36 Yazı Ömer Sevinçgül

Yazar Profili »

En Güzel Rehberimiz Peygamberimiz III

Aralık 2016, 480 31 Görüntülenme Eklenme Tarih: 14 Ocak 2020 21:00 Ömer Sevinçgül

 

Bir insanın küçük bir alışkanlığını bile değiştirmenin ne kadar zor olduğu herkesin malûmudur. Oysa Allah’ın Elçisi, getirdiği mesaj ve o mesajı insanlara aktarma metoduyla bir toplumun çok köklü alışkanlıklarını ve inançlarını değiştirdi; hatta kıyamete kadar gelecek nice insanın hayatına yön verdi, veriyor.

Bu sayımızda, her konuda en mükemmel rehber olan Peygamber Efendimizin, bu büyük değişimleri nasıl başardığının ipuçlarını gösteren yazı serimizin üçüncü ve son bölümünü okuyacaksınız.

 

 

Hazreti Peygamberimiz, dili çok güzel kullanırdı. Üslubu harikaydı.

Muhatapları hem söz söylemeyi bilen hem de sözden anlayan kimselerdi. Edebiyatı önemsiyorlardı.

Ünlü şairler vardı aralarında. Bir kahraman gibi saygı görürlerdi. Bedeviler arasında bile nice büyük hatipler, şairler bulunurdu.

 

Kuran nasıl bir topluma indi, Peygamber Efendimiz nasıl bir topluma hitap etti?

 

Sözün ‘az ve öz’ olmasına önem verir, “Çok konuşan çok yanılır” derlerdi.

“Sözün iyisi az, öz ve usandırmaz olanıdır” cümlesi bir atasözü hâline gelmişti.

Şu hikâyecik o dönemin edebi anlayışı konusunda fikir verebilir:

Hatibin biri çok konuşur, susmayı bilmezdi. Bir gün yine uzun uzadıya konuştu.

Konuşmasını kendisi de beğenmiş olacak ki, yanındaki bedeviye, “Size göre edebiyat nedir?” diye sordu.

Bedevi, “Veciz ve doğru sözdür” dedi.

“Peki, konuşmaktan âcizlik nedir?” diye sordu.

“Sabahtan beri içinde bulunduğun hâldir!” cevabını aldı.

Sözü yerinde ve zamanında söylemeyi takdir eder, yersiz konuşmayı hoş görmezlerdi.

“Her makamda söylenecek ayrı bir söz vardır. Her sözün uygun bir cevabı bulunur. Nice bakışlar vardır ki, maksadı sözden daha güzel anlatır” derlerdi.

Konuyu açık seçik anlatabilmek maharet kabul edilirdi. Nitekim ünlü bir edip, “Edebiyat nedir?” sorusuna şöyle cevap vermişti:

“Sözün manaya kalıp gibi uyması, maksadını açıkça ifade etmesi, bir başka manaya ihtimal vermemesi, anlamak için düşünmeye ihtiyaç duyurmamasıdır.”

Söyleyişin düzgün ve güzel olması çok önemliydi. Konuşmada noktalama işaretlerine dikkat ederlerdi.

Harfleri eksiksiz seslendirmek, heceleri layıkıyla telaffuz etmek, yerine göre ağır veya hızlı söylemek, ahengi gözetmek dikkat edilmesi gereken hususlardı.

Gerektiği zaman bazı kelimeleri tekrarlamak kusur sayılmıyordu.

Soruya beklemeksizin cevap vermek beğenilirdi. “Gecikmeden cevap vermek, isabetli konuşmak, hata etmemek” sözünün belagat tanımları arasında önemli bir yeri vardı.

Konuşurken yapmacık hareketler yapan, gereksiz jest ve mimiklerle dikkat çekmeye çalışan, böbürlenerek söz söyleyen konuşmacı hoş karşılanmazdı. Sade, tabii, gösterişten uzak, mütevazı konuşmacılar beğenilirdi.

Kendi sözlerine kıymet veren insanlardı. Dinlemeyi bilmeyene söz söylemek istemezlerdi.

“Yeme arzusu olmayanı yemeğe çağırmadığın gibi, dinleme arzusu olmayana söz söylemek için de kendini yorma” derlerdi.

Bir söz mucizesi olan Kuran işte böyle bir topluma indi, kısa sürede nice ünlü hatibi, şairi üstün edebi niteliklerine hayran etti.

Peygamber Efendimiz de bu toplumda pek çok konuşmalar yapmış ve daima hayranlık uyandırmıştı.

