Bediüzzaman Hazretleri 12. Söz’de, imanlı ve imansız nazarların kâinata bakışlarındaki farkları anlatır. Özetle şöyle bir örnek verir: Bir Hâkim, mücevherlerle yazılmış süslü ve sanatlı bir Kur’an’ı, bir yabancı filozofa ve bir Müslüman âlime göstererek bu Kur’an’a dair bir eser yazmalarını ister. Filozof, sarraftır, iyi bir mühendistir ve kimyagerdir. Bu esere bir antika eşya nazarıyla bakar ve onu öyle anlatır; mücevherlerinin değerlerini, taşlarının özelliklerini, dizilişindeki incelikleri ayrıntılı bir şekilde açıklar. Fakat en önemli noktayı kaçırır; bunun bir kitap olduğunu anlamaz, dilini bilmez, kitaptaki şekillerin ve sembollerin harfler olduğunu, onların anlamları olduğunu, önemli mesajlar verdiğini anlamaz… Müslüman âlim ise, onun bir kitap olduğunu görür, görünürdeki sanatını takdir etmekle beraber, onun anlamlarını açıklayan bir güzel tefsir yazar ve hâkimin takdirini kazanır.

Bu örnekteki kitap kâinattır; kâinat aynı zamanda Allah’ın mücessem kitabıdır. Bu kitabın her parçası, her eseri, Âlemler Rabbinin bize mektubudur, mesajlar verir. Kurumuş ağaçlara baharda yeniden can verilmesinin mahşerdeki yaratılışın örneklerinden birisi olması gibi…

İşte Darwinist bilim adamları da aynı örnekteki filozof gibi çalışırlar; kâinat kitabını fizik, kimya, biyoloji gibi farklı açılardan detaylarıyla anlatırlar. Fakat en önemli noktayı kaçırırlar; kâinatın da bir kitap olduğunu ve anlamının çözülmesi gerektiğini göremezler. Aslında Darwin ve onun gibi düşünenler o filozof gibi de değildirler, çünkü o filozof Hâkim’i tanımış ve emrini dinlemiştir; fakat eserinin gerçek mana ve değerini anlamamıştır. Darwinist bir bilim adamı ise Âlemler Rabbini hiç tanımaz. Kâinatın bir anlamı ve amacı olmadığını düşünür ve insana kayıtsız ve acımasız olduğunu iddia ettiği şeyler için de ömrünü harcar.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Covid-19 ve Komplo Teorileri

Ertesi gün telefonum çaldı. Arayan dekanın asistanıydı, ve bana dekandan bir mesaj iletiyordu. Ben uluslararası bir öğrenciydim, Amerikan vatandaşı değildim, ve Biyosavunma bölümünden bir ders alamazdım. Dekan tekrar sisteme girip dersi bırakmamı istiyordu. Asistana, bunun yasak olsa, sistemin buna izin vermeyip beni kaydetmeyeceğini söylesem de, sonuçta dersi bırakmak zorunda kaldım. Tabii ki bu olaydan dolayı ders daha da ilgimi çekti. Bu derste ne konuşuluyordu ki yabancı bir öğrencinin bunla

Devamı »

Virüs, Bakteri ve Parazitler Olmasaydı Dünya Nasıl Bir Yer Olurdu?

Bütün virüsler, bakteriler, parazitler bir gecede ortadan kaybolsa ne olurdu? Milyonlarca insan sıtma, grip, veba gibi hastalıklardan kurtulur, daha sağlıklı olur, daha iyi çalışır, ve hayatlarından daha çok zevk almaya başlardı. Hayvanları ve ürünleri de daha sağlıklı ve güçlü olur muydu?..

Devamı »

Trafik Cezası

1992’de Yeshiva Üniversitesi tarafından geliştirilen “Masumlar Projesi”, ABD’de yalancı şahitlik, yanlış görgü şahitliği, baskı altında zorla yaptırılan itiraflar veya kötü avukatlar gibi nedenlerle hapse girmiş birçok mahkuma yardımcı oluyor. DNA veri tabanları ile suç mahallindeki bulgular karşılaştırılarak yapılan eşleştirmeler ile gerçek suçlular ortaya çıkarılırken, haksız yere hapse giren pek çok insan da özgürlüğüne kavuşuyor.

Devamı »

(Gerçek) Kurtlar Vadisi

Yellowstone Milli Park şu anda dünya üzerinde canlı çeşitliliğinin en fazla olduğu ekosistemlerden bir tanesi. İçerisinde 300 kuş, 16 balık, 5 amfibi, 6 sürüngen, 67 çeşit memeli hayvan türüne; 1300 farklı grup yerel ve 225 yerel olmayan bitki grubuna yuvadır... Hayret verici değişim, 1995 yılında dışarıdan park alanına 31 tane kurt getirilmesiyle başlar. Kurtların birçok türü öldürdüğünü hepimiz biliriz, fakat çok canlıya hayat alanı açmaya da bir sebep olduklarının pek azımız farkındadır.

Devamı »