ARAMA SAYFASI

Beden Dünyada Da Doğruyu Söyler

Kelimeler çok şey anlatır...

 

Kelimeler çok şey anlatır...

Çok şey söyler...

Fakat insanın kullandığı dil, sadece kelimelerin kardeşliğinden oluşmaz. Beden dili dediğimiz bir dil var ki, kelimelerden daha dürüst, daha açık sözlüdür.

İnsan konuşurken kendi idealindeki kişiliğin gösterisini yapabileceği kelimeler seçebilir. Hatta buna kendisi bile inanabilir. Fakat kendini kandırdığı, kendine bile yalan söyleyerek inandırdığı durumlarda bile beden daima doğruyu söyler...

Hatta diyebiliriz ki:

Beden dünyada da doğruyu söyler...

Dünyada da derken başka nerde doğruyu söyler diye sorulabilir...

Allah (cc), Kur’an-ı Kerîm’de insanların yaptıklarına, yapıp işlediklerine organlarının şahitlik edeceğini söyler. Konuşma organı olan dilin mühürlenip, doğruyu söyleyen bedenin konuşacağını ve ona söz verileceğinden bahseder.

“O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.” (Yasin suresi, 65)

“Sonunda oraya geldiklerinde, onların işitme, görme duyuları ve derileri yaptıkları şeyler ile ilgili kendi aleyhlerinde şahitlik ederler.” (Fussilet/20)

Beden insanın kendinden daha dürüst bir arkadaşı, yoldaşı, rehberi hatta gerçek duygularına ayna vazifesi gören vefalı bir dostudur.

Beden bizimle sürekli konuşur, sesini duyuramazsa hastalıklar aracılığıyla bizi uyarmaya, harekete geçirmeye ya da kendimize yaptığımız eziyeti durdurmaya çağırır.

Bazen bu uyarısını bedensel, bazen de ruhsal rahatsızlıklarla dile getirir. Psikolojinin üstatlarından Jung’un dediği gibi “Kişinin huzursuzluğu, mutsuzluğu, gerginliği, sıkıntısı, depresif ruh hali onu uyandırmaya çalışan önemli dostlarıdır...”

İnsan varoluşunun belli bir aşamasında, belli bir katta sıkışıp kaldığında, aynı seçimler aynı düşüşler ve aynı sonuçlar arasında gidip gelmenin yorgunluğunu ve bıkkınlığını yaşadığında, bedeni ağrı ve hastalıklarla onunla konuşmaya çalışır.

Aynı karşımıza çıkan insanlar, duyduğumuz kelimeler, istediğimiz gibi gitmeyen işler gibi, bedenimiz de hayatımızda bir şeylerin yolunda gitmediğini ve artık kendimize zulmetmekten vazgeçip, çözüm bulmamız gerektiğini, eski zırhlarımızın artık işe yaramadığını, işlevini bitirdiğini, kendimizi sıkıştırdığımız duvarlardan uzaklaşmamız gerektiğini söyler.

Tüm kâinat, kaderin o muhteşem senaryosu ve beden, insanın gerçek dostları olarak, kendini maruz bıraktığı, zulmettiği, hikâyesini ve ömrünü harcadığı yerlerden kurtarıp, onu daha fıtri yaşayabileceği bir alana çekmeye çalışırlar.

Kendimize dürüstçe söylemediğimiz duygular ve düşünceler bedenimiz aracılığıyla dile gelir. Agah Aydın’ın dediği gibi “Zorda kalınca bedenine kulak ver! Dünyanın en ‘dürüst canlısı’ insan bedenidir! O, istemeden katlandığı ilişkileri kusar, yanlış insanlarla temasta kaşınır, sevmediği işlerde uyuklar!”

Beden kusarak, kaşınarak, uyuklayarak, ağrıyarak bize gerçekte ne yaşadığımız ve ne hissettiğimiz konusunda geri bildirim verir. Kendine dürüst olan insan, ruhuna darlık verecek, kalbini incitecek durumlara kendini uzun süre maruz bırakmaz. Oralarda bulunmayı sürdürüp, ruhuna eziyet etmez. Mecbur kalsa, sağlıklı sınırlar koymayı zamanla öğrenerek, kendine zulmetmekten yine de kurtulabilir.

Bedenimizdeki her bir hücre, birçok deneyim ve ruhsal yaralanmayı sessizce kaydeder. Herbir kayıt bir tecrübe olarak depolanır. Ve yeri geldiğinde bu kayıtlara dayanarak beden tepkiler verir, ağrır, kusar veya kaşınır. Birçok hastalığın ve semptomun bize ne söylediğine dair araştırmalar yapılmakta, ortalama olarak hangi ağrı ve hastalığın hangi duygulara karşılık olduğu bulunmaya çalışılmaktadır.

Özellikle tıbbi bir sebebi bulunamayan, birçok tahlil ve tetkik yapılmasına rağmen bir cevap alınamayan hastalıklarda bu dili okumak daha elzemdir. Beden ısrarla bir şeyler anlatmaya çalışmaktadır.

Yutma güçlüğü çeken, yutarken çok zorlanan, suyu içerken bile yutması mümkün olmayan bir şeyi yutmaya çalışırcasına zorlanan bir hastanın, aylarca süren tetkik ve tahlilleri sonucu hiçbir sebep bulunamamış olması, bir de psikiyatrinin görmesi tavsiyesiyle sonuçlanmıştı. Terapi sürecinde duygularını ifade etme güçlüğü yaşayan, geçmiş travmatik yaşanmışlıklarını konuşamayan, hakkını korumayan bir kişilik yapısı olduğu tespit edilmişti. Terapide yargılanmadığı ve anlaşıldığı duygusunun verdiği güvenle kendini ifade etme becerisi kazanan danışanın süreç içerisinde yutma güçlüğü de sona ermişti.

Bu örnekteki gibi bedenin dilini okumayı öğrendikçe, ruhumuz sıkıştığı, daraldığı ve nefes alamadığı yerlerden daha kolay özgürleşecektir. Böyle bir yardımı göz ardı etmemek lazım...