 

Sual-cevap tarzının bulunmadığı bir eğitim tekdüzedir. Ezbere dayanır. Ders saatinin sıkıntılı hülyalarla geçmesine sebep olur.

Nebevi eğitimde bu yöntem o kadar önemlidir ki, sahabiler bir süre soru sormayınca, Hazreti Cebrail insan suretinde gelmiş, Peygamberimize sualler sormuş, insanlara örnek olmuştur!

“Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” ayetinde kuvvetli bir teşvik vardır. Bu sebeple Resulullah soru sormaları için sahabilerini isteklendirirdi.

Her suali cevaplandırmakla kalmaz, sorana iltifat da ederdi.

Ebu Hureyre radıyallahu anhın bir sorusu üzerine ona “İlme düşkünlüğünü gördüğüm için, bu soruyu senden önce kimsenin sormayacağına kanaat getirmiştim” demişti.

Eğitimde anlatım gücü de önemlidir.

Bu da ancak sindirilmiş bilginin yanı sıra dil hâkimiyeti yani söylemek istediklerini en etkili biçimde ifade edebilme becerisi gerektirir.

Manalara uygun kelimeleri seçemeyen anlatıcı bilgisini iyi aktaramaz. Muhatap ya hiç anlamaz ya da yanlış anlar. 

Peygamberimiz, manaya en uygun kelimeyi seçmekte, kalbine inen ilahî bilgiyi dile getirmekte eşsizdi.

Yerinde söz söyler, veciz konuşur, anlatmak istediğini gayet güzel anlatırdı.

Diksiyonu mükemmeldi. Her soruya en uygun cevabı verirdi. Derin manaları kolayca ifade ederdi.

Kavranılması zor manaları teşbihlerle, misallerle, kıssalarla kolaylaştırırdı.  

Hakkında ileri geri konuşan düşmanları bile onun hitabet gücünü tenkit edemezlerdi.

Peygamber Efendimizin üslubu sadedir. Fakat sadelik içinde taklit edilemez bir güzelliği vardır.

Sanatkârane konuşmak için özel bir çaba harcamamış, lafızdan çok manaya önem vermiştir. Fakat yeri gelince edebi sanatlara da başvurmuştur.  

İnsanların hukuken eşitliğini anlatırken benzetme yapar: “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi müsavidirler.”

Bu sözde, benzetme yoluyla soyut ve zor bir manayı, somut ve kolay bir şekilde ifade etmiştir.  

 

Sözün kısası

Allah tarafından âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, kendine özgü terbiye sistemini tatbik ederek mucize derecesinde başarılı olmuş, cehalet, zulüm ve vahşet beldelerini ilim, adalet ve medeniyet nurlarıyla doldurmuştur.

Nefsine esir, menfaatine zebun, hırsına mağlup, kinine sadık, şehvetine düşkün insanlara iman ve hidayet yolunu göstermiş, her birini ihlas, sadakat, muhabbet, merhamet, fedakârlık, feragat ve iffet timsali hâline getirmiştir.

İnsaniyet semasının yıldızları olan sahabiler gibi, daha sonra gelen güzide âlimler de feyizlerini hep ondan almış, onun nuruyla âlemi nurlandırmışlardır.

 

 


Aralık 2016, 480 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Rastlantı Öyle mi?

Bütün bu olaylar kendi kendine mi oluyor? Görünen varlıklar birer yapı taşı olan zerrelerin, atomların eserleri mi? Her akıl sahibi kabul eder ki, atomlar bir bilince sahip değiller. Ne ilimleri var ne de iradeleri...

Devamı »

Uzayda Hayat

“Dünyadan başka yerde yaşam var mı, yok mu diye tartışılıyor. Kimi var diyor, kimi yok diyor, kimi bilemeyiz diyor. Peki, sen ne diyorsun?”

Devamı »

Deprem Kader Değil mi?

Bediüzzaman Hazretleri, bir risalesinde, “insanların ağzından çıkan ve küfrü işmam eden kelimeler var,” der ve inananların bu kelimeleri “bilmeyerek” kullandıklarını söyler. Küfrü işmam eden, yani “koklatan, kendilerinden küfür kokusu gelen” kelimeler... Bu tesbiti okuduktan sonra ben de kelimeleri koklamaya çalışıyorum. Gün geçmiyor ki böyle bir sözle karşılaşmayayım. İşte onlardan biri: “Deprem kader değildir!”

Devamı »

Ruh Nereye Gider?

“Merak ediyorum, ölüm nasıl gelir, bedenden ayrılan ruh nereye gider, sonra neler olur? Bunları aşama aşama anlatır mısın bana!”

Devamı »